Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed'in doğum günü münasebetiyle, yaklaşık bir haftadır çeşitli etkinliklerle, onun güzel ahlaki davranışları ve getirdiği ilkeleri en güzel bir şekilde sunularak yâd ediliyor. 
Okullarımızda, peygamber sevdalısı öğretmen ve öğrencilerimiz birbirinden güzel programlar düzenliyorlar.  Okulumuz Atatürk Anadolu Lisesinde de kutlu doğum haftası  etkinlikleri bağlamında, Kur'an-ı Kerimi güzel okuma yarışması düzenlendi. Yapılan yarışmada güzel bir Kur'an -ı Kerim ziyafeti çeken öğrencimiz Melike Ünal birinci olarak altın ile ödüllendirilirken, dereceye giren diğer öğrencilerimize ise değişik hediyeler verildi. Öğrencimiz Bekir Sami Atik'in, içtenlikle yüreğinin derinliklerinden gelen bir samimiyetle vücut dilini de konuşturarak okuduğu nâtı şerif  ise bizleri mest ederken, programa da ayrı bir güzellik ve renk kattı.    
Komşumuz Suriye'de katliamlar durmuş değil. Arap dünyasında sindirilen Müslüman halklar, çevrelerine örülen çelikten zırhlı bariyerleri bir türlü kıramıyorlar. Yıllardır ezilen, sömürülen mazlum milletlerin, Allah yar ve yardımcıları olsun. İnşallah bu zulümler müslüman toplumların İslâmi kimliklerini bulmalarına, nehrin mecrasına dönmesine, benliklerine kavuşmalarına vesile olur.  
İnsanların iyiye yönelerek, hakkı ve hakikati bulabilmesi için öncelikle Kuran'ı ve peygamberimizi iyi tanımaları gerekir. Ahzab 21'de ise "Ant olsun ki Resûlullah, sizin için Allah'a ve ahret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnektir" buyrulur. Hz. peygamberi örnek almak onun öğütlerine uygun davranmaktır. Bu ise öncelikle onu iyi tanımak ve doğru anlamakla mümkün olabilir. 
Peygamberimiz (a.s) ın çocukluk ve gençliğinden itibaren hayatına baktığımız zaman, güzel örneklerle dolu olduğunu ve bizzat Yüce Allah tarafından koruma altına alınarak yetiştirildiğini görmekteyiz. Daha genç yaştayken gördüğü haksızlıklarla mücadele etmek için (erdemliler anlamına gelen) Hılf-ul Fudul cemiyetinin bir üyesi olarak haksızlığa uğrayan zayıf insanların haklarını alabilmeleri için mücadele ettiğini görüyoruz. "Yaratan Rabbinin adı ile oku" diye başlayan sonrada "Ey örtünüp bürünen peygamber kalk ve insanları uyar" diye devam eden vahiy sürecinden sonra olan biten her şeye en büyük destek ve yardımcısı olan Hz. Hatice'ye anlatıyor. O da  "Sen daima eli açık cömertsin iyilik yaparsın fakir ve muhtaçlara yardıma koşarsın, misafiri ağırlarsın böyle bir insanı Allah yalnız bırakır mı?" diyerek onu teselli eder. Kaynaklarda rahip olduğu ve Hıristiyanlığı iyi bilen amcaoğlu, Varaka bin nevfel-e götürdüğü onunda "O sana gelen diğer peygamberlere gelen Cebrail meleği, getirdiği ilahi vahiy, İncil'de ki vasıflara göre öyle zannediyorum ki sen bu ümmetin peygamberisin, fakat kavmin sana eziyet edecek. Seni yurdundan çıkaracaklar şayet o günlere yetişirsem Allah için sana yardım ederim" dediği nakledilir. "Ey İsa biz seni senden önce gönderdiğimiz Tevrat'ı tasdik etmek ve senden sonra göndereceğimiz ismi Ahmet olan peygamberi müjdelemek üzere gönderdik…"(Saf sur. 6)  buyurur. 
Bunalan Müslümanlar önce Habeşistan'a sonra da Medine'ye hicret etmek zorunda kaldılar. Müslümanları 
Medine'de de rahat bırakmayarak üzerlerine seferler düzenlediler. Onlar bilmiyorlardı ki Allah nurunu tamamlayacaktır. Hz. Peygamber ve ashabı Allah'ın emirlerini tebliğ görevini yerine getirirken engellerle karşılaştılar. Büyük sıkıntılar çektiler, yılmadan usanmadan mücadele ettiler. Nefsanî davranıp kin ve nefretle hareket etmediklerini, her zaman peygamberimizin rahmet yönünün öne çıktığını görüyoruz. Tebliğ için gittiği Taif şehrinde gördüğü muameleden sonra "Rabbim kuvvetimin zaafa uğradığını, çaresiz kaldığımı yalnız sana arz ederim. Allah'ım onlara hidayet nasip eyle, onlar bilemediler, anlayamadılar. Eğer bilse ve anlasalardı bunu yapmaları mümkün değildi. Bunlar bilemediler belki çocukları hidayete erer" diye dua etmiştir. Yine Uhud savaşında daralan ve bunalan Müslümanların 'Ey Allah'ın resulü bir beddua etseniz de şu müşrikler helak olup gitseler' sözleri üzerine "Ben lanetçi bir peygamber olarak değil rahmet peygamberi olarak gönderildim." 
   Mekke'nin fetih edildiği günde peygamberimizin intikam duyguları ile değil rahmet nazarı ile muamele ettiği bilinmektedir. O her şeyi ile bizim için güzel bir örnektir.  Dürüst, adaletli, hoşgörülü, mütevazı, açık sözlü, ahde vefalı, haktan başkasını söylemeyen, konuşurken kişileri hedef almayan, genel konuşan, karşısındaki konuştuğu zaman ise onu sonuna kadar dinleyen bir peygamberdi. O gönüller yapan, insanları arkasından çekiştirmeyen, gıybet yapmayan, suizanda bulunmayan, yüzünde tebessüm, görüşlerinde isabet ve feraset olan, bütün yaratılanlara karşı şefkat ve merhametle muamele eden bir kişiliğe sahip rahmet peygamberi idi.
Hz. Muhammed'de bizim gibi bir insandı. Yer, içer, uyur, sevinir, üzülür ve ağlardı. Bir insan olarak sahip olduğumuz tüm özelliklere sahipti ama sıradan bir insan da değildi. Allah'ın 'Alemlere rahmet olarak gönderdim' buyurduğu ilahi vahye muhatap, her hal, hareket ve sözünde birçok anlam, mana, mesajlar ve güzellikler yüklü olan bir peygamberdi. Oğlu İbrahim vefat ettiği zaman "Göz yaşarır kalp hüzünlenir. İbrahim bugün çok üzgünüz fakat biz Allah'a isyan edenlerden değiliz." diyerek birçok mesajı bir arada sunan bir peygamber. 
Bizzat Allah'ın Kuran'da övdüğü bir peygamber:   "Ey peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit bir müjdeleyici olarak, Allah'ın izniyle bir davetçi ve nûr saçan bir kandil olarak gönderdik." (Ahzab 45-46) 
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'da rahmet peygamberine sevgisini şöyle dile getirmiştir.           
Dünya neye sahipse onun sevgisidir hep 
Medyun ona cemiyeti, medyun ona ferdi 
Medyundur o masuma bütün bir beşeriyet              
Yârab bizi mahşerde bu ikrar ile haşret.