Bahar konserimiz ve hissettiklerim…

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Her ne kadar iklimler değişse de yine de "Bahar Mevsimi" bir başka güzel. Zekai Tunca'nın: "Bahar, çiçek çiçek gelince güzel…" şarkısı gibi…
Benim de âcizane bir şiirimde: "Bahar / Sen ne güzelsin / Adın bile güzel senin /  Kıskanır ismini duyan / Resmini gören / Sele serpe açma yüzünü /Sakın nadanlardan" dediğim gibi…
Baharla umutlar yeşeriyor, tabiat uyanıyor, çiçekler hem renkleriyle hem de rayihalarıyla efsunluyor gönülleri… Şarkılara, şiirlere ilham olan bir bahar mevsiminde, bizler de topluluk olarak en güzel şarkılardan bir buket yapıp sunduk sevenlerimize… Tam üç gün boyunca unutulmaz anlar yaşadık ve yaşattık. Yaklaşık yedi aylık bir emeğin mahsulü olan bu anlar; emeğimizin karşılığı olarak seyircilerimizin ilgisi, sevgisi ve alkışlarıyla daha da bir anlam kazandı.
Hayat kendi mecrasında bir ırmak misali akıp gidiyor. Kimi zaman sessiz sakin, kimi zaman köpük köpük, kimi zaman çağlayarak… Her konserde bu akış canlanır gözümde… Kaybettiklerimiz gelir sıra sıra karşıma. Güler yüzüyle İlhan Bezgin Ağabey, kemanıyla Ali Baba, yaşadığı her şeye rağmen neşesinden taviz vermeyen ve gencecik yaşında bir hayal gibi uçup giden Hayal Doğan… Ve ilk ud hocam Emir Yadigâr… Allah hepsine rahmet eylesin…
Geçen yıl konser arifesinde Nimet Alpoğlu kardeşimiz annesini kaybetmiş, bu yüzden o konserdeki şarksını söylememişti. Bu konserde aynı şarkıyı söyledi. Ama her notasında merhum annesini hissetti karşısında… Hüznün tablosunu çizdi sahnede… Ah bir de gidenler geri gelseler "gitmemiş gibi"…
Bu sene çok farklı bir konser yaşadık. Her gün bize bile farklı sürprizler yaşattı. Öncelikle Çorum'da Musiki Hayatının en önemli kilometre taşlarından Dr. Sedat Terlemez Hocamızı yıllar sonra ilk kez sahnede gördük. Bu bizim için çok büyük bir sürprizdi. Duygulandı, heyecanlandı yılların ustası… Yıllarca şef olarak çıktığı bu sahnede, bayrağı devrettiği Sayın Enver Leblebicioğlu ve ekibinden gururlandığını ifade etti. Evet, duygulandık ve gözyaşlarımıza hâkim olamadık. Konser sonrası bizimle resim çektirme nezaketi göstermesi ayrı bir güzellikti. Hele hele bir iki kuplelik de olsa koroyu tekrar yönetmesi, bize "Oldu mu Ya" ve "Sefalar Getirdiniz" şarkılarını söyletirken yaşadığı mutluluk gözlerinden okunuyordu. Sedat Hocamıza acil şifalar diliyoruz şifa sahibi yüce Allah'dan…
Bir diğer sürpriz ise İlyas Karamanlı Hocamızdı. Allah sağlık, sıhhat ve uzun ömürler versin. Hala ilerleyen yaşına rağmen, değme gençlere taş çıkartan bu dev adam, yine gönülleri fethetti "Bülbül Kasidesi" ile… O sahneye çıktığında "ah dedim şimdi bir de Ali baba olsaydı da kemanıyla eşlik etseydi İlyas Hafıza…" Takdiri ilahi işte, boynumuz kıldan ince…
Son gün ise sevgili Uğur Özdeniz ağabeyimiz vardı. Her ne kadar Adana'ya tayin olsa da bir Çorum aşığı olarak bizimle bağını koparmayan bu gönül insanı da övgü dolu sözleriyle bizleri bir kez daha yüreklendirdi. Kendisine bizde teşekkür ediyoruz…
Ve son olarak koronun gerçek kahramanlarından bir diğer isim de şüphesiz Prof. Dr. Suat Kıyak Hocamızdı. O da Uğur Özdeniz gibi irtibatı koparmadı ne şehrimizle, ne de koromuzla. Her konserimize; bütün unvanlarından soyunup, sadece sırtındaki tevazu libasıyla, eline udunu alıp gelen bu müstesna insana sadece teşekkür edebilmek ne kadar acziyet...
Efsun As'ın sunumuyla ve "Sonbahar goncası mı göğsünün üstündeki gül?" diye başladık konsere… "Cevrin yeter artık, Ellere uzaktan bak bana yakın gel" dedik gözleri bir içim su olan sevdiğimize… Nurhan Çakmak'ın dilinden sitem ettik "Ne müşkülmüş seni sevmek" diye…  Yalvardık bir Zeki Müren şarkısıyla ve acemkürdinin o melankolik havasıyla "Zehretme hayatı bana cananım" diyerek Ayşe Coşkuner aracılığıyla… Dünyaya her gelen, gitmek için gelir dercesine çaresizliğimizi haykırdı Kamil İdikut ve Yasemin Çirpi "Bak yine geçti bahar, gül neylesin neylesin" dizeleriyle…
Mualla Çağlar ve Hüseyin Emniyet de "Eylül Akşamlarında" ağlayan sevenlerin hikâyesini anlattılar bir Amir Ateş şarksında… Bir Neveser Kökdeş şarkısında "Yıllardır bekliyorum bir gün dönersin diye" giden sevgililerin ardından bekleyen nihavent gönüller dile geldi Gülden Arzoğlu ve Yusuf Çilingir aracılığıyla… Birbirine zincirleme gibiydi duygular ve şarkılar. Bekleyenlerin bir sözü daha vardı gidenlere Nimet Alpoğlu'nun dilinden… "Seninle bu aşkı kaldığı yerden devam ettirelim bitmemiş gibi"
Bu hüzün ortamını dağıtmak için olacak, karşılıklı bir potbori sunuldu korodan.
İkinci yarıda yine daldık hüznün o gizemli dünyasına… Unutmanın kolay olmadığını haykırdı Vedat Özal bir hicaz şarkıda; "Yalan değil pek kolay olmayacak seni unutmak" dizeleriyle…
Ardından Nuriye Kaleycik kadere; "Kader kime şikâyet edeyim seni" diye seslendi. "Doğarken yakışmış tenimsin, benimsin, alnıma yazılmış yazısın silemem" seni dedi Avni Anıl'ın unutulmaz şarkısında… Merve Kuşçu ise "Çaresizim" dedi. Elimizden uçup giden sevdiklerimizin ardından yaşadığımız çaresizliği anlattı bize Yaşar Güvenirgil'in hicaz eseriyle... Ne kadar da anlamlıydı "Allah'ım benden çok mu sevdin?" haykırışları…
Ve her yıl olduğu gibi en büyük koro olan seyircilerimiz, bize; "şarkı böyle okunur" dercesine "Fikrimin İnce Gülü"nü okudular. Bu kez biz alkışladık yüreklerimizle bu güzel insanları…
Bu kısacık aradan sonra Sevil Karakoç sahnedeydi "Tanrım, yok mu bunun orta yolu" diye sordu bir Zekai Tunca şarkısıyla imkânsız aşklar yaşayan sevdalılar adına… Hüzün dalgasına bu kez rüzgârlar da eşlik etti Nuran Özkaya'nın sesiyle bir Şekip Ayhan Özışık şarkısında… "Rüzgâr söylüyor şimdi o yerlerde bizim eski şarkımızı / Vazgeç söyleme artık hatırlatma mazideki aşkımızı" diye buruk gönüllere tercüman olan bu sözlerle...
Bir Suat Sayın şarkısıyla Murat Yıldırım sahnedeydi… "Bu akşam yine dertlerimle baş başa kaldım" diyordu âşıklarının gençliğini katleden vefasızlara… Seçil İme de yine bir Avni Anıl şarkısıyla "Ne olur akşamları gelsen otursan yanı başıma, dinlesen hiç bitmeyen maceramı, ağladığımı yalnız sen görsen" diyordu bu vefasızlara…
Ve son solistimiz Murat Özkaya da "Unuturum diye yorma kendini, her sevenle beni bir tutamazsın, bu kadar yürekten sevmişken seni, öyle kolay değil, unutamazsın" diyor ve noktayı koyuyordu.
Ve bu unutulmaz geceye nazire olarak, koro da "bir geceye bin ömür verilir Kanlıca'da" diyordu. Ardından da "Karabulutları kaldır aradan" diye bu hüzün atmosferini dağıtıyordu.
Sahne ve dekor harikaydı. Emeği geçen herkesi tebrik etmek lazım… Ses sistemi kusursuzdu diyebilirim. Yine bu arkadaşlara ve bizleri bu imkânı sağlayan TSO yönetimine, Sayın Çetin Başaranhıncal ve ekibine sonsuz teşekkürler…
Bizleri yalnız bırakmayan; Sayın Valimiz Sabri Başköy ve eşi Fatma Başköy'e, Garnizon Komutanımız Hakan Saraç ve eşi Figen Saraç'a, İl Emniyet Müdürü H.İbrahim Doğan'a, İl Kültür Müdürü Ali Özüdoğru'ya, İl Tarım Müdürü Sayın Elfaz Ermiş ve eşi Betül Ermiş'e, TSO Başkanı Çetin Başaranhıncal'a, isimlerini sayamadığım diğer tüm protokol üyelerine ve tüm seyircilerimize sonsuz teşekkürler…
Son olarak, üstün gayreti, emeği, hoşgörüsü ile bizleri bir arada tutan, musikiyi sevdiren, öğreten, bu güzel gecenin oluşumunda en büyük paya sahip olan şefimiz Eczacı Enver Leblebcioğlu'na sadece ve sadece yürekten, gönülden, kalpten sevgi ve saygılarımı sunuyor, ellerinden öpüyorum. Teşekkürler Hocam… İyi ki varsınız.