15 Temmuz Duygusu

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Yaşadığımız bu hayatta, kabul etsek de etmesek de güçlüler ve güçsüzler ile haklılar ve haksızlar vardır.
Kim güçlü, kim güçsüz ile kim haklı, kim haksız  tartışılır.
Güç ve hak ilişkisi..
Mevcut düzenlerde güç ve hak ilişkisi ayrı ayrıdır.
Temel sorun:
Güçlü olan mı haklı?
Haklı olan mı güçlü?
Kadim tartışmadır bu.
Ancak olması gerekenle olan aynı değildir.
Haklı'nın güçlü olması beklenen, güçlünün haklı olması realitedir maalesef.
Arslanın olduğu yerde tilkiye söz düşer mi?
Kaplan adamı öldürmek isterse adı vahşilik, adam kaplanı öldürmek isterse adı spor olur ya.
"Gücü gücü yetene helal olsun" kabilinden bir sistem bu.
**
Darbeler de bu şekilde; güçlü olduğunu hissedenlerin baş vurdukları antidemokratik bir girişim.  
Darbeler, adı üzerinde yapana da yapılana da riski büyük olan tarihi olaylardır.
Riskine rağmen ne yazık ki yapılmış ve bedeli ödenmiş vakıalardır.
Darbe başarılı olsa da olmasa da bedeli ağır olmaktadır.
Ama öyle bir bedel ki darbeye maruz kalanların daha çok mağdur oldukları bir bedel.
Ülkemiz geçmişten günümüze darbelerle sık sık yüzyüze gelmiş.
Darbeler tarihimiz var. 
Şu en son darbe girişimine bir bakın:
Atalarımızın "pirincin içindeki siyah taştan değil beyaz taştan korkarım" sözünün hakikate yansıdığı olaylar zinciri yaşadık.
Yalnız işin ilginç yanı "kontrollü darbe" söyleminde bulunarak  "hem kel hem fodul" hesabı yapıyorlar.
"Pişkinliğin bu kadarı" dedirtiyorlar.
**
15 Temmuz'da şehit ve gazilerimiz oldu.
Hangi ruh onları bu akibetle yüzyüze getirdi. Gözlerini kırpmadan mermi ve bombalara rağmen meydanlara koştular.
Devlet büyüklerimizin özellikle Cumhurbaşkanımız  R. Tayyip Erdoğan'ın o malum ilk daveti.
Bu davet o kadar samimiydi ki vatanını, milletini, istiklal ve istikbalini seven hiçbir kimse buna bigane kalamazdı.
O gece erken yatmış ve uyumuştum. Eşim geldi ve uyandırdı; "kalk ne yatıyorsun, darbe oluyor."
TV'ler yayında, TRT'de malum bildiri; kadıncağız yutkuna yutkuna okuyor. Cumhurbaşkanımızın o daveti, STK'ların davetleri.
İçimde biran tereddüt yaşadım. Arkadan bir ses "haydi kalk ve diril, evde pasifliğin değil meydanlarda aktifliğin zamanı" diyordu.
Eşref  Ziya'nın o meşhur ezgisi var ya:
Gecenin karanlığında hep yanımda olsan 
Mücadelen ve kıyamın rehberim olsa 
Mekkenin ortasında Kabe'nin yanında 
Rahmani hareketin bir eri olsam 
Ben kalksam ve dirilsem imanımla yücelsem 
İçimdeki benliği tek tek eritsem.
Tabi ki eşimle birlikte fırladık meydanlara..
Evet, insanı meydanlara çeken bir şey vardı o gece.
Taşrada olan bizlerin tuzu kuruydu yine de.
Ama Ankara ve İstanbul başta olmak üzere darbe teşebbüsü hareketliliği yaşanan şehirlerde stratejik noktalara ve meydanlara koşmak yürek isterdi.
O yürek çok şükür vardı ki darbe başarılı olamadı.
Halkın gücü tankın gücünü yendi.
Sizler de seyrettiniz mi bilmem:
Birkaç gün önce mermiler altında beliren bir yaşlı adamın İstanbul Büyükşehir Belediyesi önü, Saraçhane'deki görüntüleri yayınlandı.
15 Temmuz'un 1. sene-i devriyesi dolaysıyla yapılan yayında A Haber'de izledim. Çok ilginç değil mi?
Bu görüntüyü mobese kaydetmiş. Kayıtta ilginç olan aniden kadraja girip kurşun yağmuru altında korkusuzca Kim bu gizemli dede?
Bilmiyoruz…
Öyle anlaşılıyor ki şehitliğe uzanan yolun başında kişiye o yola girmeye çeken büyüklüğü ne kadarsa o kadar mıknatıs var. Aksi takdir de can tatlıdır.
Şehadet başka bir şey.
Nasıl olsa bir gün can emanetini sahibine teslim edeceğiz.
Emaneti O'nun razı olduğu hal ve istikamet üzere teslim etmek dileğiyle..
Vesselam.