Oryantalistlerin İslama Bakışı

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Oryantalizm; din, dil, bilim, düşünce, sanat, tarih gibi alanlarda Doğu dünyasını, özellikle İslam dünyasını inceleyen ve bu alanda Batı kaynaklı değer yargıları üreten bir ekoldür. Bu ekole müşteriklik de denir.
Haçlı seferlerinden itibaren Batı'nın İslam Dünyasına ilgisi artmıştır. Onu yakından tanımak için kilise organizesi ile islam araştırmalarını başlatmışlardır. Amaç, düşmanı yakından tanımak ve kendi değerlerini bozarak içten yıkmaktır.
Hristiyan dünyasının bu arayışları, ta Emeviler dönemine kadar uzanır. Emevi sarayında devletin mali işlerinde çalışan ve manastır papazlığı da yapan Yuhanna ed-Dımıski (ö.749) yazdığı bir risalede İslamın Hristiyanlığın içinden çıkmış bir mezhep olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre Hz. Muhammed eski ve yeni Ahid'i görmüş, Bahira ile karşılaşmış ve bunlardan istifade ederek sapık mezhebini kurmuş sahte bir peygamberdi. İslam ise Deccal'in Habercisi idi.
Böylesine sapık temel görüşlere sahip olan oryantalistler, Hz. Peygamber'e ve Kur'an-ı Kerim'e saldırmayı ikinci plana bırakarak hadisi hedef almışlardır. Konuyu enine boyuna ele alan Prof. Dr. Ahmet Yücel "Oryantalist Hadis Anlayışı ve Eleştirisi" adıyla bir kitap hazırlamış. Eser, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı tarafından yayınlanmıştır. Çorum İmam Hatip Lisesi mezunu olan Ahmet Yücel Hoca'yı başarılı çalışmalarından dolayı tebrik ediyorum. Kitaptaki bilgilerden yararlanarak oryantalistlerin hadise bakışlarını aktarmaya çalışacağım.
Hadis ve sünnet, eş anlamlıdır. Her ikisi de "Bir söz, iş, takrir veya sıfatın Resul-i Ekrem'e ait oluşunu" ifade eder. İslamda Kur'an ve hadis vazgeçilmez temel kaynaklardır. "Biz sana zikri (Kur'an-ı) indirdik ki sen halka indirileni izah edersin" (Nahl-44) ve benzeri pek çok ayette Kur'an-ı Kerim'i birinci elden açıklama görevi Hz. Peygamber (sav)e verilmiştir. Bunu bilmelerine rağmen oryantalistler, hadislerle ve hadis ilmiyle ilgilenmeyi tercih etmişlerdir.
Meşhur oryantalist Margoliouth "İslam da Hadis Üzerine" isimli makalesinde, İslamın köklü bir gelenek oluşturmasını hadislere borçlu olduğunu belirtmiştir. Johann W.Fück ise "Hadisciliğin İslami Geleneğin Oluşumundaki Rolü" adlı makalesinde şöyle diyordu:
"Yüzyıllar boyu inananların hayatı üzerinde değişmez etkisiyle islam kültürünün yekpare olmasının en önemli sebebi, daha ziyade Hz. Peygamberin örnekliğidir. Sünnet, İslamın çehresini kendi mührüyle damgalamış ve bugün İslama bütün İslam dünyasında gördüğümüz bu özellikleri kazandırmıştır. İslamın emsalsiz başarısı, gücünü sadece getirdiği doktrinden değil, daha ziyade davet ettiği ve insanlara önerdiği yeni yaşam tarzından kaynaklanan Hz. Muhammed'in şahsiyetinin mükemmelliği göz önüne alındığında açıklanabilir. Hakikaten onun kişiliği o kadar büyüleciydi ki insanlar üzerindeki etkisi bugün bile devam etmektedir."
İşte Hz. Peygamber (sav)in yaşayan Kur'an olarak Müslümanların önderi oluşunun önünü kesebilmek için hadislere saldırıyı esas alan oryantalistler, çabalarını daha çok bu yönde yoğunlaştırmışlardır.
İslam araştırmaları kisvesiyle işe koyulan oryantalistler, hadis ve sünnet tabirinin ilk iki asırda Hz. Peygamber ile ilişkisi bulunmadığını, bu irtibatın sonradan kurulduğunu iddia etmişlerdir. Bu görüşün öncüsü, oryantalist İgnoz Goldziher'dir. Onu Joseph Scacht ve Herald Juyuboll gibi müşterikler izlemişlerdir.
İslam tarihi konusunda şüphe ve tereddütlere yol açabilmek için Dozy ve Leone Caetani gibi müsteşriklerin eserleri, gerçekten de İslam Dünyasında geniş yankı bulmuştur. Osmanlı alimleri, 1800'lü yıllarda bu eserlere karşı ilmi makaleler ve eserler yazmaya başlamışlardır.
Oryantalistler tarafından hazırlanan ve 1913-1936 yılları arasında Leisden'de yayınlanan bir Ansiklopedi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından "İslam Ansiklopedisi" adıyla Türkçeye tercüm edilmişti. Ondan sonra pek çok ilim adamımız, bunlardaki iddialara tenkit yazıları yayınlamışlardı. Bu konuda en ciddi tepkiyi Türkiye Diyanet Vakfı, "İslam Ansiklopedisi" serisini yayımlayarak ortaya koymuştur.
Oryantalistler, Batı üniversitelerinde kendilerine tahsis edilen kürsülerde çalışmalarına devam etmektedirler. Bu arada İslam dünyasından gelen pek çok asistana doktora yaptırarak kendi tezleri doğrultusunda ilim adamı yetiştirdiklerini, akademik unvan vererek ülkelerine gönderdiklerini biliyoruz. Onların etkisi altında kalanların pek çoğu "Bize Kur'an yeter" diyerek hadislerin tamamını reddetme yolunu seçiyorlar. Oysaki Müslüman ilim adamına yakışan, hadislerin arasına karıştırılmış sakat sözler varsa onları ayıklayarak saf islamı insanlığa sunmaktır.
Görülüyor ki oryantalistler, bizim için açık tehdittir. Onlara verilecek cevap da hazırdır. Ancak Müslüman olduğunu söylediği halde oryantalistler gibi konuşan, ilahiyat eğitimi görmüş, hatta orada akademisyen unvanıyla çalışan bazı kişiler var ki işte onlar, çok daha büyük tehlike… Onların unvanlarına göre değil, fikirlerine göre hüküm ve cevap vermek gerekmektedir.