Çorum TSO Türk Sanat Müziği Topluluğu

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Hayal Doğan’ın Ardından…

                                 Halit YILDIRIM

 

Belirli bir amaç için bir araya gelen insanlara topluluk diyoruz. Biz de kendi musikimizi öğrenmek, onu icra etmek amacıyla bir araya geldik. Sağolsun TSO yönetimi yıllarca hamilik etti bizlere… Bu hamiliğe izafeten TSO Türk Sanat Musikisi Topluluğu oldu adımız.

Nice güzel konserler icra ettik. Nice güzel nağmelerle titrettik kadirşinas halkımızın gönül telini… Hoş bir seda bıraktık Çorum semalarında… Tıpkı bizlere eserler bırakıp giden üstatlarımız, hocalarımız gibi… Yarın bizler de bu âlemden göçüp gidince, belki bir gazete sütununda 2000’li yıllarda Çorumda böyle bir koro vardı diye yazacak bizi gelecek nesiller…

Hiçbir menfaat gözetmeksizin, sanat icra etmek, bir şeyler öğrenmek adına bir araya geldiğimiz için dostluklarımız da her türlü menfaatten âri olduğundan güçlü oldu. Bağlandık, kenetlendik ve hep güzelliğe, dostluğa, başarıya kilitlendik…

Bu güzel birliktelik de hiç mi acı günler olmadı? Hiç mi hazan rüzgârları esmedi? Evet, yaşanan her yerde olduğu gibi biz de hayat dair her duyguyu yaşadık. Sevinç, neş’e, mutluluk yanında hüzün, keder, ayrılık, gözyaşı… Hepsini yaşadık…

Önce, belki de hayatının en verimli çağında Çorum’un yetiştirdiği önemli değerlerden, beyefendi insan, sevgili ağabeyimiz Eczacı Kenan Bezgin’i kaybettik. O güler yüzlü, sevecen ağabeyimiz ansızın rahatsızlandı, uzun süren bir hayat mücadelesi verdi. Ama sonunda aramızdan ayrıldı gitti.

Peşinden Udi Emir Yadigâr ağabeyimizi kaybettik. Bir koro çalışması sonrasında ani bir kalp krizi ile ayrıldı aramızdan.

Sonra Ali Babamızı kaybettik. Çorum’un yetiştirdiği en önemli halk sanatçılarından kemancı Ali Çağlar’ı… hepsine Allah rahmet eylesin. Nur içinde yatsınlar…

Ölüm bir kez daha sessiz bir çığ gibi düştü üzerimize… Ayrılık en acımasız şekliyle hançer olup saplandı yüreğimize… Henüz hayatının baharında bir kardeşimizi amansız bir illetin pençesinden kurtaramadık. Dünya hayatının ne kadar yalan olduğu, aslında ne kadar da çaresiz olduğumuz gerçeği tokat gibi çarptı yüzümüze… O günden güne erirken bizler hiçbir şey yapamadık. Belki dua etmesini bile beceremedik. Kefenini, giyemediği duvağı ettik, yolladık Rabbine… “Her nefis ölümü tadacaktır” buyruğuna boyun büktük Yaratanımızın.  O’ndan geldik ve O’na gönderdik Hayal Doğan’ı…

Bir arkadaşımın yazdığı gibi, yakalandığı amansız hastalığına inat; bitmeyen, tükenmeyen neşesi ve hayata umutla bakan gözleriyle, her daim gülen yüzüyle yüreklerimize kazıdık onu...

Bizler topluluk olarak perişan olduk. Dayanamadık bu acıya… Allah ailesine sabır versin, metanet versin. Onların acısını tarife sanırım kelimeler yetmez.

İki yıl önce onun hastalığı ilerlemiş bir şekilde gördüğümde yüreğim burkulmuş şu mısraları karalamıştım.

Hayal mi olacaksın kalbin aşkla vururken

Baharına doymadan çekip gidecek misin?

Sana matem yakışmaz tüller simler dururken

Gözü yaşlı dostlara veda edecek misin?

Baharına doymadan çekip gidecek misin?

Baharına doymadan çekip gitti. Yaşlı gözlerle uğurladık onu son yolculuğuna…

Sevgili kardeşim Hayal, artık bedeninde o tarifi imkânsız ıstırapları yaşamayacaksın. Sen merhametlilerin en merhametlisi, müşfiklerin en müşfiki Rabbine kavuştun. Bizler arkandan ah vah etsek de, sen sahipler sahibinin yanındasın artık. Seni unutmak ne mümkün? Kabrin nur olsun. Rahat uyu…

 

06.10.2011 / Çorum (00:15)