Astana-Soçi Süreci ya da PYD ile Esed Arasında...

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Astana-Soçi Süreci ya da PYD ile Esed Arasında Seçime Zorlanmak

Dünyanın beş harami ülkesinin hegemonyasındaki küresel sömürü düzeni, milyonların katledilmesi pahasına hiçbir ülkede kendilerinin istemediği değişim ve dönüşümlere izin vermiyor ama yirmi yıl sonra da olsa günah çıkartmaktan geri kalmıyor. Bosna kasabı Ratko Miladiç örneğinde olduğu gibi. Böylelikle hem o kahrolası vicdanlarını rahatlatıyorlar hem de tepesinde oturdukları düzenin geç de olsa adaleti sağladığı için meşru olduğunu söyleyebiliyorlar.

2011 yılında Tunus'ta başlayan isyan dalgası, küresel düzene bir başkaldırı idi. Cari sistem kendi izni ve rızası olmadan kukla yöneticilerin devrilmesini, yerlerine kendisinden icazet almamış kişilerin gelmesini asla kabullenemezdi. Tunus'ta çok hızlı gelişen devrimin önüne geçilememişse de Mısır ve Libya'ya bu nedenle seyirci kalmadılar. Libya'ya doğrudan, Mısır'a dolaylı yoldan, yani sistemin maşası BAE ve Körfez monarşileri eliyle müdahale ederek istemedikleri iktidarlara geçit vermediler.

Türkiye bu durumu gördüğü için dalga henüz Suriye sahillerini vurmaya başlamadan Esed'i uyardı. İktidarını korumak istiyorsa acil reform yapması gerektiğini söyledi. Ama o buna yanaşmadığı gibi en masum, en sıradan taleplere şiddetle karşılık verdi. Hiçbir şiddet içermeyen barışçıl gösterilerde gözaltına aldığı çocuk yaştaki gençleri işkenceyle öldürdü ve ailelerine organları kesilmiş cesetlerini teslim ederek gözdağı verdi.

Halbuki Suriye halkının da beklentisi Esed'in koltuğunu bırakması değildi. Bütün istedikleri birazcık nefes alabilmekti. Yani kırk yıldır boğazlarını sıkan ipin birazcık gevşetilmesini istemişlerdi sadece.  Ama o buna bile razı olmadı. Başlangıçta dünya, bu son derece masum taleplere şiddetle karşılık veren Esed'in meşruiyetini kaybettiğini söyleyince, halk bundan cesaret alarak artık gizlenme ihtiyacı duymaksızın kendilerini açık etti. Başta ABD olmak üzere batının bu tutumu olmasa kırk yıldır yaptıkları şeyi yapar ve gizlenmeye devam ederlerdi. Bu nedenle batının bu katliamdaki suçu bir değil, iki. Biri cesaretlendirmek hatta kışkırtmak, ikincisi seyirci kalmak.

Başından beri Esed'in içimizdeki destekçileri Türkiye'yi Suriye halkını kışkırtmakla suçladılar. Neredeyse katliamı Esed değil Erdoğan yaptı demeye getirdiler. Halbuki Türkiye'nin Suriye halkını cesaretlendirdiğini söylemek mümkün ama kışkırttığı doğru değil. Onu da halk sokağa döküldükten sonra yaptı, yani sokağa çağırmadı. Başka ne yapabilirdi ki, zulme başkaldıran insanlara boyun eğin, bir kırk yıl daha katlanın mı deseydi?

Obama ABD'sinin kararsız ve korkak politikasını fırsat bilen Rusya, 2013 yılından başlayarak bölgeye adeta çöreklendi ve İran'la birlikte Esed'i Kaddafi'nin akibetine uğramaktan kurtardı. Ardından da Astana'da kurduğu masada muhalifleri yer almaya zorladı. Kendimizi kandırmayalım, Türkiye bu masanın ana aktörü değil. Rusya öyle bir görüntüye izin vererek hükümeti iç kamuoyunda rahatlatıyor, hepsi bu. Türkiye'yi ve Tayyip Erdoğan'ı çok düşündüğü için değil elbette, Türkiyesiz Suriye'de bir sonuç alamayacağını bildiği için bunu yapıyor. Türkiye, şu anda Esed'i yıkabilecek güce sahip değil ama Türkiye istemediği sürece de Esed'in ayakta kalamayacağını herkes gibi Rusya da biliyor.

Başından beri bu zalim savaşta Esed'den yana tavır alanlar, şimdi gelinen bu noktadan dolayı hükümetin kendilerine hak vermesini istiyorlar, hata yaptık, yanıldık demesini bekliyorlar. Hükümet kanadından da buna çoktan teşne olanlar var. Bütün suçu günahı eski başbakana yükleyerek karşı cenaha geçmeye hazır onursuzlar, cumhurbaşkanından birazcık cesaret bulsalar bunu hemen yapacaklar. Oysa bu konuda Türkiye'nin başından beri bir yanlışı yok. Mazluma kucak açtı, aşını ekmeğini paylaştı, bunun nesi yanlış? Eksik yaptığını söylemek mümkün ama yanlış yapmadı. Eksiği de, 2012'de Esed yıkılmak üzere iken muhaliflere etkili silah vermekten çekinmesiydi. Sonrasında Rusya'nın sahaya inmesi ve DAEŞ'in ortaya çıkartılması ile dengeler Türkiye'nin değiştiremeyeceği ölçüde değişti.  

Şimdi ABD'nin Suriye sınırı boyunca kurmaya çalıştığı PYD devleti nedeniyle Rusya ve İran Türkiye'ye dönüp, "Esed'le barışmaktan başka çaren yok" diyorlar. Ak Parti, altı yıldır büyük bedeller ödeyerek sürdürmeye çalıştığı, dünya durdukça insanımızın gurur duyabileceği bu vicdan politikasını değiştirmeye zorlanıyor. CHP, Suriyeliler için harcanan 30 milyarın boşa gittiğini söylüyor, hesap soruyor. Bir başkası Suriyelileri çok beslediğimiz için obez olduklarını, oysa kendi vatandaşlarımızın aç gezdiğini söyleyerek, kurdukları partinin hiç de iyi bir parti olmayacağını gösteriyor. 

Esed'i iktidarını korumak için şiddete başvurmak zorunda kalmış meşru bir devlet başkanı gibi göstermek istiyorlar. Halbuki ona başkaldıranlar ilk zamanlarda onun iktidarda kalmasına bile razıydılar, yukarıda da söylediğimiz gibi istedikleri tek şey birazcık zincirleri gevşetmesiydi. O, halkına bunu bile çok gören bir zalim, dişlerinden kan damlayan bir vampir.

Bir iktidar partisi için iddialarından geri adım atması, yıllarca söylediklerinin tersini yapmak zorunda kalması ne zordur. Yenilmeyi haksız çıkmak gibi gören kimileri gelinen noktayı Ak Parti'nin ve daha da önemlisi Erdoğan'ın yenilgisi olarak görüp keyif oluyorlar. Ama kesinlikle yanılıyorlar. Zaman gösterecektir ki, asıl kaybeden Esed ve onun yanında yer alarak yeryüzünün gördüğü bu en vahşi cinayete ortak olanlardır.