Hiç Olmazsa Dua Edelim…

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Hemen hemen bir yıldır komşumuz Suriye kan ve gözyaşı deryasına döndü. Komşuda büyük bir yangın var. Kimimiz "bize ne?" diyoruz. Kimimiz rejim aleyhtarlarını suçluyoruz. Kimimiz de Esad'ı…
Ama ne "bize ne" deyince, ne de "şu haklı, bu haklı" deyince bu ateş sönmüyor. Suriye yönetimi sözüm ona en büyük düşmanı olan ve topraklarının bir kısmı hala işgali altında bulunan İsrail'den çok kendi halkı ile vuruşuyor.
İsrail ise Gazze'de hala yaşamaya direnen ve nefes almaya çalışan Filistinli Müslümanların sesini, nefesini kesmek, bölgeyi onlardan temizlemek derdinde…
Geçenler de bir yazı okudum. İran'a olası bir saldırı halinde Lübnan'da bulunan Hizbullah füzeleri Lübnan hükümetinin iznine gerek duyulmaksızın İsrail'e karşı ateşlenecekmiş.
Gazze veya başka bir Filistin kenti değil, İran vurulursa… İlginç değil mi? Ne İran vurulusun, ne Gazze, ne de başka bir yer… Ama bir yer vuruluyorsa imkânlar dâhilinde karşı koymak gerekmez mi?
Dünya efkârı umumiyesi üç maymunu oynuyor. Suriye ile meşgul… Suriye ise kendisi ile... İslam âlemi içine düştüğü nifak denizinde birbirinin ayağını çekme derdinde. Kimisi mezhep, kimisi meşrep, kimisi ırk taassubu ile sadece kınamakla yetiniyor. Komşunun evi yanarken söndürmek yerine eline bir tas çorba alıp taziyeye, beyanı teessüre gitmek gibi bir komedinin aktörlüğüne soyunulmuş. Ortada bir zulüm var. Ama mazlumları savunacak kimse yok.
Suriye'de zulüm var, Filistin'de zulüm var, Afganistan'da zulüm var, Irak'ta zulüm var. Doğu Türkistan'da zulüm var. Zulmün olduğu her yerde ise kargaşa var, kaos var, terör var, kan var, göz yaşı var…
Bu kadar "varlar" karşısında İslam Dünyasından tek bir ses, tek bir hareket yok… Nihayetsiz toplantılar, alınan kararlar hep kağıt üzerinde, hep sözde kalıyor. Ve söz geçmiyor zalimlere…
Oysa zulme rıza zulmümdür… Zulmün, meşruiyet kazanmasıdır. Zira sükût ikrardandır. Zulme sessiz kalmak bir nevi onu kabul etmektir.
Zulüm, adaletin zıddıdır. Zulüm, bir başkasının haklarına tecavüz etmektir. Bir başkasının yaşama hakkına mani olmaktır.
Zulüm karanlığı; önce kendine sesiz kalanların da hanelerine misafir olacaktır. Ardından da ilahi tecelli gereği dönüp dolaşıp bir gün sahibini de yutacaktır. Zira Peygamberimiz bir hadisinde "küfür devam eder ama zulüm devam etmez" buyurmuşlar…
Mazlumun âhı kılıçtan keskindir. Elbet bir gün bu ahu feryatlar zalimlerin tahtına, tacına, başına yıldırım gibi inecektir. Zulüm ile abad olanın ahiri berbad olacaktır meşhur sözünün tecellisini bekliyoruz.
Suriye'de yaşanılan zulüm artık hiçbir mazeretin arkasına sığamayacak kadar bariz ve alenidir. Başta Esad olmak üzere bu zulmün mimarı olanlar bilmezler mi ki yaktıkları, yıktıkları kendi vatanları, katlettikleri kendi vatandaşlarıdır.
Devlet ve milleti bir insan olarak şekillendirirsek devlet o insanın beyni, millet ise kalbidir. Ne kalpsiz beyin, ne de beyinsiz bir kalp yaşayamaz. Kalp durmuşsa beyin zaten oksijensiz kaldığı için yaşayamayacaktır. Kendi gemisini ateşe veren, kendi gemisine delik açan bir kaptan o gemi ile batmaya mahkûmdur. O gemi bir şekilde karaya çıksa bile o kaptan bir daha o gemiye kaptanlık edemeyecektir.
Diyelim ki artık işin devletlerarası kısmı halk olarak bizi aşıyor. O zaman ne yapacağız. Yapacağımız hiçbir şey yok mu?
Bizler hiç olmazsa bu zulmün bitmesi için dua edemez miyiz?
Bizler hiç olmazsa bu zalimler için buğz edemez miyiz? Beddua edemez miyiz?
Peki, kaçımız beş vakit namazımızın sonunda ettiğimiz dua da PKK terörüne, Suriye'deki zulme, Filistin'deki katliama karşı İsrail'e, Irak'ta, Afganistan'da, Pakistan'da yapılan zulme karşı Amerika'ya ve diğerlerine buğz ediyoruz?
Allah'ım bu kan ve gözyaşı dursun diyelim hiç olmazsa…
Hiç olmazsa yürekten dua edelim…