İhtiyar dedim de...

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Yaşımız yarım asrı aştı. Yarım asrı aşkın gün görüyoruz .
Bizden daha fazla gün görenlere zaman zaman “ihtiyar!..” diye takılıyoruz. Bu gün yine emekli iki hocamıza öyle takılınca okkalı bir cevap verdi.:
“Mustafa bey, Mustafa bey, biz senin yaşına inemeyiz ama sen bizim yaşımıza geleceksin!..”
Çok doğru. Ömrümüz olursa öyle olacak, nice yaşlar göreceğiz. Yaşlanacağız.
Yaşlılık, çocukluk ve gençlik gibi insanoğlunun hayatının bir bölümü.
Genellikle gençlik döneminde ekilenlerin biçildiği bir dönem. Şans kelimesini kullanmak ne kadar doğrudur bilmiyorum ama bazı yaşlılar pek çok yönden hayatlarının bu bölümünü şansları yaver giderek yaşarlar/atlatırlar. Eşi sağ/yanında, ekonomik durumu yerinde, çoluk-çocuğu var ve saygıda/bakmada kusur etmiyor. Böyle yaşlılık dostlar başına..
Çoluk-çocuğu yok; hastalıkta, bayramda-seyranda ele muhtaç, yol gözleyecek. Varlığı var, ne işe yarar, belki de başına bela o yaşta..
Çoluk-çocuğu var ama hayırsız halk tabiriyle.. Varlığı da yerinde. Bir de yaşlılığın verdiği yine halk tabiriyle huysuzluklar varsa..
Halbu ki yaşlılık da çocukluk gibi özel bir dönem. Onların deyimiyle “sonu olmayan karlı bir kış.” Yıpranan bünye esen yelden etkilenir, zayıf düşer. Hastalıklar bir bir akın eder ve kalıcı olur. Yaşlı insanın ilgi odağı artık kendi bedeni, hastalıklarıdır. Gelene gidene sağlığından bahseder, vara yoğa konuşur.
Böylesi zor döneminde yaşlı anne-babaya bakmak için elinden geleni yapmaya çalışan evlatlar olduğu gibi kardeşler arasında sıkıntı verenler/vurdum duymaz olanlar da var.
Geçen gün dini bütün olarak bildiğimiz bir ailenin annelerinin bakımı ile ilgili çektikleri sıkıntıları duyunca kalbime kramplar girdi. Doksan’a merdiven dayamış yaşlı kadının bakımı, neredeyse sayısı 10’u bulan kardeşler arasında krize neden olmuş.
Çok üzücü çok. Kardeşler birbirlerine ateş püskürüyorlar, küsmüşler.. Bayram da bile birbirlerini görmek istemez duruma gelmişler. Bu aile fertleri/kardeşler anne-babaya ilgi ve itaatın gerekliliğini başkalarına tebliğ eden bilgi birikimine sahipler. Telkın-salkım olayı ne yazık ki.
Bir dergide okumuştum; olaya bakın:
Bir arabacıdan dinlemiştim: Bir kasabada bir müşterisi arabayı kiralar, evine çağırır.  Annesini, yanında çamaşır bohçasıyla birlikte at arabasına bindirir ve arabacının eline adresini tutuşturarak diğer kardeşinin evine gönderir. Yaşlı kadıncağızın hali-vakti yerinde, evli-barklı dört evladı vardır. Gittiği adresteki evladı müsait olmadığını, kendisinin ancak bir ay sonra annesine bakabileceğini söyleyerek diğer kardeşine gönderir. O da bir bahane bularak diğer kardeşine gönderir. Ama sonuç hüsrandır, o da kabul etmez. Arabacı yaşlı teyzeyi tekrar ilk teslim aldığı evladının kapısının önüne indirir. Sonuç ne oldu Allah bilir… (semerkanddergisi.com/gozu-yaslilarimiz)
Yaşlılık zor dönem.
Anne-baba evladını dünyaya getirir, besler büyütür, adam eder ve hayata bırakır.  Varlığıyla gurur duyar, başarılarıyla övünür, başarısızlıklar ve olumsuzlarına kahrolur.
Bakım sırası anne-babaya gelince yani yaşlanınca işler değişir.
Hele bakım süresi uzar, elden ayaktan düşerse evlada/geride kalanlara yük olmaya başlar.
Eskiler boşuna “üç gün yatak dördüncü gün toprak” dememişler..
Ne garip ya Rabbi..
Küçükken büyüsün diye gözüne baktığın evlat, yaşlanınca öl diye gözüne bakıyor.
Çekilmez hale geliyorsun.
Dünyaya artık yakışmıyorsun, herkes sığıyor, sen sığmıyorsun, sana yer kalmıyor.
**
İmam-ı Gazali (rh.a.), “Ölüm ve Ötesi” adlı kitabında şöyle bir kıssa anlatır:
Bir adam ölür mahşerde hesabı görülürken günahları ve sevapları eşit gelir. Cennete mi yoksa cehenneme mi gideceğine uzun süre karar verilemez. Sonra arştan bir kağıt atılır ve bir yaprak gibi uça uça inerek terazinin günahlar hanesine konar. Adam merakla kağıda bakar. Üzerinde sadece “öff!” yazılıdır. Adam hayatında annesine bir kerecik “öff” diyerek şikayetlenmiş ve işte o da mizanına konmuştur.
İşte böyle..
Annem ve babam merhum. Mevla gani gani rahmet eylesin. Yaşlı ve bakıma muhtaç olsalardı ne yapardık?  İnanın ki cevabı zor. Ancak insafı da elden bırakmamak lazım.
**
İhtiyar dedim de iş nerelere vardı gördünüz.
Mevla encamımızı hayreylesin.
Yaklaşık iki aydır ara verdiğim köşe yazımıza bu duyguları sizlerle paylaşarak başlamak istemezdim. Ama bu ayın hürmetine belki okuyan birileri etkilenir.
RAMAZAN-I ŞERİFİNİZ MÜBAREK OLSUN.