"Kalemi ve Kelamı İle Karakoç" Paneline dair

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

İlki Cuma günü Turgut Özal Konferans Salonunda düzenlenen "Kalemi ve Kelamı ile Abdurrahim Karakoç" Paneli, ikincisi de Cumartesi günü Dil ve edebiyat Derneği Konferans Salonunda düzenlenen Yrd. Doç Dr. Sait Başer'in "Türk Kültüründe Adalet ve Kutadgu Bilig' konferansı sayesinde Çorumlular olarak geçen hafta sonunu dolu dolu geçirdik.


Geçtiğimiz Haziran ayında darı bekaya irtihal eden büyük şair, ustamız Abdurrahim Karakoç'u yeniden yâd etmek çok anlamlıydı. Paneli düzenleyen Çorum Belediyesi'ne, Dil ve Edebiyat Derneği'ne ve Hitit Üniversitesi'ne bu konuda müteşekkirim.


Bu tür panel ve konferansların pek de rağbet görmediği bir zamanda salonun hınca hınç dolmuş olması, sahneye kadar tüm boş alanların sandalyelerle doldurulması beni çok duygulandırdı. Bir kez daha gördüm ki insanımız kendinden bir parça olarak gördüğü değerlerine her zaman sahip çıkıyor.


Hele hele Edebiyat Fakültesi mensubu genç arkadaşların çoğunlukta olması da ayrıca bir gurur vesilesiydi. Bu güne kadar görmemezlikten gelinen, sağlığında üzerinde akademik çalışmaların pek fazla yapılmadığı Üstad Karakoç'a yarının edebiyatçılarının sahip çıkması çok manidardır.


Tabi bu öğrencileri bu salona yönlendiren panelin yöneticisi ve aynı zamanda Üniversitemiz Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı olan Sayın Doç. Dr. Merak Demiryürek Hanımefendi de her türlü takdirin üzerinde bir gayret örneği göstererek, gerek işine gerekse de öğrencilerine ne kadar hâkim olduğunu bize göstermiştir. Onun bu konudaki başarısı her türlü izahtan varestedir ve kendisine ne kadar teşekkür etsek azdır.


Açılış konuşması için kürsüye gelen DED Başkanı Turan Candan kısa kestiği konuşmasını benim yıllar önce bestelediğim "Girdapta Bir Can" isimli hüzün dolu şiirini ezbere okuması da beni ayrıca duygulandırdı.


Panelde, Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden Dekan Prof. Dr. Fatih Andı; "Abdurrahim Karakoç'ta Toplumsal Hicvin Boyutları", Prof. Dr. Hasan Akay; "Abdurrahim Karakoç'ta Aşk ve İman Hareketi", Yrd. Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu; "Karakoç'un Şiirlerinde Fikri Muhteva ve Milliyetçilik Anlayışı", Balıkesir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Narlı; "1950 sonrası Türk Edebiyatı'nda Halk Şiiri'nin Durumu ve Abdurrahim Karakoç", İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Turgay Anar; "Abdurrahim Karakoç'un Şiirlerinde Anadolu İnsanı" konularında sunumlarda bulundular.


Karakoç'un şiirlerinden örnekler, hayatından bazı kesitler, onun fikir ve his hayatı, şahsiyeti hakkında tahliller yapılırken gözümün önünde adeta yeniden canlanıvermişti üstad… Onunla sadece bir kere aynı ortamı paylaşmış olmanın hüznü yüreğimi burkmuştu. O tek bir sohbette bile sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşçasına samimi bir şekilde bize anlattığı hatıraları yeniden kulaklarımda çınlamış ve o zaman katıla katıla güldüğümüz bu hatıralar karşısında bu kez hüzünlü bir tebessümle iktifa etmek durumunda kalmıştım.


Belki de bu panel; Karakoç'un ölümünden sonra akademik düzeyde onun hakkında düzenlenen ilk paneldi… Panel sonrası hassaten teşekkür ettiğim Turan Candan ile de bu konuda görüşlerimi paylaştım. Başkanın "her şeye rağmen biz üzerimize düşeni yaparak onu ve onun gibi değerlerimizi unutturmayacağız" sözleri bana yarınla için umut verdi. 


Karakoç bizim için çok önemli bir şair ve fikir adamıdır. O Anadolu insanının taşıdığı imanı, inancı; şiir ve yazılarıyla Türk efkârı umumiyesine adeta birer manifesto gibi en yüksek perdeden sunmuş bir münevverdi. Onun şiirleri karşısında sağcısı solcusu, herkes kendine dair bir şeyler buldu. Onun şiirlerini besteleyenlerin bir kısmı aslında onunla aynı dünya görüşünü paylaşmayan insanlardı. Ama o mısralar Anadolu kokuyordu, bu yüzden kayıtsız kalınamazdı ve bir Mihriban türküsü bu şekilde herkesin diline pelesenk oluverdi.


Panelistlerin de vurguladıkları gibi Karakoç'un o esmer ve kavruk simasına baktığınızda; mahzun ve muzdarip olarak geçen ömrünün yanı sıra; onun ne kadar hasbi, samimi bir kişi olduğunun, onun her şeyden önce bir gönül insanı olduğunun izlerini görebilirsiniz. Ve yine o çehrede tüm Anadolu'nun çizgilerini, Anadolu insanının çilesini, imanını ve inancını görebilirsiniz.


Haliyle panelist sayısı artınca konuşma süreleri de azalıyor. Bunun sonucu olarak panelistler söylemek istediklerini mecburen özetleyerek anlatmak durumunda kaldılar. Ancak bu durum panelistlerin sunumlarının tam metinlerinin kitaplaştırılmasıyla çözülebileceği inancındayım. Buradan Belediye Başkanımız Muzaffer Külcü Bey başta olmak üzere DED Başkanı Sayın Turan Candan ve Üniversitemiz Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Meral Demiryürek Hanımefendiden bu konuda bir çalışma yapmalarını ve panelin kitaplaştırılmasını istirham ediyorum. Böyle bir eserin, yapılan bu paneli ölümsüzleştireceği inancındayım.


Bu tür kültürel faaliyetler arttıkça şehrin kültürel hayatı canlanacaktır. Üniversitenin halkla buluşması, yönünü ve yüzünü halka dönmesi ve halktan kabul görmesi bu faaliyetler ile mümkün olacaktır. Gerek Belediyemiz ve gerekse DED, Gazeteciler Cemiyeti gibi sivil toplum kuruluşlarımız bu konuda işbirliğine her zaman hazırdır.


Bu panelin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese tekrar teşekkür ediyorum. Sait Başer'in konferansı ile ilgili izlenimlerimi de bir başka yazımda paylaşmak üzere satırlarıma son veriyorum.