Belindeki Kantar

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Çocuktum, ilkokula yeni başladığım yıllardaydı. Bir taraftan öğretmenimizin öğütlerini dinliyorduk, bir taraftan da anne-babamızın nasihatlarını.
Hiç unutmuyorum; bir gün babam beni yanına oturttu, başladı nasihat etmeye. Bak oğlum, dedi, büyüklerinin yanında derli toplu otur. Onlara saygılı davran. Kimsenin sözünü kesme. Sana bir şey sorulmadıkça konuşma. Edebini muhafaza et…
Nasihatlar böyle devam ederken babamın bir sözüne takıldım: Bak oğlum, insanların belinde bir kantar vardır, seni izlerler, belindeki kantarla seni tartar bırakırlar. Senin kaç okkalık adam olduğuna, kaç kırat değerinde elmas olduğuna anında karar verirler. Sen bile anlayamazsın.
Bu söz, beni çok etkiledi. Gerçek anlamını o yaşta kavrayamasam da hafızamda iyice yer etti. Köy odamızda gelenlerin beline, kemerine bakıyordum, saatlerinin kösteğini bile inceliyordum ama kantara benzer bir şey göremiyordum. Bu arayışım, belki birkaç yıl sürdü. Babama anlattım bu halimi. O da gülümsedi ve sonra anlarsın dedi.
Yıllar sonra anladım ki insanın hali, davranışı, insani ilişkileri onun karakterini yansıtırmış. Yakın dostları ve çevresi, buna göre ona bir not ve değer verirlermiş.
Herkes, aynı hamurdan, aynı çamurdan yaratılmış olsa da aynı fırında pişmiyor. Farklı ailelerde, farklı çevrelerde yetişiyor, farklı okullarda okuyor, değişik etkiler altında hayata atılıyor. Onun için karakterleri farklılaşıyor.
Ali Fuat Başgil, "İyi insan, terbiye kumaşından dikilmiş süslü bir elbise ile değil, iç çehresinin ve hamurunun mayası ile insandır" diyor.
Bilmeyen bir insan, önce onu kılık kıyafetine ve kalıbına bakarak ağırlar ama sonunda edebine, ilmine ve haline göre uğurlar. İşte o zaman beldeki terazi devreye girmiş olur.
Aslında insanı tanımak kolay değildir. Hayvanın alacası dışına olduğu halde insanın alacası içinedir, derler. Gerçekten de bir insanın iyi veya kötü olduğuna karar vermek için ya onunla uzun yolculuk yapmak, ya alışveriş yapmak ya da bir çıkar çatışmasındaki tavrını izlemek gerek. Yoksa boşu buşuna "falanca benim iyi dostumdur" demek, insanı yanıltabilir.
Hz. Ömer de bir insan hakkında tam bir fikir edinmek için onu hem felaket zamanında, hem de rahat olduğu zamanda görmek lazım, diyor. Öyle ya davranışlarında tutarlı olup olmayacağı ancak o zaman ortaya çıkar.
Yine Hz. Ömer, "Bir kimseyi komşusu, arkadaşı ve akrabası methedecek olursa onun iyiliğinden şüphe etmeyiniz" der. Buna düşmanlarını da eklemekte yarar var. Bir kimsenin düşmanı bile onun iyiliğine şahitlik yaparsa o adam gerçekten iyidir denilebilir.
Aslında insan, hem kendisinin eğiticisi ce hocasıdır hem de şeytanıdır. Nefsine galip gelirse meleklerden üstün olabilir. Ama nefsinin esiri olursa şeytanlaşıp ömrünü o yolda tüketir.
Bir atasözümüz vardır; diken olup ayağa batacağına gül ol da yakaya takıl. Güzel bir söz.
Güzel yaşar, şu kubbede bir hoş seda bırakırsak herkes biz rahmetle anar.
Çirkin yaşarsak, en yakın dostlarımız ya da dost görünen insanlar Şair Vecdi'nin Halet Efendi için dediği gibi der geçer:
Ne kendi eyledi rahat, ne halka verdi huzur.
Yıkıldı gitti dünyadan, dayansın ehl-i kubur.
Özellikle gençlere büyüklerin öğütlerine kulak vermelerini ve yaşantılarında göz önünde bulundurmalarını tavsiye ediyorum.