Kaldırımlardan Sakarya'ya Necip Fazıl Paneli

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

"Marifet iltifata tabidir, iltifatsız marifet zayidir" diyor atalarımız…
Marifet göstermek, hüner sahibi olmak kolay değil tabii ki… Hele hele deha olmak, o bambaşka bir şey… Tıpkı Necip Fazıl gibi…
Marifet sahipleri her türlü övgüye layıktır. Onları övmek, onları anmak ne yağcılık, ne dalkavukluktur. Aksine olsa olsa; bir hakkı teslimdir, bir kadirşinaslıktır. İltifat onların gösterdikleri marifetleri gereğidir ki, hünerleri, marifetleri zayi olmasın…
İşte bu duygularla Hitit Üniversitesi tarafından düzenlenen "Kaldırımlar'dan Sakarya'ya Necip Fazıl Kısakürek Paneli" ayrı bir renk kattı şehrimizin kültürel hayatına…
Panelistler; Muzaffer Doğan, Dr. Necmettin Türünay ve Emekli Öğretim Görevlisi Mehmet Tatlısu, moderatör ise Doç. Dr. Meral Demiryürek'ti…
Rektör Prof. Dr. Metin Alkan'ın kısa ama anlamlı bir konuşmasıyla program başlamıştı. Her başı sıkıştığında "UTANSIN" şiirini okur, kendimi yenilerim ve işime devam ederim diyordu Rektör Alkan konuşmasında…
Ne kadar doğru ve yerinde bir hareket… "Tohum saç, bitmezse toprak utansın"…
Meral Hoca da konuşmasında üstadın doğumunun 108.,ölümünün 30. ve Büyük Doğu Dergisinin çıkışının 70. yılında olduğumuzu vurguladı…
Yazar Muzaffer Doğan'ın sunumu "Necip Fazıl Kısakürek ve Abdülhakim Arvasi Buluşması" hakkındaydı. Bu buluşma gökyüzünden habersiz uçurtma uçuran bir adamın, gökyüzünü keşfetmesi demekti. Beyoğlu İstiklal Caddesindeki Ağa Camiinde Arvasi Hazretleri kürsüde vaaz veriyordu. Bu olayla başlayan süreç Üstadın deyimiyle; bir bakışıyla ruhuna temel çivisini çakması ile tamama erer. Zira o bakış "Kaldırımlar" şairini "Sakarya" şairi yapıverir. O artık davasının divanesi olmuştur.
Yüzün üzerinde eser veren ve birçok eseri ellinin üstünde baskı yapan üstadın Çile isimli şiir kitabının Türk şiirinin zirvesi ve yüz akı olduğunu vurgulayan Muzaffer Doğan Hoca, panelin sonunda Sakarya Türküsünü ezberden ve coşkulu bir biçimde okuyarak izleyenleri kendisine hayran bırakacaktı.
Dr. Necmettin Türünay da "Necip Fazıl'ın Düşünce Hayatımızdaki Yeri" konulu sunumunda; Allah'tan ve ahlaktan bahsetmenin yasaklandığı, "dilimiz hariç her şeyimizi değiştirmeliyiz, buna dinimiz de dâhil" diye zırvalanan bir devirde, kollarını makas gibi açarak "durum kalabalıklar bu yol çıkmaz sokak" diye haykıran, inadına Allah diyen Üstadın mücadelesini, fikir hayatını bizlere enfes bir şekilde aktardı.
Türünay'a göre Üstad; bu cemiyetin ana rahmindeki doğum sancısıydı. O bu sancının lisanı ile konuşuyordu ve bugün onun hülyaları, rüyaları tahakkuk etmişti.
Sanatçıların enteresan insanlar olduğunu, davaları uğruna kendilerini ihmal ettikleri gerçeğini; Fuzuli, Yunus Emre, Mehmet Akif ve Necip Fazıl örnekleriyle pekiştiren Türünay, Necip Fazıl'ın bu isimlerden farkının kendi büyüklüğünün farkında olmasına ve ona göre davranmasına bağladı.
Diğer panelist olan Mehmet Tatlısu Hocamız da "Dehası Ekseninde Necip Fazıl Kısakürek ve Şiirleri" konulu bir sunum yaptı. Tatlısu Hoca; Mehmet Akif, Necip Fazıl ve Abdurrahim Karakoç konularında uzman bir isim… Tatlısu Hoca; bu üç şair hakkında konuşmaya başlayınca birden gençleşiyor, dinamikleşiyor, heyecanı artıyor. Seyirci de aynı heyecanla izliyor ve alkışlıyor…
Tatlısu Hoca; hem Üstad'ın 1967 Çorum Konferansı izlenimlerini aktardı ve hem de Üstadla olan yazışmalarından örnekler sunarak sunumuna ayrı bir renk kattı.
Onun "bir deha olan Necip Fazıl'ı eften püften şeylerle tenkid ederek kendi seviyemize indirmeye çalışıyoruz" tespiti de gayet yerinde ve gayet manidardı.
Yine Üstadın nüktelerinden ve onun hakkında konuşan yazar ve şairlerimizin tespitlerinden bahsetmesi ve Üstaddan okuduğu şiirler de ayrı güzellikteydi.
Panelin sonunda; "Üstadı böyle süresi kısıtlı bir programda anlatmanın mümkün olmadığını" vurgulayan Doç. Dr. Demiryürek, bu panelin amacının gençlerin dünyasında bir ufuk açmak olduğunu ifade etti.
Evet, Üstadı iki saatlik bir programa sığdırmak mümkün değildi… Hele hele hakkına konuştuğunuz kişi yüzün üzerinde eser vermişse, konferansları salonlardan taşmışsa, çıkardığı dergiler devrinin iktidarlarını sekiz şiddetinde sallamışsa ve bu izler bu günlere kadar gelebilmişse, hala onun ayarında bir şair, bir mütefekkir yetişmemişse, hala onun hakkında söylenecek sözler varsa ve söylenen sözler tezler haline dönüşecek kadar çoksa işimiz zordu elbette…
Ama onu anmak, onu anlamaya çalışmak, onu gençlere öğretmek de bir marifetti.
İşte bu marifetin sahipleri: Rektör Reha Metin Alkan, Dekan Prof. Dr. Mehmet Demiryürek, panelistler; Muzaffer Doğan, Necmettin Türünay, Mehmet Tatlısu ile bu tür etkinlikleri maddi ve manevi destekleyen Çorum Belediye Başkanı Muzaffer Külcü ve onu temsilen panele katılan Turhan Candan Hocaydı.
Ve tabiî ki takdir edilmesi gereken bir diğer isim de Üniversitemiz Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Meral Demiryürek'ti…
Hepsine ayrı ayrı teşekkür etmek; sergilenen bu marifetin zayi olmaması için gerekli olan iltifat kabilindendir. Onların bizlere bu güzellikte daha nice programlar hazırlamasını istemek için bu iltifatlar az bile…
Sahi Meral Hocam, sırada hangi program var?