Binlerin, yüzbinlerin hatta milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerde çağımızın en büyük sorunu yanlızlık.

Kalabalıklar içinde yalnızlaşan  toplum haline geldik

Paylaşın:

 

FATİH BATTAR

Binlerin, yüzbinlerin hatta milyonlarca insanın yaşadığı şehirlerde çağımızın en büyük sorunu yanlızlık. Kalabalıklar içinde yanlızlaşan bir toplum haline geldik. Türkiye'de her 3 kişiden biri psikolojik rahatsızlığından dolayı psikoloğa gidiyor. Teknolojik donanımlar bizlere sosyalleşme adına müthiş konforlar, kolaylıklar ve türlü seçenekler sunuyor ama, bizlere sunulan bu yelpaze her geçen gün yalnızlaşmamıza, kabuğumuza çekilmemize, kendi dünyamıza hapsolmamıza, "asosyal bir bataklıkta" debelenmemize neden oluyor.

Biz de Hakimiyet Gazetesi olarak kalabalıklar içinde nasıl yanlızlaşan bir toplum haline geldik? Konusunda psikolog Oğuzhan Cevizci ile bir röportaj yaptık.

Teknoloji toplumumuzu nasıl esir aldı?

Bir toplum düşünün ve bu toplumun içinde öyle insanlar düşünün ki yaşlısı genci hepsi birer teknoloji kurdu. Gönülleri insanlık ile yanıp tutuşan, yardım severliği asla bırakmayan, siyasi veya sosyal konulara asla ama asla kayıtsız kalamayıp; Fakat bunların hepsini ekran arkasından yapıp her şeyin düzelmesini bekleyen bir toplum. Teknoloji bu kadar ilerlemeden restaurantlar da tek başına bir masada oturmuş yemek yiyen göremezdiniz illa yanına birini alırdı sıkılmayım diye. Son zamanlarda bu tür yerlerde, insanların oturduğu masalarda yalnızlıkları ile boy gösteren, arkadaşlıklarını sanal alemden öz benliğinin dışında idare ettiren yapayalnız insanlar haline geldik.

Teknoloji nedir? Nerde kullanılır? gibi bir soru soracak olursak; bu sorunun cevabını ülkemizde facebook, instagram, tweeter diye yanıtlanırken, bazen de doğru şekilde bilimdir, gelişmedir ve eğlencedir olarak alacağız. Teknoloji aslında insanlığın başına gelip gelebilecek en muhteşem şey idi. Yalnız; bizler bunu anlayamadık. Sürekli sosyalleşme çalışmaları yaptık, sürekli özel hayatımızı ifşa ettik. Masalarda artık sohbet, siyaset, dert dinlemek yerine yeni yüklediğimiz fotoğrafımızın ne kadar ''like'' aldığını tartıştık. Bir kişi konuşurken ona yapılacak en büyük ayıbı; yani onu dinlememeyi çok güzel başardık. Dönüp bakınca da arkamızda yapayalnız kaldığımızı çok geç olsa da hala an-la-ya-ma-dık.

İnsanlar kalabalıklar içinde nasıl yanlızlaştı?

Kalabalıklar içinde yalnız olan insanlar. Kişinin yaşadığı ruh halleri ile toplumdan ve çevresinden kendisini soyutlayarak kendi dünyasına çekilmek ''yalnızlık'' olarak tanımlanır. Örneğin; Kalabalık bir masa; son model akıllı ( belki de akılsız ) telefonlar, antremansız diller ve beyinlerdir günümüz yalnızlığı. Bu yüzden paylaşımımız azaldı. Ekonomik olarak düne göre bugün daha rahatız, iletişim olarak daha rahatız, ulaşım olarak daha rahatız vs. Fakat mutsuz ve yalnız hayatlar yaşıyoruz. Eskiden bir köyde bir şehrin mahallesinde evler birbirine uzak olmasına rağmen herkes birbirini bilir ve tanırdı. Hasta olan biri hemen duyulur, cenazelerde üzüntüler paylaşılır hatta cenaze evine yemek bile yaptırılmazdı. Şimdilerde çok katlı dairelerimiz var. Ceplerimizde telefonlarımız, çantalarımızda bilgisayarlarımız var fakat dairelerde oturan ailelerden kaç tanesi birbirini ne kadar tanıyor. Hatta komşuları tarafından kokudan rahatsız olup on gün sonra bulunan yaşlı haberlerini artık daha sık duymaya başladık.  Son zamanlarda sosyal duyarlılık diye klavyeden şehitlerimizi, kayıplarımızı, adli olaylarımızı paylaşıyoruz. Çünkü bizler duyarlı insanlarız değil mi? Maalesef duyarlı değiliz, gösterişliyiz başka bir şekilde söylemek gerekiyorsa, başkasının taklitiyiz kendimiz değiliz. Bu durum özellikle aileler de çok karşımıza çıkmakta. Baba televizyon başında haberleri seyrediyor. Anne diğer televizyonda dizilerini takip ediyor. Oğlan atari oyunda. Kız ise feysinde, tivitinde. Aynı çatı altında birbirimizden kopuk bir yaşantımız var. Dört insanın dört ayrı dünyası oluşmuş. Metroda, otobüste insanlarımız telefonlarını çıkarıp ya oyun oynuyorlar yada kulaklıklarını takıp müzik dinliyorlar. Yanımızdaki insan bir soru sorsa, konuşmak istese bizlere zulüm geliyor. Aslında kalabalıklar içinde yalnızları oynuyoruz. Konuşamıyoruz. Aslolarak konuşmak psikolojik bir terapidir. Konuşamadığımızdan ruhsal sorunlar artmıştır. Toplum olarak doğru yerde kullanmadığımız teknoloji bizi kültürümüzden ve birbirimizden uzaklaştırmıştır. Bugün en çok TV programı izleyen, telefon kullanan, internet başında sabahlayan ülkelerden biriyiz. Teknolojiyi doğru yerde kullanmıyoruz ve esiri oluyoruz.

15 yıl önceki aileler ile şimdiki aileler arasında ki fark nedir?

Aile içi iletişimin gittikçe koptu. Aileler sanal aileye dönüştü. Sohbet ve muhabbeti kültürümüzü gün geçtikçe kaybettik. Sofraya ayrı oturuyoruz. Herkes TV ve bilgisayarların olduğu kendi odasına çekiliyor.  Eskiden soba tek odada bulunur, herkes burada bir araya gelir ve aile içi iletişim hiç kopmazdı. Şimdi ise bireyler, aynı evin içinde iletişim kuramaz oldu. 'Kalabalıklar İçinde Yalnız Kalmak' büyük kentlerde kaçınılmaz oldu. Kişilerin birbirine olan güveni kalmıyor.  Bu şekilde de yalnızlaşma süreci başlıyor. Bu durum, aile sıcaklığının yok olmasına ve ailelerin 'Sanal Aile'ye dönüşmesine neden oluyor.

Sosyal medya çocukları nasıl esir aldı?

Bunların dışında daha da tehlikeli bir şey aslında gizliden gizliye çocuklarımızın beyinlerine ve psikolojilerine oradan da onların ileride ki yaşamlarına karakterlerine intikal eden bir tehlike. Bunların kendilerine verdikleri isim ise '' YOUTUBER ''. Yani kısa şekilde çarpıcı olayları veya daha dikkat çekici ve denenmemiş olayları olguları gerçekleştirenler. Peki kime göre ? Bu durum çocuk yaşta olan evlatlarımızı ciddi anlamda acımasızlığa, merhametsizliğe ve israfa teşvik ediyor. Örnek verecek olursak; youtuberlardan bir tanesi dünyanın en pahalı dondurmasını yiyor, bilmem kaç bin dolara. Devamında bunu izleyen 5-15 yaş arası gençlerimizde ailelerinin maddi durumlarına bakmadan buna benzer veya daha tehlikeli sayılacak şeylerin peşinden sürükleniyor. Lütfen çocuklarınıza bu tür insanların videolarını ve filmlerini izlemeyi yasaklayın. Bu videoları çekenlerin asıl derdi maddiyat iken sizin çocuğunuzun yaşadığı şey ise psikolojik ve karakteristik olarak çöküntüden ibaret. İşin enteresan tarafı ise 2-3 yaşlarında bir çocuk bilgisayarı veya telefonu kullanabiliyor diye bütün aile sanki çocuk üniversite sınavından çok yüksek bir puan almış gibi seviniyor. Yapmayın ! Zira bu durum ilerde çocuğunuzun dikkat dağınıklığına, birebir iletişimine, boy ve kilo yapısına negatif şekilde etki edecektir. Sosyallik kazanması gereken çocuk veya yetişkin internet üzerinden sosyallik kazanabileceğini sanıyor bu da kişiyi hedefinden uzaklaştırıyor devamında ise öfke nöbetleri ve anlayışsız bir birey olarak karşımıza çıkıyor. Bu kadar olumsuz durumlar üzerine konuşmak aslında teknolojiye veya teknolojiyi cidden olumlu ve faydalı olarak kullananlara haksızlık olabilir demeden de geçemeyeceğim. İnternet veya sosyal medyalar reklam amaçlı, bilgi amaçlı,iyi niyetle, sanatsal faaliyetler ile doldurulup ona göre kullanıladabilir, bunun yanında tabiî ki özel hayatında kesitlere ve bölümlere de yer verebilirsiniz ancak körü körüne sosyal medyaya bağlanmak ve hayatını sadece o noktaya yönlendirmek. Kendine yapabileceğin en büyük haksızlıktır. Kontrollü ve faydalı teknoloji kullanımı lazım hem bize hem yeni nesillerimize.

 

 

Diğer Haberler