Zırvanaya Çıkan Budist Sadistliği

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Üzülerek her gün eski adı Burma ya da Birmanya olan Myanmar'daki Müslümanlara yönelik katliam boyutlarına ulaşan sistemli şiddet eylemleri haberlerini dinliyoruz. İçimiz kan ağlıyor… Şiddetin insanlık dışı seviyelere çıkmasındaki zamanlama da sanki özellikle içinde bulunduğumuz mukaddes Ramazan ayı seçilerek yapılıyor gibi…
Yüzde 89'u Budistlerden oluşan Myanmar'da yaşayan Müslümanların oranı ise yüzde 4 civarında ve Müslümanlar Bengal Körfezi kıyılarını oluşturan Arakan bölgesinde yaşıyorlar.
Peki, ne oldu da birden bire bu katliam yapılmakta bu ülkede? Ya da bu katliam ilk mi? Gibi sorular aklımıza geliyor. Araştırıyoruz ki Arakan Müslümanları 1430'da bölgede bir Arakan İslam devleti kuruyorlar. Ancak Budist Burma devletinin saldırıları sonucunda 1784'te yıkılınca Arakan Müslümanları azınlık durumuna düşüyorlar.
İngilizlerin de bölgeyi işgal edince bölgedeki hakimiyetlerini sürdürmek adına etnik ve mezhepsel farklılıkları körükleyerek çatışma ve kaos yaratıyorlar. İngilizler tarafından Myanmar'ın Arakan bölgesinde yaşayan Müslüman Rohingyalarla Budist Rakhineler arasında körüklenen husumet, İngilizlerin 1940'larda bölgeden ayrılmasından sonra sonucu katliama dönüşüyor ve Myanmar'da 1940'larda 150 bin Arakanlı Müslüman öldürülüyor. Yani bu katliam ilk değil.
Peki o zaman BM gibi uluslararası örgütler ne yapmış? Hiçbir şey…  Belki en fazla kınayıvermişlerdir… Kınanan Myanmar idaresi çok ta utanmıştır ya hani…
Daha çok değil yakın bir zamanda Avrupa'nın göbeğinde Bosna Müslümanlarına uygulanan Sırp katliamında ne yapılmıştı ki??
Suriye de uygulanan katliama da sadece edebiyat üretiyoruz. Ya Ermenilerin Karabağ'da yaptığı katliama karşı ne yapıldı? Sadece kınandı… Kınıyoruz ama adamlar kına yakıyorlar sadist, katil ellerine…
Son iki ayda katledilen Arakanlı Müslüman sayısı binlerle ifade ediliyor. Binlercesi de zorunlu tehcire maruz bırakıldığı gibi mülteci kamplarına giderken yollarda öldürülmeleri, evlerinin, okullarının ve camilerinin yıkılması da cabası… Ya mülteci kamplarına ne demeli… Buralarda zaten son derece sağlıksız şartlarda ölüme davetiye çıkarılan mekânlar olmaktan öteye bir işe yaramıyor.
1982 yılında yürürlüğe giren vatandaşlık yasası ile Müslümanlar vatandaş bile sayılmıyor, her türlü siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel haklardan mahrum ediliyorlar. Müslümanlara ait ibadethaneler yıkılıyor veya el konuluyor. Müslüman okullar ve mezarlıklar tahrip ediliyor. Hac ve kurban ibadetleri yasaklanmış durumda. Müslümanların ilkokul sonrası yüksek eğitim almaları da yasak. Müslümanlar devlet hastanelerinde bile tedavi olamadıkları gibi isimlerini Budist isimler ile değiştirmeye zorlanıyorlar.
Sözüm ona Humanist =insancıl Budistlerin Nirvana dedikleri; her türlü istek, tutku ve duygulardan kurtulup, ben'in ortadan kalktığı en yüksek ruh durumuna erişme adına tek suçu Müslüman olan bu insanları öldürmekteler. Nirvanaya çıkarlar mı bilmem ama zırvanaya çıktıkları kesin. Budist öğretilerine ve özellikle meditasyon seanslarına hayran olan bizim ayran delileri inşallah artık bu boş felsefi kuruntuların insanları yüceltemeyeceğini anlarlar.
Myanmar'da bu gün gelinen noktada kadın ve çocuklar dahil yüzlerce Müslüman, boğularak ya da canlı canlı yakılarak katlediliyor.
İslam ülkelerinin başta petrol olmak üzere ellerindeki ekonomik güçlerini dünya siyasetini yönlendirmede kullanamamaları yüzünden bu tür katliamlar halkasına her gün yenileri ekleniyor. Birlik olmaktan aciz olan İslam Dünyası bu katliamlarda caydırıcı bir güç olamadıkları için sorumlu değiller mi acaba?
11 Eylül süreci ile hızlanan İslamofobi akımı batının vahşi yüzünü ortaya çıkarmasına katkıda bulunurken, yanlış politikaların ve hatta hiçbir ileriye dönük politikası olmayan İslam Ülkelerinin başına daha çok işler açacağı kesin… Gereğince yaşayamadıkları İslamı elbette gereğince anlatamayan, İsrail  ve ABD başta olmak üzere diğer güçlerin elinde oyuncak olan idareler çaresiz ve etkisiz bir şekilde günlerini geçirmekteler.
Çözüm; bir olmak, iri olmak ve diri olmaktır.