Anladık Ya Rabbi

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Hata yapmak
fırsatını Adem'e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda
gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi
haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne
bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak
bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini
tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş
ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.(İsmet ÖZEL)
**
Hayatta kusur yapmamak mümkün değil. Her birimiz zaman zaman hatalarla cedelleşiriz. Biri bize hata yaptığımızı söylüyor ve biz de egomuza güç yetirebiliyorsak bunu kabullenir; "insan beşer, şaşar" deriz.
Araştırmacılara göre Kur'an'da "beşer" kelimesi, fıtrata uygun davranışlar ve fizyolojik özellikler için, "insan" kelimesi ise olumsuz bağlamlarda iyi veya kötü gelişmiş beşer profili için kullanılmaktadır.
Masumiyet ehli-sünnete göre bir anlamda "ismet"  sıfatlarıyla peygamberlere verilmiş olup onlar günah işlemezler ama zelleleri olabilir. İnsanlar ise isyan ile, nisyan ile, daha nice hallerle maluldür.
İnanan kesim olarak biz şanslıyız yine de.
Maluliyetimizi bilen Yüce Yaratıcı, bizden sadır olan bilcümle olumsuz davranışlarımızı düzeltmek için bize fırsatlar verir. Davranışlarını düzeltenlere ve buna aldırış etmeyenlere de sonlarını gösterir.
Zira Rabbimiz kulunu sever, her haliyle kapısına geleni kovmaz, affetmek ister; doksan dokuz esmasıyla tecelli eder. Yeter ki kul, kim olduğunun nereden geldiğinin ve ne yaptığının farkına varsın.
Psikologlar farkındalık, "bilinci şu anın gerçekliğine karşı ayakta tutmak" tır derler.
Rutinleşmiş eylemlerimizde çoğu kere bunalırız.
Her gün işine-gücüne giden birisi günler, aylar içerisinde rutin hale geldiği için canının sıkıldığı olur. İşe/işine isteksiz isteksiz gelir-gider
Ancak mevcut işiyle sorunlar yaşaması ya da onu kaybetmesi halinde "aaa ben ne yaptım/yapıyorum" der.
Eli-ayağı, kolu-bacağı tutan, gözü-kulağı sağlam birisi söz konusu organlarının rutin işleyişinin ne kadar nimet olduğunu onlarda bir arıza gördüğünde fark eder.
Buradaki farkındalık ne?
Kişi acziyetini bilmeli/kabul etmeli, buna vukufıyette geçikmemeli. Çünkü sahibi olmadığınız şeyler üzerinde tasarruf hakkınız yoktur.
**
Yaz tatilinde doğal olarak  bir hafta-on gün civarında izne ayrıldım. Ale-kaderilimkan Ordu Ünye'de kaldık oradan da Sivas'a geçtik. Sivas'ta Sıçak ve Soğuk Çermik denilen kaplıcalar varmış. Sıcak tamam da soğuğa ne dersiniz? İçmedik ama soda gibi bir tadı var.
Dönüşte Terziköy'e uğradık. Teşehhüt miktarı vakitten sonra Çorum'a döndük.
Döndüğümüz günden beri yorgunluk bitmedi bir türlü.
Meğer yorgunluk değil fıtık illetiyle tanışmışım.
Ağrısı-sancısı olup ayağını, bacağını sallayanları görürdüm, bel ve sırt ağrılarından kıvrananlara şahit olurdum da çektikleri acıyı anlamazdım. Pireyi deve mi yapıyorlar demesem de sinir baskısının ne denli ciddi olduğunun farkında olmazdım.
Sağlığımız yerindeyken her şey toz pembe elden birazcık gidince dünyanın beş para etmediğini anlamanız zor olmuyor.
Başa gelen her şeyde böyle değil miyiz şu ölümlü dünyada.
Sadece hastalık mı afetler ve felaketler nasıl belimizi büker, melül melül baktırır.
Bakınız Kurban Bayramı arifesi günlerindeyiz. Ülkemizde mülteci olarak bulunan Irak, Suriye ve başka nereliler varsa sınırlarımızdaki kapılarda yakınlarıyla görüşecekleri günleri iple çekiyorlar.
15 Temmuz başarılı olsaydı Türkiye kurtlar sofrasındaydı. Kim bilir bir çoğumuz ne hallerde olurduk?
Sahip olduklarımızın değerinin farkına varalım ve çok çok şükredelim.
Edebiyatımızda insanın çaresizliğini gözler önüne seren ve acziyetini ifade eden münacat diye bir yazım türü vardır. Nazım da, nesir de olabilir.
Ömer Yıldırım'ın seslendirdiği bir ilahide bu tazarru/yakarış şöyle dile getirilir:
Ya ilahi senden bir dileğim var,
 Kapından sürüp de, dara düşürme.
 Öter bülbüllerin, ahu can kuşu,
 Maksudu giryana, hara düşürme.
Cemalin nurudur, aşıkın canı,
 Aşık feda etmiş, ezelde kanı.
 Ey bu can mülkünde ruhun sultanı,
 Aşkından başka bir, hara düşürme.
Malumundur halim Ey Yüce Rahman !
 Gizli saklı neyim var, hep sana ayan,
 Ey rahmeti sonsuz, lutfu bir pâyan,
 Gönlümü yüzde bir dara düşürme.
*
Sen sinemdeki ben, ben gibi duran,
 Sinemin üstünde hatsız oturan,
 Ey gönlümü yakıp, kalbimi bilen.
 Derdimi dermansız hale düşürme.
Yazımızın başında bir bölümünü verdiğimiz şiirine münacat ismini koyan İsmet Özel, şiirinin sonunda;
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana Ya Rabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde? diyerek kendi ruh dünyasının yansımalarını Allah'a sunar.
İki cümleyle de biz niyazımızı dile getirelim:
Ya Rabbi, bizi bizden daha iyi biliyorsun.
Bize, bize yakışanla değil Sana yakışanla muamele eyle..
Aczimizi anladık Ya Rabbi!
TEBRİK: Önümüzde Kurban Bayramı var. Bayramınız mübarek olsun. Kurban, Hakk'a kurbiyetimize sebep olsun inşallah.