Ali İlkbahar ile Röportaj -2-

Paylaşın:

Facebook Twitter Google

M.Y.- Keçiören Belediyesi’nde yaşadığınız bir hatıranızı anlatır mısınız?
A.İ.- Ankara Büyükşehir Belediyesi İmar Yönetmeliği’nin hazırlanmasını, Melih Bey koordine ediyordu. Bir komisyon marifeti ile yürütülen çalışmada, yeni cami yapılmasına minimum 3000 m2 alan şartı konuluyordu. Belediyemizde imarda çalışan yetkili bir arkadaşım, bu konuda beni uyardı. Ben de konuyu Melih beye ilettim. Melih beyin talimatıyla bu madde- " Yeni imar planı yapılan alanlarda, camiler için minimum 3000 m2 alan ayrılır hükmü getirildi. İmar Yönetmeliğinde camiler ile ilgili önceden hazırladıkları madde hükmü değişmeseydi, eski yerleşim alanlarında bulunan birçok caminin alanı 3000 m2 den küçük olduğu için yapılamayacaktı.
Büyükşehirde meclis üyesi iken, Ankara'nın ana yolları girişine anıtların yapılması, İstanbul Caddesinin adının Fatih Sultan Mehmet Bulvarı, Konya yoluna Mevlana Bulvarı, Çankırı yoluna Yıldırım Beyazıt Bulvarı gibi teklifleri getirmiştim. Bu teklifler kabul edildi ve İstanbul Caddesi Fatih Sultan Mehmet Bulvarı adını aldı, yollara anıtlar yapıldı.
 1989 yılında yapılan seçimlerde Melih bey seçimi kazanamadı. Çocuk Esirgeme Kurumuna Genel Müdür olarak atandı. Ben de bu kurumun Kavacık Suyu işletmesinin başına geçtim. Melih beyin bu kurumda da çok güzel çalışmaları oldu. 
Anavatan Partisi’nde Melih beyle bir süre görev yaptık. Daha sonra, Melih Beyle birlikte Refah Partisine geçiyorduk. Büyük bir tören yapılıyordu. Rahmetli Özal'ın danışmanı olan öğretmen kökenli olan kişi de törende Refah Partisi’ne geçiyordu. Bu arkadaş tören sırasındaki konuşmasında "Herkesin bir öğretmeni vardır. Benim de bugünkü fikirlerimin öğretmeni öğrencim Ali İlkbahar olmuştur." dedi. Bu konuşmadan çok onurlandım.
M.Y.- Halk Ekmeğin başına gelme fikri nerden doğdu?
A.İ.-  Melih Bey, Büyükşehir Belediye Başkanı seçilince, bana belediyenin hangi biriminde çalışmak istediğimi sordu. Ben de-" Başkanım siz nerde derseniz, ben orda çalışırım." dedim. Bana ekmeğin başına geç dedi. 
Halk Ekmeği devralmak için fabrikaya gittim. Önce bizi içeri almamak için direttiler. İçeri girdik. Eski Genel Müdüre tebligatı yapıp, onları gönderip göreve başladık. Sahaya indiğimizde yolların kazılmış, ekmek üretim makinaları eskimiş arızalanmış, arızalı ekmek arabalarının yollara bırakılmış olduğunu gördük.  O zamanlar günde, 140 bin ekmek üretiliyormuş. Ekmeğe 20 ayrı katkı maddesi katılıyor, ekmeğin lezzeti yok, yenmiyordu. Hayatta en zor şeylerden birisi, sevmediğin bir şeyi yemektir. Ben bile üretilen ekmeği yiyemiyordum. Fabrikanın piyasaya borçları birikmiş, un fabrikaları borç ödenmeden un vermeyiz diyorlardı. Hemen Konya'ya giderek, tanıdığım un fabrikasından un bağlantısı yaptım. Başkan'a giderek durumu arz ettim. 
Başkan’ın talimatı ile şirkette sermaye artırımı yaptık. Borçları ödedik. Yeniden işe başladık. Bu arada gazetede bir haber okudum. Hacettepe Üniversitesi’nden Profesör Hamit Köksel Avrupa'da ekmekçilik ödülü almış. Hemen Hamit beyi buldum. Ona -"Hocam biz Halk Ekmek’te üretim yapıyoruz ama ekmeğin tadı-tuzu yok. Bize yardım edin, kaliteli ekmek üretelim. İsterseniz bizim kadroya geçin, ister danışmanımız olun." dedim. 
Hamit Hoca- "Ben sizden para pul istemiyorum. Size yardım ederim bir şartla. Öğrencilerim sizin fabrikada staj yapacak." dedi. Ben de teklifi hemen kabul ettim. Bana ekmeğe ne kattığımızı sordu. Ben de- "20 adet katkı maddesi katıyoruz." dedim.
Hamit hoca katkı maddelerini kaldırmamızı, unun da kendi istediği evsafta üretilmesini istedi. Bunları hemen yerine getirdik. Ekmeği bu şekilde üretmeye başladık. Ekmek pişerken etrafa o kadar güzel koku yayılıyordu ki, fabrikanın dışından bile koku alınıyor, millet siz ne pişiriyorsunuz diye soruyordu. Ekmeğimiz çok sevildi. Ürettiğimiz ekmeği yetiştiremez olduk. Fiyatımız da ucuzdu. Ekmek büfesi sayısını 150’den 400 adede, sonrada 600 adede çıkardık. Halk, ekmek almak için kuyruğa girmeye başladı. Büfelerin önünde kuyruk oluyor, kadınlar kuyrukta beklerken elişi örüp, sohbet yapıyorlardı. Ekmeğe talep artınca, bizde ürettiğimiz ekmeği bir milyon adede çıkardık. 
Halk Ekmek’te Çarşamba günü, halk günü olarak düzenleme yapılıyor, halkın bize yaptığı taleplerini dinliyorduk. Bir Çarşamba günü, genç bir bayan ile erkek iki kişi geldi. Konuşma sırası kendilerine gelince- " Bizim nikâhımız olacak, sizi nikâh şahidi yapmak istiyoruz." dediler. Ben de-" Niye ailenizden birini seçmediniz de benim nikâh şahidi olmamı istiyorsunuz." dedim. Dediler ki-" Biz ekmek kuyruğunda tanıştık. Sizin ekmeğiniz, bizim karşılaşmamıza neden oldu. Bu sebeple sizin nikâh şahidimiz olmanızı istiyoruz." dediler. Nikâhlarına katılarak şahitliklerini yaptım.
Bizim ekmeğimizin rengi, buğdayın rengine yakındı. Fırıncılar, Halk Ekmek beyaz ekmek çıkaramıyor diye propaganda yapmışlar. Dedikleri beyaz ekmek, buğdayın en yararlı kısmının atılarak, ortasında bulunan nişastalı, şeker yoğunluklu kısmı ile yapılıyor.
Bundan 40- 50 yıl önce Anadolu'da bulunan su değirmenlerinde, buğdayın tamamından un yapılıyordu. Buğdayın en yararlı yeri kepek kısmı ve onun altında bulunan demir, çinko, folik asit, B1, B12 vitaminleriyle bazı minerallerin bulunduğu kısımdır. Beyaz ekmek üretilirken, her 100 kilogram buğdaydan elde edilen 35 kilogramlık kepek yem sanayinde kullanılmaktadır.
Yüz kilogram buğdaydan sadece 65 kilogram "beyaz" ekmek unu elde edilirken, tam buğday ekmeğinde ise 100 kilogram buğdayın 98 kilogramı un oluyor. Burada buğdaydan yüzde 33'lük kazanım oluyor. Yılda 16 milyon ton ekmeklik buğday tüketiliyor. Tam buğday ekmeği yersek, yılda 5 milyon ton buğday tasarrufu sağlarız. Fırınlarda tam buğday ekmeği üretimini sağlamak için 10 yıl süren mücadele verdik.
M.Y.- Bu mücadeleyi nasıl kazandınız?
A.İ.- En son Sayın Gıda Bakanımız Mehmet Mehdi Eker bey, bizimle görüşmek için 20 dakika randevu verdi.  Biz Sayın Bakanla tam buğday ekmeği hakkında üç saat görüştük. Bakan bey, bizi büyük bir dikkatle dinledi. Bakan bey, Sağlık Bakanı ile de görüştü. Tam buğday ekmeğinin tanıtımı için toplantı yapılmasına karar verildi. Rixos Otel’de üniversitelerin, bazı kuruluşların ve basının katılımı ile TAM BUĞDAY EKMEĞİNİ tanıtmaya çalıştık. Vatandaşlar uyandı. Kendileri tam buğday ekmeğini aramaya başladılar. Un fabrikaları, buğdayın öğütüldüğü merdaneleri soğutarak, buğdayın en sağlıklı kısmının yanmadan, un elde edilmesini sağladılar. Bu durum ülkemiz ve insanlarımızın sağlığı açısından önem arz ediyor. Hayvan yemi olarak kullanılan kepek kısmı, un olarak kullanılmaya başlandı.
Bazı fırınlar işe hile katarak, unun içine karamela kattılar. Böylece simsiyah ekmek üreterek, ekmeğin kalitesinin bozulmasına neden oldular. Bu ekmeğin adına da tam buğday ekmeği dediler. Ben bunları uyararak, ürettiğiniz ekmeğe karamelli ekmek deyin dedim.
M.Y.- Ali Bey şu anda tükettiğimiz buğdayın genetiğinde bir sorun var mı?
A.İ.-  Yurdumuz buğdayında hiçbir sorun yok. Sadece buğdayın daha iyi hale gelmesi için çalışmalar yapılmıştır. Asılsız söylentiler ile vatandaşın kafasını bulandırmaya çalışıyorlar. Tek sorun, tarlalara ekilen sunni gübrelerden oluşmuştur. Bu gübreler toprağın taşlaşmasına yol açmış, buğday üretimine zarar vermiştir. Biz ekmek yiyen bir milletiz. Ekmek bizim elimizden düşmez. Bulgur pilavını bile ekmekle yeriz.
M.Y.- Ali Bey siz, ekmek üretimi ve fiyatı ile Türkiye'nin nabzını tuttunuz. Bu hususta ne dersiniz. 
A.İ. - Önceleri ekmek fiyatlarını, diğer fırınlar ile birlikte belirlemeye çalıştık. Fiyat belirlemede onlar, halkın aleyhine yüksek fiyatlar ileri sürdüler. Biz onlardan ayrışarak, kendi ekmeğimizin fiyatını kendimiz belirledik. Ekmek maliyetimizi tespit ediyor, üzerine kazanç koyarak ekmeği halka arz ediyoruz. Bizim fiyatımız fırınların fiyatının altında kalınca, onlarda fiyatlarını bizim fiyatlara çektiler. Bu durum tüm Türkiye için örnek haline geldi. 
Diğer bir faaliyetimiz de, satılamayan ekmekleri toplayarak, onlardan cips dediğimiz ürün üretmeye başladık. Bu ürünümüz de piyasa da çok tutuldu. Satılamayan binlerce ekmeği tasarruf ederek, ekonomimize yeniden kazandırmayı başardık.
M.Y.- Genç nesile buradan ne iletmek istersiniz?
A.İ.- Biz dünyada en büyük imparatorlukları kurmuş, dedelerin torunlarıyız. Ülkemizde bir ara, batı diye tutturuldu. Tamam, batının da dünyanın da bize yararlı neyi varsa alalım.  Ama biz ayrı bir milletiz.  İlim ve tekniği alalım ama bunu biz kendi teknemizde yoğurarak, insanımızın hizmetine sunalım. Onların yaşam tarzları bizi etkilemesin. Biz kendi değerlerimize, varlıklarımıza sahip olalım. İşte o zaman bizi kimse yerimizden oynatamaz. 15 Temmuz bizim için milattır. Tankların karşısına nasıl inançla dikilmişsek, birlik ve beraberliğimize yönelen tehlikelerin karşısında da öylece duralım.
M.Y.- Ali Bey,   bize verdiğiniz bilgiler için size teşekkür ederim. SON.