Türkçe Bilim Dili Olur mu?

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Geçtiğimiz Çarşamba günü Hitit Üniversitesi, Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sinan Kaçalin'i misafir ederek önemli bir konferansa daha imza attı. Özellikle Rektörümüz Prof. Dr. Reha Metin Alkan ile başlayan üniversitenin halkla bütünleşmesini sağlayan bu tür kültürel faaliyetleri hem önemsiyor hem de mümkün mertebe takip etmeye çalışıyorum.

 
Konusu itibariyle hayli iddialı olan bu konferans için günlerdir hummalı bir organizasyon faaliyeti yapıldı. Bu meyanda gerekli duyurular yapıldı, ilan panolarına afişler asıldı, davetiyeler dağıtıldı… Kısacası toplantı için her şey hazırdı.


Konferans saati Devlet Tiyatro Salonu tıklım tıklım doluydu. Üniversitemizin birçok öğretim görevlisi oradaydı. Yine Türkçe sevdalısı birçok hemşehrimiz salondaydı. Tıpkı Abdurrahim Karakoç panelinde olduğu gibi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı öğrencileri neredeyse salonun yarısını doldurmuştu. Tabiî ki bu konuda Bölüm Başkanı Doç. Dr. Meral Demiryürek Hocamızın gayretlerini yabana atmamak gerekir. Öğrencilerimizi de bu özverileri nedeniyle ayrıca tebrik etmeliyiz. Edebiyatın kalbi bu tür ortamlarda atar ve onun filizleri bu tür etkinliklerle dimağlarda neşvünema bulur. Bu genç kardeşlerim bunun önemini ve Meral Hanım gibi hocalarının bu çabalarını ileride daha da iyi anlayacaklardır.


Sayın Rektörün irticalen yaptığı açılış konuşması da hayli heyecanlıydı ve konferansın adına nispetle bir girizgâh özelliğindeydi. 2500 yıllık yazılı bir tarihi olan dilimiz Türkçenin sayısız kıymetli eserlere sahip olduğunu vurgulayarak günümüzde de pekâlâ bilim dili olma yeterliğinin olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Alkan; bunun yanında yabancı dil öğrenmenin de önemine atıfta bulunarak her lisanın farklı bir insan olduğunu ve yabancı dil öğrenmenin ve öğretmenin Türkçeye önem vermemek anlamına gelmediğini belirtti.


Bu gün dünyada İngilizceye karşı bir rekabetin olduğunu ve bu yarışta Türkçenin yaygınlaştırılması için birden çok yabancı dil öğrenerek, mümkün olabileceğini; bu sayede tarihimizi, kültürümüzü dünyaya tanıtabileceğimizi anlatan Alkan; "günümüzde Çin ekonomisi hızla büyümekte ve insanlar ticaret yapabilmek için Çince öğreniyorlar. Biz de bu denli ekonomik ve siyasi bir güce sahip olursak, insanlar gelip Türkçe öğrenirler" dedi. Prof. Dr. Alkan, bilim dili olarak Türkçenin mükemmel bir araç olduğuna dikkat çekerek konuşmasını sonlandırdı.


Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sinan Kaçalin ise konferansında Türkçenin bazı kollarının dünyada yok olma tehlikesi yaşayan diller arasında yer aldığını, bazı kolları konuşan insan sayısının 250'lere bile düştüğünü, eğer dilimize sahip çıkmazsak bu durumun bizim başımıza da gelebileceği konusunda uyarılarda bulundu.


Dil konusunun hassas bir mesele olduğunu, üzerinde çok fırtınalar koparıldığını, zaman zaman bazı sözlerinin de bu meyanda yanlış anlaşıldığını söyleyen Prof. Dr. Kaçalin'in köy yumurtası örneği hayli ilginçti. En lezzetli yumurtanın köy yumurtası olduğunu, en güzel suyun kaynağının, en temiz havanın köyde olduğunu vurgulayarak en saf Türkçenin de köylerde olduğunu söylediği için yadırgandığını da anlattı.


Bilim Dili olarak Türkçenin kullanılması ile ilgili çalışmaların uzun yıllardır yapıldığını ve bu konunun çok tartışıldığını belirterek örnek olarak 1978 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan "Bilim Kültür ve Öğretim Dili Olarak Türkçe" adlı kitabı örnek gösterdi. Kaçalin Hoca; "bilim dili olarak Türkçenin kullanılmasında dilimiz açısından bir sıkıntı olmadığını, sorunun dilimizi doğru dürüst kullanmayan bizlerde olduğunu" da ayrıca belirtti.


Dilimize giren yabancı kelimelerin varlığının değil, çokluğunun sorun olduğuna işaret eden Kaçalin'in "bir dil içindeki kelimeleri atarak değil tutarak büyüyebilir" tespiti de çok önemliydi.


Evet, bir konferans bu minvalde devam etti ve bitti. Aslında biraz da eleştirmek gerekirse bu kadar ilginin yoğun olduğu bir konferans, içerik olarak daha dolu olmalıydı. Akademik olarak işinin uzmanı olan Sayın Hocamız, belki de kurumun başkanı olması nedeniyle polemiğe girmemek adına teferruata girmemiş de olabilir.


Tanzimat'tan beri yaşadığımız Batılılaşma özentimiz, kendimizi küçük görmemiz neticesinde yaşadığımız keşmekeş hayatımızın her alanını etkilediği gibi dilimizi de etkiledi. Yabancı dil ile eğitim modası, dilimizi sadeleştireceğiz diye yapılan aşırılıklar dilimizin gerilemesine sebep oldu.


Prof. Dr. Kaçalin'in de belirttiği gibi dilde yabancı kelime olması normaldir, anormal olan bu kelimelerin aşırı olmasıdır. Arapça, Farsça kelimelerin aşırılığı nasıl bir haytaysa bunları dilden atarken yapılan aşırılık da ayrı bir dil cinayetiydi. Bunlar yapılırken Fransızca, İngilizce kelimeleri de dilimize gereksiz bir şekilde sokulması da ayrı bir tenakuz değil mi? Sayın Rektörün de belirttiği gibi tabelalara yansıyan yabancı kelime hayranlığını anlamak gerçekten zor.


Yabancı dillerden dilimize giren kelimelerin okunup yazılması da ayrı bir mesele… Örneğin siren kelimesini yazarken "i" harfini yazıyoruz da "tren, spor, plan" gibi kelimelerde "i ve ı" seslerini neden yazmıyoruz. Oysa bir hece şairi bu kelimeleri kullandığında haklı olarak iki hece olarak kabul ediyor. TDK'nın hazırladığı imla kılavuzlarında inceltme işaretleri bir giriyor, bir çıkıyor… "Kar" mı "kâr" mı yazacağız? Örnekler çoğaltılabilir.


Özetle Türkçenin "Bilim Dili" olarak kullanılmamasının tek engeli zihniyetle ilgili… Her mesleğin yabancı terimlerle dolu bir üst dili olmalı fikri yıkılmadıkça Türkçe hiçbir zaman bilim dili olamayacaktır. Sayın Kaçalin keşke bu konuya da değinseydi diyorum.


Prof. Dr. Kaçalin'in de belirttiği gibi Kutadgu Bilig'in yazıldığı zamanda henüz yazılı tek bir İngilizce metin yok iken bugün İngilizcenin dünya dili haline gelmesi düşündürücü değil mi? 


Dilimizi siyasi ideolojilerin savaş arenası haline getirmeden, "dede ile torununun" anlaşabileceği bir dil kullanarak, hem geliştirerek hem de kelimelerimize sahip çıkarak sanırım bu meseleyi halledebiliriz.