Siyasetname’den seçmeler 6

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

-Nuşirevan’ın siyaset ve adalet zinciri sallanınca -
Nuşirevan’ın siyaset zinciri yedi yıldan sonra sallanıp üzerine asılı ziller şıngırdayınca bütün saray görevlileri koşup baktılar ki, bir sahipsiz eşek gelmiş, başıyla zinciri sallandırmaktadır. Bu hali görenler hemen eşeği oradan uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Durumdan haberdar olan Nuşirevan, eşeği tutup ahıra almalarını, sahibinin kim olduğunun bulunmasını ve huzura getirilmesini emretti. Belki bu eşek de bizden adalet istemektedir, diye düşünmüştü.
Saray uşakları şehir içinde eşeğin sahibini aramaya çıktılar ve buldular. Eşeğin sahibi bir çamaşırcı idi. Nuşirevan, huzuruna getirilen adama sordu:
-Bu eşek senin mi?
- Benim idi, efendim. Yaşlanmıştır ve ben de onu azat etmişimdir.
- Pekala kaç senedir sana ne şekilde hizmet etti bu hayvan?
Çamaşırcı, 20 seneden fazladır efendim. Sırtına koyduğum küfelerle dereye kuru çamaşır götürüp yıkar, ıslak çamaşırları yine sırtına yükler şehre getirirdim efendim, dedi.
Nuşirevan, demek sana yirmi sene hizmet eden hayvanı, artık yük taşıyamıyor, iyi yürüyemiyor diye sokağa terk ettin öyle mi?
Çamaşırcı, evet efendim, dedi.
Nuşirevan ahırdan eşeği getirtti. Adalet zinciri yanına çamaşırcı falakaya yıkıldı. Kendisine 40 deynek vuruldu.
Nuşirevan, eşeği sahibine verdi ve her gün iki demet otla beslemesini, eğer kusur işleyip hayvanı aç bırakacak olursa cezanın daha ağırına çarpılacağını ihtar etti.
İşte böyle adalet zincirine sürünen eşek de Nuşirevan’ın adaletinden payını almıştı.
***
Derler ki, Sultan Mahmud her gece has adamları ve nedimleriyle şarap içerdi. Sabah olunca ayıkmak için de sabuh denilen sabah içkisini içerlerdi. Sabuh denilen de yine şaraptı.
Sultan Mahmut bir eğlence gecesinin sabahında arkadaşı ve has adamlarından Ali Nuş-Tekin’in halen ayıkmamış olduğunu gördü. Ona böyle sarhoş halde dışarı çıkmamasını, sarayda istirahat edip gece evine gitmesini söyledi.
Ali Nuş-Tekin ise ısrarla hemen evine dönmesi gerektiğinde ısrarcı oldu.
Sultan Mahmud, öyle ise çarşıda-pazarda Muhtesib’e yakalanma. Zira o bizim emrimizi yerine getirmekte ihmal etmez. Seni döver. Ben de üzülürüm. Tatsız olur, dedi.
Gerçekten de sultanın dediği aynen Ali Nuş-Tekin’in başına geldi.
Pazaryerinden geçerken, Muhtesib atının üzerinde zor duran bu sarhoşu attan indirtti ve 40 değnek vurdu.
Evine gidinceye kadar Ali Nuş- Tekin şöyle söylendi: “Sultanının sözünü dinlemeyenin sonu benim halim gibi olur” diyordu.
Ertesi gün Ali Nuş-tekin saraya gelince Sultan Mahmud, dün ne oldu diye sordu. O da gömleğini sıyırıp sırtındaki kamçı yaralarını gösterdi.
*
 Her şehre bir muhtesip gereklidir ki; o şehirdeki terazileri ve fiatları doğru tuttursun, pazara getirilen malların hilesiz olduğunu kontrol etsin, şehir içinde aleni haram iş işleyenleri tutup emr-i maruf ve nehy-i münkeri (iyiliği emretsin ve kötülüklerden önleme işini) yerine getirsinler.
Yukarıda ki hikâyede geçtiği gibi olursa elbette işler adalet üzere yürür ve İslamın temeli kuvvetli olur. Muhtesiplik işini hep hiç kimseye müsamaha etmeyen bir Türk’e buyururlardı ki, iş düzgün yürüsün.
“ İşi ehline veriniz, yaptırınız” ikazı ne mübarek sözdür. (sürecek)
                                                            *
Kaynak: Siyaset-name. Yazan Nizamü’l-Mülk, Çev. Prof. Dr. M. Altay Köymen.
Kültür Bakanlığı Yayınları. !000 temel eser dizisi. 1990.          (Sürecek)