Pusuya yatmış tehlikeler

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

 " İnsan vücudu bir elektrokimyasal sistemdir ve artık bu sistemi etkileyecek bir mekanizma üretilmiştir. Bu mekanizma insanların beynindeki elektromanyatik dalgaların normal seyrini sekteye uğratabilir ve bu yolla insanların davranışlarını değiştirebilir. Belli bir zaman dahilinde insan biyo-robot düzeyine indirilebilir."(Mikroway News' Dergisi- Luis Slizen)
Eroin, alkol, sigara... Sıkça konuşulan bağımlılıklardan fakat günümüz insanını esir alan ve henüz bunlar ciddiye alınmayan bir bağımlılık daha var. Teknoloji bağımlılığı... Bence en sessiz, sinsi ve uzun vadede insanı esir alan bir bağımlılık. Hedef kitlesi: her meslek, yaş, cinsiyet... Çocuk, genç , yetişkin, yaşlı...
Beyin, bütün vücut sistemini yönetirken, bu sistemler arasında işbirliğini de sağlamaktadır. Beş duyu organımızla algıladığımız her şey belirli bir beyin aktivitesi meydana getirir. Tüm zihinsel faaliyetler, davranışlar, düşünceler, duygular, algılamalar, hareketler ve bütün hastalıklar kendine özgü dalga boyuna ve frekansa sahiptir. Söylenen her kelime, akıldan geçen her düşünce, görülen her nesne, beyinde kendi frekans dalgasını şekillendirir.
Ya bilgisayar, internet ve akılsız yapan -güya- akıllı telefonlar. Al birini vur ötekine... Zararlarından sadece bir bölümü şunlardır: Baş ağrısı, uyku bozukluğu, içe kapanıklık, sosyal gelişim ve dil gelişiminde gerilik, saldırganlık, okuma alışkanlığının ve fiziki aktivitelerin azalması... Televizyon ve oyunlarda geçen hızlı görüntüler, beyne bir takım resimler, sesler ve objeler yerleştirerek program yükleyebilir, böylece çocukların beyni ve davranışları yönlendirilebilir. Televizyon bulunan odada uyuyan bir yetişkin veya çocuğun beyni de aynı tehlike altındadır. Beyne program yüklemede reklamların özel bir rolü vardır.
Konuya ilgi duyup araştırmak isteyenler için 25. Kare Tekniği ve The Arrivals (Gelenler) belgeselini tavsiye ederim.
Kapatma düğmesine basmanın babayiğitlik istediği bir "kara kutu"dan bahsediyoruz. Alışılmış düzene "dur" demek elbette yürek isteyecek. Bunu sorun olarak görmediğimiz için, çözüm noktasında hep çaresizlikler dile getiriliyor. "Ben kapatsam eşim kapatmıyor, çocuklar kavgaya tutuşuyor, evde kıyamet kopuyor" gibi bahanelere sığınsak da ortada kapı gibi bir gerçek var ki, evde "Bir Kişinin" bile durumu farkedip çabalaması, sorunu çözüme kavuşturabilir!!! Çocuğun karne notu ve okul başarısına harcadığımız enerjinin, sadece birazcığını olsun bu "tehlike" için kullanmalıyız.
Düşünceden, fikirden, zikirden, üretmekten uzak bireyler yetiştirmek için, uzun yıllar üzerinde düşünülüp, tasarlanmış sinsi bir plândan bahsediyoruz. Bir nevi, "Bilinçli Hipnoz"! Süreyi kısa tutarak sınırlandırırsanız kontrol sizde, aksi halde kontrol "kara kutu"da. O ne derse, onu düşünür, o ne yerse onu yer, ne giyerse onu giyeriz. Aile ilişkileri nasılsa, hipnozdan kurtulup evde olduğumuzu farkettiğimizde, biz de eşimizden ve çocuklarımızdan onu talep ederiz. "Ellerin kocaları.." diye söze başlar, çocuklarımızı orada gördüğümüz gibi terbiyeye kalkışınca da bu yaklaşımın bizi ters köşeye yatırdığı gerçeğiyle yüzleşebiliriz. 
Görmezden gelmek, halının altına süpürmek bu tehlikeden kurtarmadığı gibi, başka problem davranışlara kapı aralamak olur. Özellikle okul öncesi yaş grubundaki çocuklar, bu konuda büyük bir riske maruz bırakılmaktadır. Çalıştığım aile ve çocuklarda televizyonu kontrol altına aldığımda, çözüm sürecinin çorap söküğü gibi geldiği gözle görülür bir gerçektir. NLP sloganıyla bitirecek olursak "Çözümsüz değilsiniz, çözüm sizsiniz"!!!