Soluğunuz hayr olsun

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

 

İnsanlar bireysel ve toplumsal hayatlarını keyfe ma yeşa değil belirli bir dünya görüşü doğrultusunda yaşar ve sürdürürler.

Dinler, mezhepler, tarikatlar, ideolojiler, felsefeler insanlara birer dünya tasavvuru sunarlar. Bunlar öyle tasavvurlardır ki taban tabana zıt, birinin ak dediğine diğerinin kara dediği cinsten bile olabilir.

Renkler ve zevkler tartışılmadığı gibi inançlar da dogmatiktir; tartışılmaz.

Malum, sahip olunan her dünya görüşünün bir anlamı, bir amacı, bir gayesi ve bir hedefi mutlaka vardır.

Anlamı, amacı, gayesi ve hedefi ya hayır olabilir, ya şer olabilir, ya da ikisi arasında bir yerlerde bir şey olabilir..

Şu öyküye bir göz atalım:

Aynı kalp rahatsızlığıyla aynı kaderi paylaşan iki yaşlı adam aynı odayı da paylaşıyorlardı. Tek fark biri cam kenarında diğeri duvar dibinde yatıyordu. Cam kenarındaki yaşlı adam her gün camdan bakarak arkadaşına dışarısını anlatırdı.

 “Bugün deniz sakin, yine de hafif rüzgar var sanırım, çünkü uzaktaki teknenin yelkenleri rüzgarla doluyor. Park da bu sabah sakin; iki salıncak dolu iki salıncak boş, dünkü genç nişanlılar yine geldi, aynı yere oturup konuşmaya başladılar, el ele tutuştular, ne kadar da yakışıyorlar birbirlerine. Erguvan ağaçları ne kadar güzel açmış, her yer mor bir renk almış, erik ağaçları da beyaz çiçekleriyle onlara eşlik ediyor. Denizin üzerindeki martılar bu günkü yemeklerini arıyorlar, ne güzel de dalıyorlar suya...”

Günler böyle geçip gidiyordu ta ki cam kenarındaki yaşlı adam kalp krizi geçirene kadar. İşte o anda duvar kenarındaki adam, düğmeye bassa kurtaracaktı arkadaşını ama Şeytan’a uydu. Bunca zamandır sadece dinleyebiliyordu artık görebilirdi de. İşte bunun için düğmeye basmadı ve hemşireyi çağırmadı. Aynı kaderi paylaştığı kişiyi ölüme gönderdi, o bunun haklı bir savunma olduğunu düşünüyordu.

Ertesi gün hastabakıcılar ölen yaşlı adamın yerine kendisini koymaya gelmişlerdi. Hemen yatağının yerini değiştirdiler;  o günlerdir bakmak istediği manzarayı nihayet görecekti. Başını kaldırdı ve pencereden baktı: Simsiyah bir duvar.

 “Ömrü Ramazan olanın ahireti bayram olur” der Mustafa İslamoğlu.

Hayra solumuyorsan bari hayra soluyanları rahat bırakman gerekmez mi?

Arkadaşının, lehine niyetini sezemeyen art niyetli, amacı ve gayesi oda arkadaşının yerine göz dikme olunca masmavi deniz, park, çiçekler yerine simsiyah duvarla yüz yüze geliverdi.            

Bir yere ulaşmada hem fiziki hem de düşünce olarak bulunulan yerin son derece önemi vardır. Ankara diye Samsun otobüsüne binmişseniz yanlış vasıtada olduğunuzu baştan kabul etmelisiniz. Problem sizdedir, araçta ve sürücüsünde değil.

Yürüyorum, bir zaman dilimi ortasında,

Yalnız, sessiz, çaresiz, gayesiz yürüyorum.

Çile yumağı olmuş hayat kafatasında,

Maveraya acaba ben ne götürüyorum.

*

Sorular, hafakanlar zihnimi kurcalayan,

Bir girdap içindeyim alıyor veriyorum.

Mesuliyet nerede, meselesiz mi insan?

Muhatap bulmak için soruyor... soruyorum.

*

Ne kadar yol katettim, daha ne kadar kaldı,

Yol ki Hakk’a varmıyor, yerlere seriyorum.

Dört gözün ortasında emaneti kim aldı?

Gözler mi şaşı olmuş, yanlış mı görüyorum.

*

Yılları kim mahvetti, kime düştü cereme?

Kimi kime şikayet, ben kimi yeriyorum?

Bir ışık ulaşınca nihayet pencereme,

Yaratılış gayemin sırrına eriyorum. (Cevdet Söztutan)

***

 Nereye, ne ile gitmek istiyoruz?

Hedef atı kullanıp arabayla gitmekse arabadaki yere dikkat etmek lazım.

Motor ve vagon da öyle.

Motor vagonun, at da arabanın önünde ise hedefe yürümek ve ulaşmak mümkün. 

Yoksa...

İnancınızın, ideolojinizin, mezhebinizin, tarikatınızın, meşrebinizin fanteziden öte bir anlam ifade etmediğini görürsünüz.

Ne yazık ki, yarar yerine kendinize ve topluma zarar verdiğine objektif bakarsanız şahit olursunuz.

Soluğunuz hayır olsun..