Mescitlerin İmarı

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Hz. Peygamber (sav), hicret yolunda mescit yapmaya başlamış ve Müslümanların mescitlerde toplanmasına öncülük yapmıştır. Medine'de yapılan Mescid-i Nebevi, onun bizzat işçiliğini yaptığı sade bir mescitti. Sonraki pek çok tamirat ve tadilat ile bugünkü şeklini aldı.
O dönemde ve daha sonraki birkaç asırda mescitler, öncelikle mabed olarak kullanılmışlardır. Ayrıca mescitler; eğitim, öğretim ve kültür merkezler olarak faaliyet göstermişlerdir.
İslamın ilk yıllarında devlet başkanının seçimi de başkentteki camide yapılırdı. Devlet idaresiyle ilgili görüşmeler ve kararlar burada alınırdı. Hz. Peygamber (sav), yabancı elçileri mescitte kabul eder ve diplomatik görüşmeleri orada yapardı.
Devlet adamları, halkın talep ve şikayetlerini mescitte dinlerlerdi. Kadılar; davaları mescitte yürütür, duruşmaları burada karara bağlarlardı.
Pek çok iktisadi karar, mescitte alınır ve halka burada duyurulurdu. Piyasa kontrolüyle ilgili konular da mescitte görüşülürdü.
Askeri konular, sefer ve savaş kararları mescitte ele alınıp sonuca bağlanırdı. Savaştaki yaralıların tedavisi de mescitlerde yapılırdı.
Mescitler, zaman zaman misafirhane olarak da kullanılırdı.
Zekatların toplanma ve dağıtılması konusunda da mescitler, en önemli merkezlerdi. Hatta nikah da mescitte kıyılırdı.
Peygamber Efendimiz (sav) zamanında mescitler, o beldenin idari, mali ve kültür merkeziydi. Zamanla bunların her birisi bağımsız bir birimde faaliyetlerini sürdürdüler.
Böylesine önemli bir kurum olan mescitlerin yapım ve imarı konusunda Yüce Allah'ın şu buyrunu zikretmek zorundayız:
"Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazını kılan, zekatını veren ve yalnız Allah'tan korkup çekinen kimseler imar edebilirler. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır." (Tevbe-18)
Bu ayetin müjdelediği insan zümresine katılmak, her müminin arzusudur elbette. Ancak Bakara suresinin 114. Ayetinde zikredilen zalimlerden olmayı da kimse temenni etmemelidir deyip bu noktanın detayına girmeden geçiyorum.
Allah'ın mescitlerini imar edenler konusunda Elmalılı M. Hamdi Yazır şöyle diyor:
"Mescit, içinde Allah'a secde ve ibadet edilmeye mahsus mevzi demek olduğundan, Allah'a imanı olamayanların Allah'a ibadet için bir yer, bina ve tahsis etmeleri veya böyle bir binanın Allah için imarıyla cidden alakadar olmaları mümkün değildir. İman edenler; mescit yaparlar ve mescitleri ibadetle mamur ederler."
Hamdi Yazır'ın bu son cümlesi, oldukça önemlidir. Zira camileri yeni baştan yapmak yeterli değildir. Müminler onu ibadetle, cemaatle mamur etmelidir. Bu konuyu Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hazırlamış olduğu "Kuran Yolu Türkçe Meal ve Tefsir" adlı 5 ciltlik tefsir, çok daha geniş açıklamıştır:
"Burada "İmar etme" ile mescitlerin maddi anlamdaki imarının yani inşası, onarımı ve bakımının mı yoksa manevi yönden ayakta tutulması için gerekli işlerin yapılmasının mı kastedildiği üzerinde durulmuştur. Ayet, her iki manaya açık durmakla beraber, mescitlere gereken ilgiyi gösterme, Resulullah'ın uygulamalarının ışığında caminin fonksiyonlarını belirleyip bunları canlı tutma, özellikle Allah'a kulluk ve islam kardeşliğinin pekiştirilmesi amacına dönük faaliyetlerle mescitleri ihya etme anlamını daha güçlü bulmuşlardır."
Şunu unutmayalım ki en muhteşem camiler, heybetli görülen binaların yanı sıra cemaati bol olan camilerdir. Caminin süsü cemaattir. Cemaati az olan camiler, ümmetin vicdanını yaralar. Burada suçlu aramak doğru olmaz ama orada hizmet veren kişiye büyük sorumluluk düşmektedir. Cemaatle ilişkiye sıklaştırmanın yanı sıra geleceğin cemaatini yetiştirmek için çocukların eğitimine ağırlık vermelidir.
Aşık cuşa gelmiş; "Neyleyim sarayı neyleyeyim köşkü. İçin de salınıp gezenim olmayınca" demiş. Aşık ızdırabını biz camilerimize uyarlarsak içini şenlendiren cemaati olamayan camilerin de bizleri vicdanen rahatsız etmesi gerekir.
Camilerin imarını sadece yeni ve muhteşem camiler yapmak olarak anlamamalıyız. Bunun yanı sıra camilerin içini de şenlendirecek cemaati yetiştirmek zorunda olduğumuzun da bilincinde olmalıyız.