Dört Yapraklı Yonca

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Dört yapraklı yonca efsanesini bilir misiniz?
Hani bu dört yapraklı yoncanın bir yaprağı inancın, diğer yaprakları da sırasıyla umudun, aşkın ve şansın sembolüdür derler ya...
Hani sadece şanslı insanların karşısına çıkan ve onlara şans getirdiğine inanılan dört yapraklı yonca efsanesi...
Bu efsane benim için gerçek oldu desem inanır mısınız?
İşte ben de bu dört yapraklı yoncayı ararken, onu Hitit Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde buldum. Yaprakların birinin adı Meral, diğerinin adı Atiye, üçüncüsünün adı Elif ve sonuncusunun da adı Hiclal idi. Gündemin artık insanları iyice bezdirdiği şu günlerde bu dörtlüyle karşılaşınca bir an kendimi rahatlamış hissettim. Bana şans getirmişlerdi gerçekten de…


İl Kültür Turizm Müdürlüğü tarafından Çorum Valiliği ve Hitit Üniversitesi desteği ile organize edilen Hitit Söyleşi Günlerinin dördüncüsü geçtiğimiz Salı günü yapıldı. Turgut Özal Konferans salonu yine "Halk Hikâyesinden Mesnevi ve Romana" konulu paneli dinlemek için gelenlerle hınca hınç doluydu.
Hocalarım Abdulkadir Ozulu'dan Ethem Erkoç'a, Bahri Güven'den Selahattin Aydemir'e, Mehmet Tatlısu'dan Muzaffer Gündoğar'a ilimizin erbab-ı kalemleri, İl Kültür Müdürlüğünün idarecileri ve personeli, İl Halk Kütüphanesi Müdürü, geleceğin edebiyatçıları olacak öğrencilerimiz ve edebiyatseverler salondaydı.


Panelin moderatörlüğünü Hitit Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Meral DEMİRYÜREK yaparken, panelistler de Bölüm'ün diğer hocaları Yrd. Doç. Dr. Elif Ayan NİZAM, Yrd. Doç. Dr Hiclâl DEMİR, Yrd. Doç. Dr. Atiye NAZLI hocalardı. Bu dörtlüyü daha öncede Çorum'da Edebiyat konulu panelde de izlemiştik.


Uzun süredir yazmaya ara vermeme rağmen Üniversite ile halk kaynaşmasının önemli bir göstergesi olan bu çalışmaları önemsediğim için bu yazıyı yazmayı kendime bir görev addettim.
Meral Demiryürek Hocamızın açılış konuşmasında belirttiği gibi Üniversitelerin bulundukları şehrin kültürel hayatına katkıda bulunması gerekir. Bu açıdan özellikle Prof. Dr. Reha Metin Alkan Hocamızın Rektör olduğu dönemden itibaren bu katkıyı daha iyi hisseder olduk. Bu yüzden Rektörümüz Reha Metin Alkan'a ve ekibine çok teşekkür ediyorum.


Bölüm Başkanı Doç. Dr. Meral Demiryürek Hocamızın güzel bir takdim konuşmasıyla başlayan panelde; her birisi kendi uzmanlık alanlarına göre konuyu ele alan panelist hocalarımız başarılı sunumlarıyla bizleri bilgilendirdiler. İlk panelist olan Atiye Nazlı Hoca Halk Hikâyelerinin Genel Özelliklerini anlattı. Sonra sırasıyla Elif Nizam Ayan Hocamız "Hüsrev ü Şirin ve Süheyl ü Nevbahar Mesnevilerinde Halk Hikâyesi", Hiclal Demir Hocamız da "Mesnevilerin ile Modern Anlatılarla Karşılaştırılması" ve son olarak da Meral Demiryürek Hocamız da "Romana Dair Bazı Tespitler" konulu sunumlarını başarıyla anlattılar.
Hikâye, mesnevi, destan ve romana dair tanımların, tür özelliklerinin anlatıldığı sunumlarda kronolojik bir sıra izlenmişti.


İlmi bahislerin yanında genel hatlarıyla anlatılan "Gül ile Alişir" (Ali Şir Nevai) hikâyesi, "Süheyl ü Nevbahar", "Hüsrev ü Şirin" ve "Leyla İle Mecnun" mesnevileri hayli ilginç idi.
Meral Demiryürek Hocamızın, Orhan Hançerlioğlu'nun "Karanlık Dünya / Ekilmemiş Topraklar" romanından örnek verdiği sunumunda yaptığı "roman okuyan insan yaşlanmaz" tespiti de çok güzeldi.
Panel ile ilgili aldığım notlarıma göz attığımda şu tespitler var…
Halk Hikâyelerinin, 15. Yüzyıldan sonra konargöçer bir hayat tarzından yerleşik düzene geçildiğinde ortaya çıktığı…


Destan türünün yerini 15. Yüzyıldan itibaren halk hikâyelerinin aldığı…
Halk hikâyelerinin bugünkü TV dizilerde olduğu gibi 30 gün süreyle anlatıldığı…
12. yüzyıldan itibaren mesnevinin İran Edebiyatından bize geçtiği…
Batıda 17. yüzyılda Cervantres'in Don Kişot'u ile ilk örneği verilen romanın birebir benzeri olmasa da doğu edebiyatında daha önceleri mesnevilerle bir tür romanların yazıldığını, hatta bazı araştırmacıların mesnevilere "doğu kültürünün romanları" dedikleri…
Biz de ilk romanın Şemseddin Sami'nin yazdığı Taaşşuku Talat ve Fıtnat olduğu…
Edebiyatçıların romanı sıradan bir okuyuşla değil sorgulayarak okuması gerektiği…
Edebiyatseverler için güzel bir paneldi. Panelin sonunda Sayın Vali Yardımcımız Fikret Zaman panelist hocalarımıza birer plaket takdim ettiler.


Program sonunda daha önce Nurullah Genç'e Vefa Gecesinde görev alan Üniversiteli kardeşlerimle karşılaşmam ve onlarla ayaküstü de olsa kısa bir sohbet etmem de benim için çok önemliydi. Bu kardeşlerime bundan sonraki hayatlarında başarılar diliyorum. Onların da ileride başarılı birer edebiyatçı olacaklarına inanıyorum.
Sonuçta ben panelden hayli keyif aldım. Bence salondaki edebiyatseverler de benzer duyguları yaşamıştır. Bu yüzden edebiyat gülşeninin bu dört yapraklı yoncasına akademik hayatlarında başarılar diliyorum. Tıpkı yonca yaprakları gibi birbirlerine kenetlenen ve üzerlerindeki hale ile etraflarını aydınlatan bu dörtlüden daha dinleyeceğimiz çok şeyler olacak. Özellikle Çorum'daki edebi ve kültürel hayat ile ilgili olarak Çorumlu şair ve yazarlarımızın eserleri üzerine yapacakları çalışmalarını beklediğimizi de belirtmek isterim.