Şair Salim Örgel Gecesi

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Çorum, Anadolu'nun göbeğinde safiyetini muhafaza etmiş, ozanıyla, şairiyle kültürünü nesilden nesile aktarmış ender şehirlerimizden birisi… Bu toprağın çocuğu olmak herhalde en azından bu yönüyle bile bir iftihar vesilesidir desem sanırım abartmış olmam…


Çorum ellerinden yükseldi "gayri dayanamam ben bu hasrete" feryadı… Gurbet ellerde bitmeyen uzun gecelerin gecesi, sılada bir evin bacası olmak istedi Çorumlunun dizeleriyle, Çorumlunun ezgileriyle hasret çekenler…
Türkü oldu dillerde sözler… Nasırlı ellerin, çorak toprakların, gurbetin, sılanın türküleri yakıldı dilden dile… İşte Çorum, her bir köşesinde nice değerler sakladı. Kimi sesini duyurdu. Kimi meçhul bir kahraman olarak terk etti bu dünya çilehanesini… Sesini duyurmayı başaranlar yaptıkları plakları, kasetleriyle, çıkardıkları kitaplarıyla dilden dile, ilden ile duyurdular seslerini. Sözlerinde hüzün vardı, sitem vardı. Bir Anadolu hikâyesi vardı türkülerinde…
Gönülde çağlayan duygular taştı bir kalemin ucundan kâğıtlara… Bazen de yazmadı kalem. Halden anlamadı, dertleri yazmadı. Şair o zaman kaleme sitem etti. "Neyin varda bugün niye yazmıyon / Kalem seni parça parça kırarım" diyerek…


İşte bu sözler türküleşerek hanelerimize misafir oldu. Âşık Gülabi'nin ezgileri ve güzel yorumuyla çok dinledik bu türküyü… Sözleri etkiledi gönüllerimizi… Sözleri bu toprakların çilekeş bir çocuğuna aitti… Koca şair Salim Örgel'e… 


Salim Örgel, 1926 yılında Çayhatap köyünde hayata merhaba dedi. Hayatın yükünü daha çocuk yaşlarda hissetti omuzlarında. Geçime yetecek bir toprakları yoktu. Anadolu perişandı. Cumhuriyet ondan sadece üç yaş büyüktü. Akranıydı ve beraber büyüyeceklerdi Cumhuriyetle… İlkokulu köyünde bitirdikten sonra tahsil hayatı noktalanmıştı. Zira devam edebileceği bir ortaokul da yoktu köyünde… Derken bir gün muhtar köye bir okul yapılması için salma saldı, döküm döktü her hane için; şu kadar kerpiç dökeceksin, bu kadar taş çekeceksin, şu kadar gün çalışacaksın diye… Köye yeni gelecek bir öğretmen için hazırlıklar yapılıyordu. Ben de okumalıyım dedi kendi kendine Salim Örgel. Anasının üç beş tavuğunu tuttuğu gibi düştü şeherin yollarına. Bir dizi imtihan sonrasında Hasanoğlan Köy Enstitüsünü kazandı ve gitti. Öğretmen olarak döndü köyüne. Ama hasreti, gurbeti, yokluğu iliklerine kadar hissetti. Anasının yazdırdığı mektupları sardı bağrına anam diye, sılam diye geceleri... Hassas kalbi yaz dedi Salim Örgel'e. O da bu fermana uyarak yazdı hasreti, gurbeti, köyü, sılayı, yokluğu… Bir şiirinde şöyle seslendi tarlada çapa sallayan çilekeş köylü kadınına: "Terden apak olmuş rastıksız kaşı / Dayanmış çapaya duruyor Fatma/ Ayağı yalındır başında poşu / Kardan adam gibi eriyor Fatma"


Öğretmen olunca da var gücüyle uğraştı bu toprakların çocuklarına bir şeyler öğretmek için. 1967 yılına dek değişik bölgelerde öğretmenlik yaptı. Buralarda gördüğü, yaşadığı sorunları şiirlerinde işledi.  Ama talih ona bir sürpriz hazırlamıştı. Henüz 41 yaşında iken Örgel, bir trafik kazası sonrası bir ayağını kaybetti ve tekerlekli sandalyeye bağımlı kaldı. Öğretmenlikten malulen emekli edildi. Evine kapandı. Peşinden hayat arkadaşını, ağabeylerini kaybetti. "Karım anam ağbilerim komş'olmuş / Yatmışlar ki bir tepenin yüzüne" dedi. Peşinden "Komşuluk mu olur bundan sonrası / Her birinin birer metre arsası / Kırk beş yılda ne tez doldu burası / Ne çok rağbet o tepenin düzüne" sözleriyle mezarlığa seslendi.


O tepe 1990 da onu da çağırdı bir metre arsa, iki metre kefenle komşu etmek için eşine, ağabeylerine, babasına, anasına…


 "Şahna" şiiriyle yerdiği merhum Senatör Abdullah Ercan, Çorumlu Şairler Antolojisinde ondan ve şiirlerinden bahsetti. Şiirleri yöre âşıkları tarafından bestelendi. Ayrıca birçok araştırma, gazete ve dergide yayımlandı. Hüseyin Çırakman onun için "Çorumlu ozanlarımızın en tahsillisi idi" diye yazdı Çorumlu Halk Ozanları kitabında.


İşte bizde ölümün 23 yılında 11 Haziran 2013 Salı günü Devlet Tiyatro Salonunda Şahin ve Emine Örgel'in hazırladığı enfes bir programla yâd ettik bu koca ozanı… Hayatı, şiirleri, şiir dili anlatıldı. Muhteşem bir belgeselle hafızalarımıza kazındı hayatından kesitler…


İbrahim Gösterir onun şiir dili ve edebi yönü hakkında yaptığı güzel bir konuşmasıyla, Yeter ve Sadi Döner beraber okudukları bir şiiriyle, ismini hatırlayamadığım Âşık Borani'nin kızı olan bir hanımefendinin okuduğu şiirleriyle, Sürmelican ve Grup Deyiş de türküleriyle renk kattılar geceye…


Sayın Valimiz Sabri Başköy, Belediye Başkan Yardımcımız Turhan Candan kısa konuşmalarıyla ayrıca onurlandırdılar programı. İl Kültür Müdürümüz Ali Özüdoğru, CHP İl Başkanı Cengiz Atlas, yazar ve şair dostlarımız Kenan Yaşar, Muzaffer Gündoğar, Selahattin Aydemir ve kıymetli hocam Abdulkadir Ozulu da varlıkları ile omuz verdiler bu güzel programa… Ve diğer misafirler…


Zaman zaman duygulandım program akışı içinde… Kendimi buldum adeta… İlçem Uğurludağ canlandı gözümün önünde… Tarlalarda çalıştığımız, uğraştığımız günler canlandı hafızamda... Temmuz sıcağında tırpan biçenler, anadutla deste çekip yığın vuranlar, döven sürenler…


Bir şair olarak Fatma şiiri okununca Köylü Kadın şiirimdeki "Nasırlı ellerin çile defteri / Oku oku bitmez çektiğin senin / Sulasın toprağı alnının teri / Bereket yağmuru döktüğün senin" mısraları aklıma geldi.


Köy deyince Çoban şiirimdeki "Şimdi köyü bekler üç beş ihtiyar / Oldu mu kaçanlar köyden bahtiyar / Oysa gariplere olmaz bahtı yar / Kaçıp gidenlerin gönlü köz çoban" mısralarımı hatırlattı Salim Örgel…
Mezar şiirinde de "Kabristana yolum düştü bu bayram / Ne çok tanıdığım ölmüş meğerse / Hasretlik esiyor hep buram buram / Zaman bizden neler çalmış meğerse" mısralarımı…


Salim Örgel'in hikâyesi bizim hikâyemizdi… Bu toprağın çocukları olan hepimizin hikâyesi… Geride bıraktığı evlatlarının onun hatırasına sahip çıkarak bu kadar güzel bir program yapmaları da ayrıca takdire şayandır. Örgel ailesini bu yönden takdir ediyorum.
Son olarak Merhum Salim Örgel'e rahmet diliyorum. Ruhu şad olsun.