Şeytan bile 'Müslüman' mintanı giyiyor

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

Satranç hayat gibidir.
Her parçanın kendi işlevi vardır. Bazıları zayıftır, bazıları güçlü. 
Bazıları oyunun başında işine yarar, bazılarıysa sonunda. 
Ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. 
Kazanmak için yapman gereken tek şey tahtanın üzerindeki olası hamleleri ve anlamlarını iyi bilmek.
Toplumları oluşturan her bireyin kendi işlevi vardır satranç taşları gibi.
Aynı ülkede yaşayan yurttaşlardan bir diğeri ötekine muhtaçtır.
Karşı taraftan yok ettiğin birisi o tarafı bir kişi eksiltir, seni çoğaltmaz. Ama onu kazanırsan bir kişi artarsın...
Demokrasinin temeli tahammül duygusudur.
Fransız düşünür Saint Simon'un öğrencileri, insanların birbirlerine muhtaç olduklarını göstermek için düğmeleri sırtında olan ceketler giyerlermiş. 
(Saint Simon'a yazının sonlarında yine geleceğiz.)
*
Bilmem hiç duydunuz mu? Rubicon kaybolmuş bir nehirdir.  Coğrafyacılar bir zamanlar tam olarak nerelerden akmış olduğunu, başka bir nehire dönüşüp dönüşmediğini, kuruduysa nasıl kuruduğunu hala araştırıyorlar.
İtalya'daki bu nehrin adı ve iki bin yıldan fazladır insanlığın sözlüğünde kapladığı simgesel yer, nehrin kendisinden çok daha önemli.
Romalı komutanların bu nehri ordularıyla birlikte geçmeleri ve imparatorluğun başkentine askerleriyle gelmeleri "ölümcül" bir suçtu.
Roma'yı kendi kuvvetlerinden de korumak zorunda olduklarına inanan Romalılar bu kesin kuralı koymuşlardı… 
Her devletin, kendi görevlilerine karşı da korunması gerektiğini o zamanlardan sezmişlerdi.
Jul Sezar, milattan önce 49 yılında ordusuyla birlikte nehri geçti ve tarihçilerin iddialarına göre askerleri nehri geçerken yanındaki komutanlarına "zarlar atıldı" dedi.
"Atılan zarlar" beş yıl boyunca tarih sahnesinde yuvarlandı ve beş yıl boyunca bir içsavaş yaşadı Roma, o içsavaş Sezar'ın galibiyeti, imparatorluğunu ilanı ile bitti ve herkesin bildiği gibi Sezar senatörlerin bıçak darbeleriyle ölümüne giden yola da o içsavaşla yürüdü.
*
O zamandan bu yana "Rubicon'u geçmek" deyimi, "büyük suçu işlemek" ve geri dönüşü olmayan noktayı aşmak anlamına geliyor insanlığın sözlüğünde.
Tarih bir davranış sözlüğü gibidir. Sayfalarında her şeyi bulabilirsiniz. Doğru yollar da, felakete giden yollar da oradadır.
Çünkü yeryüzünde yeni hiçbir şey yoktur.
Önce ne olduysa, yine olacak.
Önce ne yapıldıysa,  yine yapılacak.
Güneşin  altında  yeni bir şey yok. 
Ve aradan geçen iki bin yıla rağmen "Rubicon'u geçenler" hiç bitmiyor. Kimsede bunu kabul etmek istemiyor…
Orhan Veli, " Hiç kimseden çekmedi nasırından çektiği kadar" diyordu bir şiirinde Süleyman efendi için.
Süleyman efendinin durumuna benzer durum yaşıyoruz.
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki; Dışı tenha içi mahşer yeri…
Bir ülkenin haber ajanslarında en çok ne haber geçiyorsa halkı televizyonlarda hangi haberleri izliyorsanız o ülke odur… 
Haberler ülkelerin aynasıdır… İyiliğini kötülüğünü buradan anlayabilirsiniz…
Kendinizi buradan görebilirsiniz…
Galiba ateş düştüğü yeri değil, hepimizi yakmadıkça aydınlığı göremeyeceğiz.
Eğer satranç taşları iyi dizayn edilmezse hep birlikte Rubicon'u geçerek büyük suçu işleyip geri dönüşü olmayan son evreye geleceğiz.  
Yukarıda bahsettiğim Fransız düşünür Saint Simon'un öğrencileri gibi, biz de sırttan düğmeli ceketler giyelim ve içinden sadece akıl, ahlak, vicdan ve adalet geçen cümleler kuralım.
İnsanlar aynı dilde gülümser ve aynı dilde ağlar… Tüm insanların ortak dilidir gülmek ve ağlamak. 
Dilini bilmeye gerek yoktur. 
*
Hani diyorlar ya; At izi it izine karıştı. Doğrudur at izi it izine karıştı. Atın önüne et, itin önüne ot koydular.
Ya birlikte kardeş gibi yaşamayı öğreneceğiz ya da aptallar gibi hep beraber yok olacağız.
Kötü olan ise kimse aptallığının farkında değil.
Bu toprakların insanları eceliyle ölümü hak etmiyor mu?
Kazım Karabekir paşanın yüzyıl önce söylediği ve hala geçerliliğini kaybetmeyen şöyle güzel bir sözü var: Öyle puslu ki hava; Şeytan bile 'Müslüman' mintanı giyiyor…
Vicdan tımara gelmez… 
Lakin vicdan mastürbasyonu her zaman iş yapmıştır bu ülkede.
Ama henüz her şey bitmiş değil. Hep birlikte gökkuşağının altından geçebiliriz.
*
Neyse ben kaçıyorum, bugünlükte bu kadar. 
Son çıkan ışıkları kapatsın…