Kemal Tahir Paneli

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Geçtiğimiz Çarşamba günü Hitit Üniversitesi ve Belediye işbirliği ile gerçekleştirilen "Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Açılan Pencere: Kemal Tahir" paneline katıldım. Konu hayli ilgi çekiciydi. Zira sırf fikirlerinden dolayı yere on iki yıl Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya cezaevlerinde yatmış bir yazar olan Kemal Tahir'i Osmanlıdan Cumhuriyete açılan pencere olarak anlamak adına düzenlenen bir paneldi.


Doç. Dr. Meral Demiryürek'in moderatör olduğu panele konuşmacı olarak Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı, İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ertan Eğribel ve Doç. Dr. Ufuk Özcan ile Yıldız Teknik Üniversitesi'nden Doç. Dr. Sezai Coşkun katıldılar.


İlgi yoğundu. Salonda oturacak yer yoktu. Ancak başka bir salon seçme şansı da yoktu. Zira aynı akşam Zekai Tunca konserinin Devlet Tiyatro salonunda yapılacak olması bu salonun kullanılmasına imkân vermiyordu. Gönüllerin sığdığı her yere insan da sığar düsturu ile bu sıkışıklığa katlandık.


Konu ve konuklar özenle seçilmişti. Ülke genelinde Kemal Tahir hakkında yapılan birçok panel ve toplantıya katılan, hakkında kitap yazan, yazılan kitaplara editörlük eden ve bu eserlere bildirileri ile katılan Kemal Tahir uzmanı diyebileceğimiz akademisyenlerimizden oluşan panelistlerimiz vardı. Bu isimleri arayıp davet ederek paneli istifademize sunan Doç Dr. Meral Demiryürek'i yürekten tebrik ediyorum.
Panelin açılışında konuşan Belediye Başkan Yardımcımız Turhan Candan Bey; programın oluşum safahatı hakkında bizleri bilgilendirirken çok önemli bir tespitte de bulundu. "Kemal Tahir keşke Çorum'da hapishanede yatmış olmasaydı da Çorum'da yaşamış olsaydı." diyen Candan'a göre eğer böyle olsaydı Çorumla ilgili olarak sadece hapishanedeki hayatı değil de şehirdeki hayatı görüp anlatabilirdi. Biz de keşke insanlar fikirlerinden dolayı hapsedilmeseydi, sürülmeseydi diyoruz. 


Panelin açılışında yaptığı konuşmasında Meral Demiryürek bir yıldır bu panel için çalışmalar yapıldığını, 21 Nisan 1973'te ölen Kemal Tahir'in vefatının 40. yıldönümünde onu yine bir Nisan ayında ve özellikle 12 yıllık hapishane hayatının bir kısmını geçirdiği Çorum'da böyle bir panel yapmanın çok anlamlı olduğunu belirtti. Sözlerini "Kemal Tahir'in kaldığı cezaevinin Sinop Cezaevi gibi müze haline gelmesini ve Tahir'e ait anıların orada sergilenmesini çok isterdik. Bu maalesef olmadı ama şimdi onun manevi huzurunda kendisine olan borcumuzu ödüyoruz" şeklinde tamamladı. Ama umarım onun hapis yattığı Taşhan olarak bilinen bina Çorum'da gerek hapis yatan gerekse sürgün yaşayan yazarların eserlerinin ve hatıralarının sergilendiği bir müze olur.


Panelde ilk olarak söz alan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi öğretim üyesi ve "Bir Kemal Tahir Kitabı - Türkiye'nin Ruhunu Anlamak" kitabının da yazarı olan Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı izleyenleri kendisine hayran bırakacak performansta bir sunum yaptı. Kayalı; Kemal Tahir'in yaşadığı dönemi tartışan romanlar yazdığını, onun şahsiyetinin ve eserlerinin gerçek manada anlaşılamamasını onun Marksist bir anlayışı benimsemesi ve yaşadığı dönem unsurlarının sanki bu anlayışını eserlerinde işliyormuş gibi kabul edilmesinin sebep olduğunu vurguladı. Oysa onun daha farklı bir çizgide Kemalizm'e ve Marksistliğe mesafeli durduğunu belirtti. Kayalıya göre bizdeki aydın profili siyasi erke göre şekilden şekle, renkten renge girmesine rağmen Kemal Tahir; muhalif duruşuyla onlardan ayrıldığını söyledi.


İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ertan Eğribel ise sosyolojik olarak "Yerlilik ve Yerellik Açısından Kemal Tahir" konulu bir sunum yaptı. Sunumunun girişinde, küreselliğin empoze ettiği yerellik olgusunu uzun uzun açıklayan Eğribel; günümüzde bazı şehirlerin yöresel ürünlerle özdeşleştirilmek istendiğini eleştirerek "Kemal Tahir'in Çorumla özdeşleştirilmemesi gerektiğini söyledi. Oysa panelin zaten böyle bir amacı yoktu. Bu durum panelin isminden de gayet iyi anlaşılıyordu. Ancak Kemal Tahir'in sanat hayatında Çorum'un büyük bir önemi olduğu da aşikârdır. Hâlbuki Eğribel Hoca, bir sosyolog olarak sunumunu Osmanlıdan Cumhuriyete yaşanan Batılılaşma serüvenimiz ve bir Türk aydını olarak Kemal Tahir'in bunun karşısında takındığı tavır ve bu tavrın eserlerine yansıması üzerine kursaydı daha anlamlı olacağı eleştirisinde bulunmadan edemeyeceğim.


Üçüncü panelist olan Yıldız Teknik Üniversitesi'nden Doç. Dr. Sezai Coşkun ise, konuşmasının başlangıcında "halk ve üniversite bütünleşmesinin ve bu sürece belediye desteğinin Çorum'da çok güzel gerçekleştiğinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladı. Sunumunda Kemal Tahir'in romancılığında Çorum günlerinin etkisini açıkladı. Kemal Tahir "Çorum'un altın adını bakıra çıkarmamak" adına romanlarında dikkatli bir üslup kullandığını da kaydetti. Yaşadığı dönemdeki aydınların aksine Kemal Tahir'in eserlerinde Anadolu insanını olduğu gibi yansıttığını vurguladı. Sezai Coşkun hocayı da zevkle dinlediğimi söyleyebilirim.


Son panelist olan Doç. Dr. Ufuk Özcan da sıra dışı, muhalif bir yazar olan Kemal Tahir'in romanlarında işlediği tarih bilinci üzerine sunum yaptı. Kemal Tahir'in "bir toplumun yolunun gelecekle değil geçmişle kesilebileceği" sözlerine atıfta bulundu. Kemal Tahir'i Yahya Kemal ile mukayese ederek onun tarih bilincinin bir saplantı halinde olmadığını belirtti. Onun sosyalist olarak isimlendirilmesinin de bugün için yanlış anlaşılmasına sebep olacağı şeklindeki yerinde ve orijinal tespitlerde bulunan Ufuk Özcan da başarılı bir sunum yaptı.


Panelden çok büyük haz aldığımı bir kez daha belirtmeliyim. Sonuç olarak bu panelden Kemal Tahir'in "Esir Şehrin Mahpusu, Kurt Kanunu ve Devlet Ana" gibi eserlerini bir daha okumak gerektiğini kendime bir ders olarak aldım diyebilirim.
Çorum'un Kemal Tahir'e hapishane iken, başka yazarlarımız için de bir nef'a, yani bir sürgün yeri olduğunu hatırlatmadan geçmeyeceğim.


Örneğin bunlardan birisi olan Refik Halid Karay Çorum sürgünü ile ilgili olarak "beni tâ Çorum'a, yani anavatanın top sesi gelmez, cenk avazesi işitilmez bir emniyetli merkezine yerleştirdiler, ah Çorum o ne huzurlu yerdi" der.
Bir diğer sürgün ise Ref'i Cevad Ulunay Bey de, İttihatçılara muhalefetten 28 Hürriyet ve İtilâfçı taraftarlarıyla birlikte önce Sinop'a sürülmüş ve ardında gönderildiği Çorum ve Konya'da 1914 -18 yılları arasında dört yıl boyunca sürgün hayatı yaşamıştı.


Hüseyin Cahit Yalçın da 1922-25 yılları arasındaki dönemde, başta Hilâfetin kaldırılmasına karşı çıkmak ve Lozan'ı sert biçimde eleştirmekten mütevellit hükümete muhalefetten İstiklâl Mahkemeleri'nin 7 Mayıs 1925'te hakkında verilen müebbet sürgün cezası nedeniyle Çorum'da yaşamak zorunda kalır. Yalçın, Çorumluların gösterdiği misafirperverlik, iltifat ve nezaket karşısında şaşırır ve anılarında" Çorum'da ilk dakikalardan başlayarak gördüğüm bu ilgi, ağırlama, kibarlık ve ruh soyluluğu, bir buçuk yılı aşan oturuşum sırasında eksilmedi, gittikçe arttı ve gerçek bir dostlukla, kalbimde sonsuz bir hayranlık ve iç yükümlülüğü biçimini aldı. Bu durumda diyebilirim ki, ulusumdaki yüksek karakteri ve insanlığı gözlemlemek olanağını bana verdiğinden ötürü Çorum hükümlülüğüne teşekkür borçluyumdur. Ali Çetinkaya beni Çorum'da sonsuz sürgüne mi göndermişti, yoksa Çorumluların, beni son derece ağırlamayla el üstünde gezdirmesine mi?" demekten kendini alamaz.
1941 yılında da Abidin Dino siyasi nedenlerle önce Çorum Mecitözü'ne sürgün edilen bir diğer yazar ve ressamdır.