İran'ın Tehditleri ve Suriye Gerçeği

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Suriye'de 17 aydır süren halk ayaklanması ile ilgili haberler artık gündemin demirbaşı haline geldi. Halkının taleplerine kurşunla, bombalarla cevap veren Esed ve Baas rejimi iktidar uğruna her türlü insanlık dışı hareketi yapmaktan çekinmediklerini ortaya koydular.
Esed'in terörist ilan ettiği muhalifleri susturmak adına şehirleri tank, top ve uçaklar ile bombalaması ederek katliamlar yapması onun bu tezini çürütmekte… Esed'in söyleminin aksine yaptığı katliamlar, muhalefetin bir avuç terörist değil bizatihi halkın kendisi olduğunu teyidden başka bir işe yaramadı.
Aslında bu durum Esed'i destekleyen İran, Rusya ve Çin'in de tezlerini çürütmektedir. Şayet olay sadece bir terörist gurubun kalkışması olsaydı şehirler bombalanmazdı, halka karşı katliamlar yapılmazdı.
Halka karşı uygulanan bu şiddet ve katliamlar aslında Esed ve Baas rejiminin sonunu hızlandırmakta... Olan masum Suriye halkına oluyor. Bilanço çoktan 4 binleri geçmiş durumda…
Artık Rusya ve Çin Esed'den umudu kesmiş durumda… Esed'in önemli destekçilerden olan bu iki ülkenin tavır değişikliğine rağmen, bir diğer destekçisi olan İran gerçekleri hala kabullenmek istemiyor.
Sonunun yaklaştığını gören Esed ise değişik hamlelerle geleceğini şekillendirme gayretinde…  Son hamleler Esed sonrası Suriye'nin durulmayacağını göstermekte… Esed son olarak Kürtlere "otonomi" vaat edip muhalifleri bölerek, hem muhaliflere karşı hem de Türkiye'ye karşı PKK kartını kullanmış oldu. İş sadece vaat ile kalmayıp Kuzey'deki Kürt bölgesi Kamışlı ve civarındaki 3 kasabayı PKK'ya bıraktı. Bölgeye Kuzey Irak'tan geçen binlerce militanı da ağır silahlarla donattı.
Diğer bir hamlesi de, görevden uzaklaştırılması halinde Lazkiye çevresinde Fransızların I. Dünya Savaşı'ndan sonra kurdurduğu Nusayri Devleti sınırları içersinde, yeniden bağımsız bir Nusayri devleti kurmak… Bu planı gerçekleştirmek adına Nusayrilerin yoğun olduğu Lazkiye çevresindeki Sünni köylere düzenlenen hava ve kara operasyonlarıyla boşaltıp, ülkenin geri kalan bölgelerindeki Nusayrileri buraya sevk etmeye başladı.
Ancak her iki hamlenin de gerçekleşmesi zor görünüyor. Zira Lazkiye bölgesinin sadece Nusayri'lerden oluşmaması, bölgede ciddi bir Sünni nüfusun olması Nusayri Devleti kurma planını zora sokmakta…
Yine Kuzey'deki Kürt bölgesinin de Arap, Türkmen ve Çerkezlerden oluşan heterojen yapıda olması Esed'in Kürt Kartı planlarını bozmakta… Ayrıca Suriyeli Kürtlerin PKK'nın geçmişte bölgenin sevilen Kürt lideri Misal Tumlu'yu öldürmesi nedeniyle PKK ve Suriye uzantısı PYD'ye (Demokratik Birlik Partisi) karşı ciddi antipatileri var.
Esed'in bölgede PKK'yı şımartması Türkiye'yi de teyakkuza geçirdi. Başbakan Tayyip Erdoğan, Suriye'nin kuzeyinde muhtemel bir PKK oluşumunu terör yapılanması olarak değerlendireceklerini, gerektiğinde Kuzey Irak'ta olduğu gibi sınır ötesi müdahalede bulunacaklarını söyledi. Ankara bu yöndeki tutumunu Suriye Ulusal Konseyi'ne (SUK) de iletti.
Ancak bu kez İran devreye girerek kendi kendine gayri resmi olarak Türkiye'ye karşı tehditler savurmaya başladı. Suriye'de yayınlanan Baas Partisi'nin yayın organı El Vatan gazetesine konuşan İranlı bir diplomat "Suriye topraklarına karşı girişilecek herhangi bir saldırı sert karşılık görecek ve İran-Suriye karşılıklı savunma işbirliği anlaşması devreye girecektir" diye beyanat vermesi hayli ilginç...
İran'ın Arapça yayın yapan devlet televizyonuna demeç veren İran Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tuğgeneral Mesut Cezayeri de, Suriye'ye yapılacak olası saldırı konusunda hassas olduklarını söyledi. Cezayeri "Suriye'ye karşı bir savaş yapılırsa İran savaşa girer mi?" sorusuna karşılık Cezayeri, "Biz dostlarımıza karşı çok hassasız ve düşmana ilerleme müsaadesi vermeyiz" diye yanıt verdi.
İran'ın bu tavrı yadırgansa da geçmişe bir göz atıldığında aslında İran'ın sürekli bu tip zikzaklar yaptığı için aslında bu son tavrının da yadırganmaması gerektiği ortaya çıkıyor.
Bu son açıklamalar, İran'ın Suriye stratejisini biraz da Türkiye karşıtlığı üzerine kurduğunu gösteriyor. İran her zaman "Kendine Müslüman"dır. Bize karşı beslediği gizli husumet ve rekabet de bu huyundan kaynaklanmakta… Sürekli olarak etrafındaki ülkelere ideoloji ihracı yapmaya çalışan İran bölgede istikrarsızlığa hizmet etmekte… Hatta menfaatleri söz konusu olduğunda en azılı düşmanı olarak ilan ettiği İsrail ve ABD ile bile gizli anlaşmalar yapmaktan çekinmeyen, bu ülkelerden gizli gizli silahlar alan İran, her geçen gün güvenilirliğini yitirmekte…
İran'ın geçen aylarda PKK'nın Kandil'deki bir numaralı ismi Murat Karayılan'ı yakaladığı halde Türkiye'ye teslim etmek yerine, kanlı örgütle yapılan pazarlıkların ardından serbest bırakması olayı henüz tazeliğini korumakta…
Suriye'nin uçağımızı düşürmesiyle ilgili tıpkı aynada kendi görmüşçesine bizi provakatörlükle suçlayan İran, bu çıkışıyla kendi provaktörlüğünü ilan ettiğinin de farkında değil.
Suriye, İran'ı ne kadar ilgilendiriyorsa bizi ondan daha çok ilgilendirmekte… Sınır komşusu olmamız, tarihi bağlarımız, orada yaşayan Türkmenler gibi birçok sebep bizi buna mecbur etmekte… Türkiye Suriye'nin bölünmesine asla razı değildir ve Suriye'yi işgal etmek gibi bir niyeti de yoktur. Ancak bize rağmen bir Kürt devleti oluşumu, PKK'nın orada konuşlandırılması da asla kabul edilemez…
Suriye 90'larda PKK'yı uzun süre Bekaa'daki kamplarda besledi. Yıllarca Apo'yu Şam'da lüks içinde yaşattı. Hala PKK'nın üst düzey teröristleri arasında Suriye Gizli Servisi El Muhaberat üyesi ajanlar var. Bu teröristler özellikle son zamanlarda sınırdan geçerek ülkemizde eylemler yapmakta, askerimizi, polisimizi şehit etmekteler. Bütün bunları hem Suriye hem de İran çok iyi bilmekte… İran sadece mezhep taassubuyla Suriye olaylarını okumaya kalkarken bu gerçekleri göz ardı ediyor. Suriye'de yaşanan zulmü görmezden geliyor. Oysa zulme rıza zulümdür.
İran şunu unutmamalı ki eğer Türkiye olmasaydı şimdiye kadar nükleer faaliyetleri bahanesiyle bir savaşı çoktan yaşamış olacaktı. İran; bu gün bize tehditler savururken; Suriye'deki zulme ortak olduğu gibi, PKK'nın ülkemizdeki cinayetlerine de ortak olduğunun farkında olamıyor.
İran Türkiye'yi tehdit ederken içersindeki Azeri Türk nüfusun çokluğunu da hatırlamalıdır. Biz Türkler her ne kadar halim SELİM insanlar olsak da, İran yönetimi unutmasın ki YAVUZ taraflarımızda mevcuttur. Bunu hatırlamak için azcık tarih karıştırmak yeterlidir.