Boğazlar(lar) -2-

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Bir önceki yazımızda konjonktürel de olması bakımından ülkemizin başını ağrıtan Boğazlar üzerine dönen dolaplardan ve biraz günümüze yansımasından bahsetmiştik.
Bu yazımızda canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için midelerine giden yoldan söz edeceğiz.
Hayatın idamesi beslenmeye bağlıdır. Sağlıklı bir şekilde yaşamak sağlıklı beslenmekle mümkündür.
Farkında mısınız bilmem; herkes bir telaş içerisinde..
Günün ilk ışıklarıyla birlikte boğaz kavgası başlar. İşinize gitmek üzere sokağa çıktığınızda sizin gibi ekmeğinin peşinde koşanların da dışarıda oldukları, kedi ve köpeklerin sağa-sola yöneldikleri, ağaçların ve bitkilerin su ve güneşi alacak pozisyonu aldıkları görülmektedir.
Varlığın donukluktan aktif hale gelmesi can ile; o da boğazdan gelerek/girerek olmaktadır.
Açlık ve tokluk fiziksel olduğu kadar izafi.
Bununla birlikte fiziksel olan daha ağır basar.
"Kimi baklava, börek yer, kimi bulgur bulamaç
Sabahleyin kalkarlar ki, o da aç, bu da aç.."
Kimisi bir somun ekmekle, kimisi de üç kap yemekle doyar.
Bazısı sığınacak bir barınak ararken bazısı da 2+1 evi beğenmez.
Tok olan cümle cihanı tok sanır / Aç olan alemde ekmek yok sanır
İslam'da fitre miktarı herkese göre aynı mı?
Değil.
Geliri 1000 tl olanla 10 000 tl olan arasında yaşam standartları nasıl bir değilse fitre miktarı da bir değildir.
Sokaklarda ve cami önlerinde bir ekmek parası diye bekleyen yerli ve yabancı(mülteci) kardeşlerimiz var.
Elinizi cebinize atarken/atmazken hiç empati yaptığınız oldu mu?
Mutad bir aylık geliriniz var. Söyle ya da böyle bir durum oldu geliriniz giderinizi karşılamadı. Akşam eve giderken fırından iki-üç ekmek alacaksınız. Cebinizde 3 tl yok. Bu birkaç gün devam etse ne yaparsınız.
Sizin ve sorumluluğunuz altındaki aile efradınızın karnının doyması lazım.
Boğazlarından bir şeylerin geçmesi lazım.
Boğaz kavgası vermek zorundayız şu fani dünyada ölene kadar.
Zira "varsa aşın rahattır başın / Yoksa aşın yamandır işin."
Orhan Veli der ya:
Büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım;
Para kazanmak gerekti;
Girdim insanların içine,
İnsanları gördüm.
Ne yârdan geçerim, ne serden;
Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama...
Bırakmıyor son gördüğüm,
Bırakmıyor geçim derdi.
Şeyh Sâdî, "Boğaz/mide derdi olmasaydı hiçbir kuş tuzağa düşmezdi. Belki avcı da tuzak  kurmazdı"  örneğini verirken Mevlânâ  da şöyle  ifade der:
"Nice balık vardır ki, su içinde her şeyden eminken boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur."
Her canlıda boğaz kavgası  can bedende olduğu sürece devam edecek.
"Kavgada yumruk aranmaz" ama keşke bu kavgada yumruk olmasa. Yumruk ne mi?
Daha doğrusu öldürücü yumruk, "hak-hukuk bilmemek, haram yemek"tir diyebiliriz.
Rivayet o ki; sahabe hanımları sabahleyin kocalarını işe uğurlarken: "Efendi! Boş gel ama bize haram getirme, haram yedirme. Biz açlığa dayanırız, yokluğa katlanırız ama Cehennem ateşine katlanamayız" derlerdi. (Mustafa Taşcı, Nesillerden Nesillere Armağan Sözler, s.505)
"Kazan kazan, ye gidi /Kazanmasan yeğ idi
Sen kazandın el yidi / Topuzları yeğ idi."
Malum, helalın hesabı, haramın azabı vardır.
KINAMA: Batı'nın özellikle Hollanda'nın faşist tutumunu kınıyor, tel'in ediyoruz. Takke düştü, kel göründü. İnsan hakları, demokrasi meğer hikayeymiş. Domuzdan post, gavurdan dost olmaz.