Kalbin Sesi

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Her kültürün, her medeniyetin bir üslubu var. Kendine özgü bir bakışı, bir duruşu var. Yani bir değerler bütünüdür bunlar. Onlar, dünyaya ne kadar açılırsa açılsın, başka kültürlerden, başka medeniyetlerden ne kadar etkilenirse etkilensin, özünü, cevherini korur bir şekilde. Bu nedenle her toplumun duyuşu, düşünüşü, hayal kurma biçimi, mesela damak tadı farklıdır bir ölçüde. 
Hassasiyetler farklılık gösterdikçe, davranışlar da değişir. Hayata verilen anlam değiştiği gibi, yaşamın gerçekleri karşısındaki tavırlar da yeni tarzlarda ortaya çıkar. Kimi aklını kullanır daha çok, kimi kalbini. Kimi gözleriyle görür ve ondan hareketle düşünür. Düşüncelerini davranışa dönüştürür. Bazıları da hisseder ve kalbini alır merkeze;  duygularıyla etkinlikler oluşturur.
*
Bize bakalım.
Yazılı ve sözlü edebiyatımıza, geleneksel kültürümüze genel hatlarıyla baktığımızda duyarlılığımızı oluşturan ana eksenin "kalp-gönül" merkezli olduğunu görürüz. Bazı kullanımlarda kalp yerine "gönül" kelimesinin tercih edildiği de dikkate alındığında "kalp-gönül" bağlamlı bir yaşam üslubunun yazılı ve sözlü edebiyatla kültürümüzde dile getirilerek geleneksel birikimin oluşturulduğu söylenebilir. Halk hikayelerimiz bunun en etkili ifade ürünleridir. Ki, o eserlerin başkahramanlarının çoğunun "Sazlı-sözlü-badeli  Aşık" olduğu bir gerçek. Dünyaya "aşık" gözüyle bakmak. Hayatı elinde sazı, dilinde sözüyle, bir aşkın insanı olarak yaşamaya uğraşmak. Bu duyarlılık biçimi hemen hemen bütün müzik eserlerimizde ezgisi ve güftesiyle bestelenmiştir. Karacaoğlan'dan Aşık Veysel'e, Erzurumlu Emrah'tan Neşet Ertaş'a, Dede Efendi'den Barış Manço'ya, Sezen Aksu'ya, Kıraç'a kadar türküleriyle, şarkılarıyla aynı hassasiyetin bestesiyle seslenirler bize.
*
"Şu dünyanın haline bak!"
Meşhur bir şarkının dizesidir bu. Dünyada, olup bitenler karşısında şaşırmışlığın veciz ifadesi. Kemal Sunal filmlerinin pek çoğunda da dünyaya bu bakışın anlatımı vardır film estetiği çercevesinde. Selçuklu ve Osmanlı dönemi edebiyatı Divan şairleri de bu gözlerle bakarlar dünyaya; hayretle! Hayretle ve hayranlıkla bakıp gazellerini, kasidelerini, mesnevilerini yazarlar. Ki, daha çok kalbiyle bize seslenen şair sıradan bir kişi olarak değil; mırıldanan, inleyen, anlama çabasında bulunan, gönül ehli, içten içe konuşan bir şahıstır. Dahası, bize ses veren bir kalptir: Duyulan bir kalbin sesidir. Fert olarak değil, o kültürü yaşayanların ortak sesi, kalbinin sesidir eserlerle bize ulaşan. Eserlerdeki ana temaya göre, kalp-gönül sevgiyle, inançla, ahlaki duruşla olgunlaştıkça, kalp temizlenir, arınır, neticede  kişinin iç huzuru artar. Yunus Emre'nin, Hacı Bektaş- ı Veli'nin, Mevlana Celalettin-i Rumi'nin  eserlerinde bu ortak tema en geniş haliyle işlenmiştir. Burada kalbin sesiyle vicdanın sesinin birleştiği söylenebilir  genel gidişat olarak.
*
Bu günkü dünyaya, dış aleme dönelim yüzümüzü bir an. Dönelim ve bakalım dikkatle. Modern dünyayı anlamakta zorlanıyoruz. Yirmibirinci yüzyıldayız. Bunu unutmadan düşünüyorum konuyu daima. Aklıma sık sık gelen soru şu: Hz. Adem'den beri hep böyle miydi koca dünyadaki insanlığın hayatı?
Evrensel tarih hep bu mücadeleye mi sahne oldu? Hayatta çok şey var elbette. Ancak, kötü olanlar öne çıkıyor verdikleri acı sebebiyle.
Gezegenimizde var olanları sıralayalım şu günlerde: Oyun içinde oyun. Her türlü gizli, sinsi oyun. Yenme. Aldatma. Alt etme. Yok etme. Esir etme. Sömürme. 
Bütün bunlara karşı tavır geliştirebilen kültürler, medeniyetler gerek insanlığa.
Asıl olan hak, hukuk, huzur, kaynaşma, dayanışma ve barıştır herkes için.
*
İnsan var şu  hayatta. Ve dünya insanın faaliyet ve de yaşam alanı. Başka dünya yok. İnsan ilginç yapıda. Kendini şekilden şekile sokuyor kimileri. Sahip olduğu şeyler çok çok farklılık arzediyor bu nedenle.
Davranışlarındaki çeşitlilik de onun için türlü türlü. Yerine göre birbirine zıt tavırlar sergiler. Sevgi de ondadır, nefret de. Merhameti de vardır, öfkesi de. Ahlaklısı da bulunur, her türlü değere karşı duranı da.
İnsan sahip olduklarıyla, öne aldıklarıyla hareket ediyor: Kalp sahibi. Akıl sahibi. Nefs sahibi. Vicdan sahibi. İrade sahibi. Hırs sahibi…
*
Kalbin sesi. Vicdanın sesi. İrfanın sesi.Sağduyu. Bunlar geleneksel birikimle gelen hayatın nitelikleridir. Bizim kültürel birikimimizin temel önermesi şudur:
"Kalbini temiz tut ve onun sesini dinle. Aklını da başına al."
Bu bizim iç sesimizdir. Daima kulağımızdadır bu ses. Vicdanımızın sesi gibi sürekli fısıldanır kulaklarımıza kültür sanat eserlerimizle. Ninnilerimiz, masallarımız, türkülerimiz, şarkılarımız, atasözlerimiz, deyimlerimiz, halk hikayelerimiz hep bunu söyler. 
Örnek mi? Kerem ile Aslı hikayesi. Kerem'in yolculuğu. Onun, babasından gelen  bütün imkanlarını bırakıp "Gönül verip sevdiği"nin peşinden giderken yaşadığı olgunlaşmanın özünde "kalbinin sesi"ni dinlemesinin etkisi vardır. Yedi yıl sürer Kerem'in Aslı'yı arayışı. Bu süreçte kalbi genişler; insanı tanır. Varlığı zaten bilen Kerem, yokluğu yaşayarak görür. Yola düşer, yorulur, Değişik insanları görür, köyleri, şehirleri tanır. Ayrılığın acısıyla yüreği yanar. Sevdiğine kavuşma umuduyla doludur kalbi. Gönlündekiyle yaşamaktadır sadece. Kerem,  kalbinin sesine kulak vererek çıktığı yolda, insandan kaynaklanan sebeplerle sevdiğine ulaşamaz; ancak kişilik olarak olgunlaşmasını tamamlar. Yerdeki karıncaya bile zarar vermekten çekinmeyi gerekli gören bu hassasiyetle yere ayak basan bir zihniyettir ulaşılan anlayış. Hikaye boyunca dile getirilen temalarıyla kültürümüzün iç sesini ifade eden bu eser, Halk edebiyatımızın da seçkin  örneklerindendir.
*
Kültür ve medeniyetler insanı olgunlaştıran bu  "iç ses" imkanlarıyla hayata katkı sağlarlar. O nitelikli iç ses korunup zamanın ve zeminin yıpratıcı etkilerinden sakınılmalı. Böylece değer üretmeye imkan veren özellikleri muhafaza edilmeli ki, yaşam zenginleşsin, güzelleşsin herkes için. Kültürümüz bu cevhere sahiptir.
Her davranış bir kültürün, medeniyetin zihniyetinin ürünü. Edebiyatımız, müziğimiz kalbin sesi. Hep kalbin hallerinin anlatımıdır estetik nitelikte. Örneğin, Keloğlan masallarında "dünyaya garip-yiğitçe bir  bakış" vardır. Keloğlan "içinden geldiği gibi" hareket eder masal atmosferinde. Masalları üreten halkımız ona bu özelliği vererek çeşitli sorunları aşarken, canının fazlaca sıkılmamasını ister adeta. Onda da hakim olan etki içerden gelir; ki,  bu etki kalbinin sesidir.
*
Teknolojik dünyanın gürültüsü  kalbin sesini işitilmez hale mi getiriyor yoksa küresel ölçekte?