Bir Eftekin Hoca göçtü dünyadan

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Doğduğunuz gün kulağınıza okunan ezanın namazını öldüğünüz zaman kılarlar. Saf saf olur mahzun kalpler tabutunuzun önünde... Son vazifeyi ikmal için orada hazır olan herkes. Tek bir ses halinde cevap verirler İmam Efendinin "merhumu nasıl bilirdiniz?" sualine "iyi biliriz" diye… Ardından "hakkınızı helal ediyor musunuz?" sualine yine hep bir ağızdan "helal olsun" diye haykırır adeta.


Eşinizden, çoluğunuzdan çocuğunuzdan, arkadaşlarınızdan ayrılırken Rabbinize visal için bindirildiğiniz son binitinizde omuzlar üzerinde nazlı nazlı gidersiniz makberinize… Topraktan yaratılan bedeninizin toprağa, ruhunuzun Mevla'ya arzı anında hicranın, firakın, hasretin alev alev sineleri yaktığına şahitlik edersiniz.
Bir gün gazetelerde şu satırlar yazılır arkanızdan; "Çorum'un sevilen sayılan şahsiyetlerinden olan ve öğretmenlik hayatı boyunca sayısız öğrenci yetiştiren Nurettin Eftekin son yolculuğuna uğurlandı..."


İşte bu duygularla uğurladık Nurettin Eftekin Hocamızı ötelerin ötesine…
Cemaati öncelikle akrabalarından ve arkadaşları ile biz öğrencilerinden oluşuyordu. Belki uzun zamandır göremediğimiz hocalarımız hep bir aradaydı. Nurettin Yaz, Abdulkadir Ozulu, M. Şakir Çıplak, İsmail Duran Eker, Veysel Bahçevan, Veli Kavaklı, İsmail Tuncel, İsmet Tuncer, İsmet Altıkardeş, İhsan Erdinç, Şeref Hayır, Hüseyin Gedik, S. Ahmet Sezikli, Mehmet Tatlısu, Yaşar Yılmaz, Daver Kolağası, Selahattin Çakırtekin, Abdullah Çağlar, Hüseyin Kır, Ethem Erkoç, Şahin Ertürk, Nuri Ertürk, İsmail Torun ve şu an aklıma gelmeyen diğerleri…


Gözümde hocamızın siması ve İmam Hatip'teki öğrencilik yıllarımız canlandı. Lise birinci sınıfta iken edebiyat dersimize gelmişti rahmetli. Divan Edebiyatı ile ilk kez onun sayesinde tanışmıştık. Okulun en gözde öğretmenlerinden biriydi. Vakur duruşu, aristokrat hali ile asalet timsali bir insandı. Kimse onun dersinde çıt çıkarmazdı. Öğrenciler ona "Efem" ismini takmıştı.


Disiplin anlayışı farklıydı. Onun disiplin anlayışı prensipler üzerine kuruluydu. Giyimi kuşamı ve beyefendiliğiyle dillere destandı. Onu düşününce aklıma hep Hasan Tuluk Hocamız gelir. Allah uzun ömürler versin o da benzer özelliklerde müstesna bir insandır.


Şahin Ertürk hocamızın da belirttiği gibi Nurettin Eftekin'in öğretmenlik tavrı  "edebi üslup" özelliğine sahip, konuşması, öğrenciye hitabı, edebi metinleri okuyuşu, edebi olana değer verişi, estetik değerleri vurgulayışı, milli kültürümüzle ilgili hassasiyeti hep bir bütünlük içindeydi. O üslup bütünlüğü biz öğrencilere edebiyatın yaşanabilir bir sanat alanı olduğunu, temsil ettiği değerlerin hayatla birebir örtüştüğünü rahatlıkla sezdiriyordu.


Aynı minval üzerine Mehmet Okumuş da şunları yazmıştı onun için… "Özen, ihtimam, ihtişam, bilgi, aşk, şevk, zevk, öğretme güdüsü, saygı, tekebbür, edep, estetik kaygısı, tertip, düzen, tertil…"
Hale Dergisinde yayınlanan Okumuş'un bu güzel yazısı onun sağlığında yazılması hasebiyle ayrı bir değere sahip.
Okumuş'un özellikle şu cümlelerine katılmamak elde değil. "Bir şeylerin bilinmesi ve farkına varılması gerekiyor Nurettin Eftekin Hoca'nın tavrındaki ve duruşunda ki asaleti anlamak için. Bu kadar yüksek perdeden algılayış biçimini öğrencilik yıllarında fark edememek biraz burkuyor yüreğimi… O dünyanın çok ufakta olsa sokağından kıyısından köşesinden ve bir anlığına da olsa rahlesinden geçen insanlara ne mutlu."
İşte benim de yaşadığı burukluk burası. Ona o kadar saygı duyuyorduk ki bir şey sormaktan çekiniyorduk. Olur ya mâlâyani bir şey sorarız, üzeriz, kırarız diye. Aslında o yıllarda ne soracağımızı, ondan nasıl istifade edeceğimizi de bilemiyorduk.


Onunla beraber çalışan bir öğretmen arkadaşımın şu sözleri hala kulağımdan gitmiyor. "Bu adam bir derya… Ben üniversitede bile onun çapında bir hocayla karşılaşmadım. Her gün ondan yeni şeyler öğrenmeye çalışıyorum." Evet, Eftekin hoca böyle bir deryaydı.


Onun hayatının satır başlarını araştırdığımda Abdulkadir Ozulu ve Şakir Çıplak Hocadan dinlediğim şu birkaç hususu aktarmadan geçemeyeceğim.


Nureddin Bey İmam Hatip Okulunu iftihar derecesiyle bitirmiş, öğrencilik yıllarında çalışkan, düzenli, tertipli bir kişiliğe sahip imiş. İmam Hatip Okulu son sınıfta iken artık konuşacak derecede Farsçaya hâkim imiş. O yıllarda Lise diploması alabilmek için ya fark derslerden sınava giriliyor ya da Lise de bir yıl okunuyormuş. Hocamız da Çorum Lisesinde bir yıl okumuş.


İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümünü birincilikle bitirmiş. Ama bu durumdan hiç bahsetmemiş. Kendisinden bahsetmeyi, övünmeyi hiç sevmeyen bir kişiliğe sahipmiş. Bu bilgiyi okul arkadaşları Ozulu Hocamızla paylaşmışlar. Aynı zamanda Arap ve Fars Filolojisi bölümünden de mezun olmuş. Bir yıl kadar bu okulda asistanlık yapmış. Ailesinin isteği üzerine bu görevini bırakarak öğretmenlik yapmak üzere Çorum'a dönmüş.


Nurettin Eftekin Hocamızın bir de bilinmeyen bir eseri var. Bu da 1968 yılında Edebiyat Fakültesinden mezun olduğunda hazırladığı bitirme tezi. Bu kitabın tek nüsha hazırlandığını ve merhumun kendisinde bile bir kopyasının olmadığını Ozulu Hocamdan öğrendim. Bu kitabın adı Zihni Divanı… 184 sayfa olan bu eser Beyazıt'taki İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanesi'nde bulunmakta. Yer Numarası: THT 209 Tez, Barkot EFKTHT209, Durumu IUEFK Tezler koduyla muhafaza ediliyor.


Hocamızın çocuklarının bu kitabın mutlaka bir kopyasını buradan edinip basılmasını sağlamasının, hocamızın adını yaşatma adına çok önemli bir hizmet olacağı inancındayım. Belediyemizin de bu kitabın basımını üstleneceğini düşünüyorum.


Hatta Eftekin Hocamız gibi şehrimizde simge olmuş isimler hakkında belgesel filimler hazırlanmalıdır.
Hocamıza rahmet, ailesine ve camiamıza başsağlığı diliyorum.
Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun...