Son Menderes'in Ardından…

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Yıl 1946… Ankara'da bir çocuk doğuyordu. Başvekil babası kara bahtına inat bu çocuğa Aydın ismini veriyordu. Tıpkı ilk oğluna yükselsin diye Yüksel, ortancaya her daim mutlu olsun diye Mutlu ismini verdiği gibi.
Yıl 1960… İsmi Aydın olan 14 yaşındaki bu genç çocuğun kara günleri başlıyor.
Yıl 1961… Aydın çocuğun yüreği, gözleri kararıyor. Bir sonbaharda, bir 17 Eylül de sararıp düşen yapraklara koca bir yaprak dâhil edilmişti. Milletin bağrından sökülerek darağacında şahadet şerbeti içirilen bir Başvekil, Aydın çocuğuna kara bir Eylül gününde sessizce veda etmişti.
Yıl 1972… Bahara merhaba denilecek bir günde, Martın azizliği bu kez Aydın çocuğu kara kıştan kara bir haberle daha yıkmıştı. Babasının yerine Aydın şehrinden vekil seçilen ağabey Yüksel Menderes'i kaybetmişti. İntihar süsü verilmişti. Veda notu ile Yüksel Bey'in yazısı birbirine benzemiyordu diyenler, olaya inanmayanlara anne Berrin Menderes "bırakın öyle kalsın. Üzerine daha fazla gidip de yaramızı daha fazla deşmeyin" diyordu. Yüksel Bey, Rabbine yükseliyordu.
Yıl 1978… Aydın çocuk, gençliğinin en güzel yaşlarında Aydın Bey olarak Konya vekili idi artık… Ancak yine Mart'ın azizliği midir nedir 8 Mart tarihinde bu kez ortanca ağabey Mutlu Menderes kafaları karıştıran acayip bir kaza ile bu dünya sahnesine isminin aksine mutsuz bir şekilde veda ediyordu.
Yıl 1980… Aydın Bey Türk Siyasi Tarihinin kara bir Eylül'üne şahit oluyordu. Yine bir darbe olmuştu ülkede… Acılar yine tazelenmişti. Bu kez kendilerine verilen ceza 10 yıl siyasetten men idi.
Yıl 1991… Aydın Bey hayatının tek aydınlık gününde Ümran Hanımla hayatlarını birleştiriyordu. Ümran Hanım onun başına gelen en güzel hadiseydi. Kendi deyimiyle "Allah'ın Aydın Beye bahşettiği bir lütfüydü Ümran Hanım. Bu vefa, sabır ve fazilet timsali hanım onu 20 yıl gölge gibi takip etmişti.
Yıl 1994… Aydın Bey hayatının en acı, en kara bir gününü daha yaşıyordu. Ancak bu kez şaibesiz, acabası olmayan bir biçimde anne Berrin Menderes veda ediyordu hayata…
Yıl 1995… Aydın Bey yine vekil seçilmişti.
Yıl 1996… Mart ayı Aydın Beye hiç iyi gelmiyordu. Bu kez Mart'ın 15 inde Afyon Sandıklı'da "esrarengiz bir trafik kazası" geçiriyor ve gözlerini açtığında felç olduğunu anlıyordu. Ayaş Rehabilitasyon Merkezi'nde uzun süren tedaviler cevap vermeyince Aydın Bey ölene kadar  "tekerlekli sandalye"ye mahkûm oluyordu.
Ancak yanında hep eşi vardı. Bir çocuk gibi üzerine titriyordu Ümran Hanım Aydın Beyin.
İşte acılarla dolu bir hayat geçen hafta son buldu. 65 yıllık hayatında tatmadığı, görmediği acı kalmamıştı. Ancak o hiçbir zaman küsmedi, kızmadı. Halkın ona duyduğu sevgiye layık olabilmek için doğru bildiği her şeyi her platformda cesurca dile getirdi.
Onu 1991 yılında Üniversiteye konferans için geldiğinde Erzurum'da görmüştüm. Birisi Üniversitede öğrencilere ve hocalara, diğeri Dadaş sinemasında halka yönelik iki konferans vermişti. Dadaş Sineması hınca hınç doluydu. Aksakallı ihtiyarlar görmüştüm. Yürümeye mecali olmayan bu pirifanileri birilerinin yardımıyla adeta sürün e sürüne gelmişlerdi salona. Aydın Bey konuşuyor onlar ağlıyordu. O insanlar onun şahsında babaları Şehit Başvekil Adnan Menderes'i görüyorlardı. Onun bu son emanetine kucak açmışlar, adeta onu bağırlarına basmışlardı. Çok duygusal anlar yaşanmıştı.
Üniversitede muhteşem bir konferans vermişti. Bilgisi, birikimi ile ben sadece babamın oğlu olarak değil, Aydın Menderes olarak da geldim diyor gibiydi. Dağıtılan konferans kitapçığını imzalatmak için oluşan izdihamda Eşi Ümran Hanım şaşırıp kalmıştı. Bu ne sevgi seliydi böyle?
Evet birileri onları yok etmeye çalışsa da millet gönlünde hep var etti Menderes ailesini. Son Menderes'e de sevgi seliyle son görevini ifa etti. Gerek Ankara Hacıbayram Camisi'nde, gerekse İstanbul Fatih Camisi bu sevgi seli ile doldu taştı.
Süleyman Soylu onun için "Türkiye'nin en derinlikli entelektüellerinden biriydi. Türkiye'nin önemli bir aydınıydı. Aynı zamanda mümin bir insandı'' diyor.
Akit Gazetesi yazarı Hasan Karakaya "Son Menderes Öldü" isimli yazısında şu acı satırları kaleme almış.
"Merhum Aydın Menderes'i, "kaza süsü verilmiş bir suikast"la ortadan kaldırmak isteyenlerin amacı, "Menderes sülâlesinin soyunu kurutmak"tı ki, bir daha "siyasî hayat"a dönemesinler... Bunu, başardılar da!.. İşte, "Son Menderes" de öldü!..
Yüksel Menderes'i "intihar süsü cinayet"le, Mutlu Menderes'i de "şüpheli bir kaza" ile ortadan kaldıranlar, Aydın Menderes'i ise "kaza"(!) ile "felç" ettiler ve "siyaset"ten uzaklaştırdılar!..
Evet, "Son Menderes" öldü!.. Bundan böyle; Siyasî hayatta, artık "Menderes" ismi olmayacak!.. Çünkü, "kök"lerini kuruttular!..
Biliyorum, şu anda bir "Adnan Menderes" var... Merhum Adnan Menderes'in adını taşıyan "Mutlu Menderes'in oğlu" bir "Adnan Menderes" var... Şu anda 42 yaşında... Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde "doçent" olarak görev yapıyor. Ne var ki; "Siyaset"le ilgisi yok!.."
Bu acı gerçeklere rağmen o Ertuğrul Özkök'ün deyimiyle Aydın Bey; Allah'ın bir insana verebileceği en güzel duyguya sahipti: Affetme duygusuna…
Yine Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da şu tarihi gerçekleri bir kez daha vurguluyordu.
"Menderes ailesinin çektiği bedellerin, çektikleri acıların sonucunda bugün Türkiye sarsılmaz bir demokrasiye kavuştu. Bu yüzden ben Menderes ve ailesinin çok haklarının geçtiğine inanıyorum. Bizlere haklarını helal etsinler. Çünkü bu millete canlarını verdiler. Özellikle aile çok büyük acılar çekti. Bu millete hakları geçti."
Ruhun şad olsun Aydın Bey… Bu millete çok hakkınız geçti. Hakkınızı helal ediniz.