İstikamet sahibi olmak

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

İnsanoğlu dünya denen bu âleme gönderildiğinde başıboş bırakılmadı. Kıyame Süresinde bu düşünceye karşı ilahi bir ikaz var. "İnsan, başıboş bırakılacağını mı sanıyor?" şeklinde… Başıboş değiliz, aksine Yaradanın bize verdiği akıl melekesi ve irade gücü ile iyi ve kötü arasında tercih yapma şansına ve sorumluluğuna sahibiz. Bu seçim insanı diğer canlılardan üstün kıldı. İyiye "Hak" kötüye "Batıl" denildi.

 

"Bizim sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" 

 

Bu hitap Mü'minûn suresinden tüm insanlara…  Demek ki başıboş değiliz ve yaptığımızın her şeyin hesabını vermek durumundayız. Zira Zariyat suresinde de "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" buyruğu yaratılış gayemizi açık seçik bir şekilde belirtiyor. 

 

Yaşanılan her anı farklı bir imtihan olan bu dünya hayatında, ancak Rabbimize kulluk etmek için yaratılmışlığımızın şuuru ile her vakit huzura durduğumuzda okuduğumuz Fatiha suresinin 5. ayeti ile dilimizden arşa yükselen "Bizi doğru yola ilet" duası ile istikamet sahibi olmayı arzularız.

 

Peki, nedir bu istikamet sahibi olmanın anlamı, gereği?  

 

Genel manasıyla istikamet sahibi olmak demek; bir hedefe tereddütsüz, tezatsız ve devamlı olarak yönelip ilerlemek demektir. Her işimizde dürüst davranmak, Allah'ın bizden istediği şekilde hareket etmektir. Onun birliğini ve rububiyetini dil ile tasdik ve kalp ile de ikrar etmektir. Bu ikrar ve tasdik çerçevesinde yolundan bir milim sapmadan, gönlü ve gözü kaymadan bu imanın gerektirdiği şekilde yaşamaktır. 

 

Yüce Mevla bize ebedi başvuru rehberi olarak gönderdiği kitabında Fahri Kâinat Efendimize hitaben buyurur ki: "O halde sen beraberindeki tevbe edenlerle beraber emrolunduğun şekilde dosdoğru ol. Aşırı gitmeyin. Çünkü O, her ne yaparsanız görendir."(Hud: 112)

 

Bu hitap karşısında Hz. Peygamber "Hûd Suresi beni ihtiyarlattı" buyurmuşlardır. Gerçekten de o zamana değin simsiyah olan mübarek saç ve sakallarında, bu ayetin vahyinden sonra beyazlıklar görülmeye başlandığı rivayet edilmektedir.

 

İbn-i Abbas (r.a.) da bu ayet için: "Bütün Kur'an içinde Rasulullah'a bu ayetten daha şiddetli ve daha zor bir ayet nazil olmamıştır" demektedir.

 

Aşırılığa gitmeden ve taviz vermeden istikamet sahibi olmak demek dünyanın en zor mesleğine talip olmaktır. Bunu başaranlar kâmillik mertebesine ulaşacaktır. Bu yüzdendir ki "en büyük keramet istikamet sahibi olmaktır" demişlerdir.

 

İstikamet sahibi olmayan kimsenin durumu ise; doğruluğu bırakıp, hak ve hukuka tecavüz etmek, verilen sözde durmamak ve ahde riayet etmemektir ki bütün bu olumsuzlukların karşılığı ise hıyanettir.

 

Her işte dosdoğru olmak… Hayat yolculuğunda uyacağımız hız limiti budur.  

 

Mutaffifin Suresinde de "Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline! Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler. Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar. Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?" buyrulmaktadır.

 

Elinizde bir terazi var. Daraya ne koyarsanız mikyasınız, ölçünüz o… Elmayı kilo ile ölçüyorsunuz. Kumaşı metre ile, sütü litre ile… İnsanı ölçerken kilo ile metre ile ölçemiyorsunuz. Onu da ölçtüğünüz kıstaslar olmalı değil mi?

 

Nisa suresi 58. ayeti kerime de "Muhakkak Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verme konumunda bulunduğunuz vakit adaletle hükmetmenizi emreder: Allah'ın size yapılmasını öğütlediği bu şey, mahza bir güzellik ve ikramdır: Unutmayın ki Allah her şeyi işitir ve görür" buyrulmakta…

 

İşte ölçü konulmuş. Uyarsanız felaha eriyorsunuz. Uymazsanız siz bilirsiniz. Onun da karşılığı olarak "Onlar, büyük bir gün; insanların, âlemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?" diye soruluyor. 

 

İstikamet sahibi olmak, emaneti ehline vermek, ölçüde tartıda hakkaniyet ölçülerinden taviz vermemekle emrolunduk. İstikamet sahibi olmaz isek esfeli safiline yuvarlanmaya mahkûmuz. Bir taraftan "emrolunduğun gibi dosdoğru ol" hitabı ile haşyetten saçı sakalı ağaran koca bir peygamber varken acaba biz neye ve kime güveniyoruz? 

 

Bakara suresi 48. ayette "Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden bir şefaatin kabul edilmeyeceği ve hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korkup sakının" buyruluyor. 

Referanslarımız bu geçici hayatta bizi bir geçitten geçirebilir. Ama yarın sırattan geçirmeye yetmeyeceğini biliyor muyuz?

Toprağın üstünde dimdik duramayanlar, toprağın altında sürünmeye mahkûmdurlar.

Tercih bizim…