16 NİSAN'A DOĞRU DÜŞEN MASKELER

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Oligarşik bürokrasinin egemen olduğu ve yasakçılığın acımasızca uygulandığı yıllarda birçok başörtülü öğrenci Avusturya ve Almanya gibi ülkelere gidip, Türkiye'de yarım bırakmak zorunda kaldıkları öğrenimlerini oralarda tamamlamışlardı. O yıllarda Avrupa'nın ne kadar özgürlükçü olduğu, o ülkelerde her düşünceye, her inanca rahatça yaşama hakkı verildiği anlatılır, İslam dünyasındaki diktatörlükler örnek gösterilerek, tek çıkar yolun tam anlamıyla batıya benzemekten geçtiği ifade edilirdi.  

Bunun Avrupa'nın özgürlükçü olmaktan çok, kendi sistemi için tehlikeli bir durum görmediğinden dolayı Böyle davrandığını, en küçük bir sakınca görse kapısından bakmasına bile izin vermeyeceğini söyleyenler, kör bir batı düşmanı olmakla itham edilirdi. Çünkü onlara göre dünya tarihinin öznesi Avrupa idi. İnsanlık ancak demokrasi, insan hakları, bireysel özgürlükler, bilim sanat gibi birçok yüksek değeri insanlığa armağan eden batıya benzeyerek kurtuluşa erebilirdi.

Oysa birazcık tarih bilinci taşıyanlar için durum hiç de böyle değildi. Geçmişinde sömürgecilik, soykırım, yağma, talan olmayan bir tane Avrupa ülkesi yok. Çok değil elli altmış yıl öncesine gittiğinizde elinde Asyalının Afrikalının kanı, cebinde malı olmayanına rastlayamazsınız. Batılı insan, bu yağma ve talan ile elde ettiği ekonomik ve askeri güç ile dünya üzerinde kurduğu kültürel hegemonya sayesinde işlediği soykırımları bile iyi bir şeymiş gibi göstermeyi başarmış bir canlı türüdür.     

Bırakalım asırlardır dünyayı yağmalayan İngiltere'yi, Fransa'yı, bugünlerde Türkiye'ye karşı yaptığı saygısız ve küstah davranışlarıyla gündemimizde olan Hollanda bile, 1600'lerin ortalarında on binlerce yerli halkı katlederek üç yüz yıl boyunca sömürdüğü Malay takımadalarını, (Bugünkü Malezya- Endenozya'nın tamamı) ikinci dünya savaşından sonra terk etmek zorunda kalan sömürgeci bir ülkedir. Bizim dörtte bir nüfusumuza rağmen bizden daha büyük olan ekonomisini işte bu sömürüye borçludur.      

Onlar güçlerini sömürgecilikten alırken bizim ise yegane gücümüz ve en büyük övüncümüz, tarihin hiçbir döneminde böyle aşağılık bir yola tevessül etmeyişimizdir. Lakin Osmanlının son yüzyılında Jön Türklerden başlayarak İttihat Terakki ile devam edip, Cumhuriyet ile zirve yapan bir akıl tutulması sonucu, uygulanan batılılaştırma programları ile dünyada eşi benzeri görülmeyecek bir biçimde "kendi kendini sömürgeleştirmeyi başarmış" bir millet olduk.

Yıllarca batının sanayisi için ihtiyaç duyduğu iş gücünü temin ettik, ürettikleri mallara pazar olduk, el açıp kapılarında bekledik. Böyle uslu itaatkar çocuk olduğumuz sürece  ilişkilerimiz sorunsuz devam etti. Tabii ki batı açısından. Zaman zaman bazı siyasetçiler yaramazlık yapıp bu çarpık, adil olmayan durumu değiştirmeye kalkıştığında içimizdeki devşirmeleri eliyle darbeye maruz bırakılıp, terbiye edildiler, hizaya çekildiler. 

Darbe ve muhtıralarla dolu olan yakın tarihimizde yediğimiz her darbe kısa vadede büyük tahribatlara yol açsa da, gerçekleri biraz daha net görmemizi sağladı, kendi özümüze dönmekten başka yol olmadığı öğretti. Batıyı da içimizdeki ajanlarını da çıldırtan şey bu öze dönüş çabaları. Yüz yıllık emeklerinin boşa çıktığını görerek ne yapacaklarını bilmiyorlar. Hele Cumhurbaşkanı 2012 yılında "dindar gençlik yetiştireceğiz" dedi ya, işte o gün ipini çektiler.

Batı, artık devşirmelerinin yeterli olmadığını görüyor olmalı ki, işe doğrudan el atarak 16 Nisan referandumunda açıkça taraf haline geldi. Efendilerinin bu akıl dışı tutumu hayırcıları daha çok panikletti. Referandumdan evet çıkmasının kimleri korkuttuğu ortaya çıktığı için Avrupa programlarını iptal ederek milli bir duruş sergiliyor gibi yapıyorlar, ama inandırıcı olamıyorlar.

2015 yılının 7 Haziran seçimleri sonunda "Selahaddin Eyyubi son metroda durduruldu" diye sevinçten göbek atan batılılara eşlik ederek, "birlikte iyi salladık" diyen kimdi? O yüzden Kılıçdaroğlu'nun ve bazı CHP'li vekillerin açıklamaları birlik ve beraberlik görüntüsü verme açısından doğru bir tavır ama yaklaşık yüz elli yıldır devam eden batılılaşma maceramızın lokomotif gücü olan içimizdeki Hollandalıların bu sözlerindeki samimiyetin ciddi anlamda test edilmeye ihtiyacı var.   

Partinin iki numarası, Avrupa'nın bu tavrına karşılık "Esed İstanbul'da miting yapacağım derse ne diyeceksiniz" diye soruyor ve Esed'le Tayyip Erdoğan'ı, Türkiye'deki Suriyelilerle Avrupa'daki Türkleri aynı kefeye koyabiliyor.  Bu nedenle yerlilik ve millilik gibi kavramların öne çıktığı bir referandum öncesinde, sicili kendi milletine karşı işlediği cinayetlerle dolu olan bir partinin milletten yana gibi görünme çabalarında inandırıcı olabilmesi için önce bu densize haddini bildirmesi beklenirdi. 

"Birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz şu günlerde" retoriğiyle mahkum edilmek istendiğimizi duyar gibiyim. Kimse kusura bakmasın, bu millete işgalcilerin yapmaya cesaret edemeyeceği zulümleri yapanların geçmişte de nasıl sureti haktan göründükleri, nasıl takiyyenin dibini buldukları, birazcık tarih karıştıran herkesin malumudur.