Siyasetname’den seçmeler 8

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

 Önce kendisini mahkemeye 
sevk eden melikin hikâyesi-
Ammar b. Hamza, Halife Mansur’un meclisinde oturmuştu. Bir kimse gelerek Halifeye Hamza’yı şikâyetle “O benim tarlamı gasbetmiştir” dedi.  Mansur, Hamza’ya“ kalk hasmının karşısına otur ve hasma cevap ver” dedi.
Hamza “ Ben onun hasmı değilim. Eğer o tarla benim ise ona bağışladım. Halifenin beni bu işle aziz ve muhterem kıldığı bu yerden kalkmam. Kendi makam ve rütbemi bir tarla ile değişmem” dedi. O’nun bu alicenaplığı bütün büyüklerin hoşuna gitti.
*
Mihrican günü ve Nevruz günleri padişahın halk için toplantı yapması acem meliklerinin âdeti idi. Padişah o günlerde mutlaka herkesin davasına bakardı. O günlerin öncesinde padişah tellallar vasıtasıyla halka şu ilanatta bulunurdu.
“Eğer bir kimse başka bir kimseyi bugün davasını arz etmekten alıkoyarsa, melik onun (alıkoyanın) kanını akıtmakta mazurdur”
O gün gelince melik, bütün dava dilekçelerini alır, birer birer okurdu. Başkadı da hazır olurdu.
Melik, Başkadı’nın önünde diz çöker ve “ bütün davalardan önce, hemen benden zulüm gören kimse için adaleti yerine getir. Bu hususta bir tarafa müsamaha ve meyletme” derdi.
Sonra halka şöyle seslenilirdi:
“ Her kimin melik ile husumeti varsa, hep bir tarafa otursun, ta ki, önce sizin işinizi görelim” denilirdi.
Sonra Melik Başkadı’ya: ”Huda’nın nezdinde hiçbir günah padişahların günahından daha büyük değildir. Zira Huda padişaha verdiği nimeti başka hiçbir kuluna vermemiştir. Halka hüküm ve fermanı kendisine vermiştir. Sonra padişah adalet üzere olmalı ve zalimlerin elini imdat isteyenler üzerinden çektirmelidir. Eğer melik zulüm yaparsa, cümle yüksek makam sahipleri de halka karşı zalim olurlar. Zulüm ve günahın uğursuzluğu sebebiyle, padişahlar kısa ömürlü olurlar öldürülürler.
Mülk ve hanedan başkasına geçer. Şimdi, ey kadı, Allah’a bak ve gör ki, beni kendine tercih etmeyesin. Yüce Allah’ın yarın benden her sorduğunu ben de senden sorarım ve senin boynuna yüklerim.” derdi.
Sonra Başkadı davaya bakardı. Şikâyetçi haklı ise hakkını teslim ederdi. Eğer melik haklı ise, haksıza gereken küstahlık cezası verilirdi.
Bu cezanın sebebini Tellal şöyle ilan ederdi: “ Bu, melikte  ve memlekette kusur arayanın ve küstahlık edenin cezasıdır” diye ilan ederdi.
Melik’in davası görüldükten sonra, melik tacını başına koyar tahtına otururdu. Sonra da yüzünü makam ve mevki verdiklerine döner “Ben sizlerin zulüm yapmaktan vazgeçmeniz için önce kendi davalarımın görülmesini istedim ve cevabını verdim. Şimdi sizlerden her birinizin bir hasmı vardır, her biriniz onun memnuniyetini sağlayınız” derdi.
Padişah insaflı ve adil olunca, halkın işi hep sükûn bulur.
*
Eğer bir nahiyede (ilçeden küçük yerleşim yeri) haraplık-köhneleşme başlar ve dağılma-göç alametleri görülürse, bunlara sebep garez sahipleri (zorbalar) bulunduğu şüphesi uyanırsa; padişah kendi has adamlarından birini ansızın oraya göndermelidir. Öyle ki, hiç kimse bu adamın ne iş için geldiğini bilmemelidir. O kimse, o şehirde  bir ay dolaşmalı; mamurluk ve viranlık bakımından vilayet ve şehrin durumunu öğrenmeli, yöneticilerin ahvalini halktan sorup sual etmeli, memurlar ve diğer görevlilerin duruma ne mazeret gösterdikleri hususunda padişaha doğru haber getirmelidir.
Cihanın mamur kalması halkın da fakir düşmemesi ve yurdundan olmaması, padişaha farz olan bir iştir. 
(sürecek)
Kaynak: Siyaset-name. Yazan Nizamü’l-Mülk, Çev. Prof. Dr. M. Altay Köymen.
Kültür Bakanlığı Yayınları. !000 temel eser dizisi. 1990.