Çorum'da yetişmiş örnek sanat adamı Hasan Tuluk, yaptığı çalışmalar ve örnek şahsiyeti ile Çorum'un kültür-sanat hayatına ışık tutuyor.

Sanata adanmış bir ömür

Paylaşın:

 

Çorum'da yetişmiş örnek sanat adamı Hasan Tuluk, yaptığı çalışmalar ve örnek şahsiyeti ile Çorum'un kültür-sanat hayatına ışık tutuyor. Destek görmek bir  yana olumsuz şartlarda yıllarca sanatçı ruhu ile dünyada eşi benzeri bulunmayan eserler üreten Metal İşleri Sanatçımız Hasan Tuluk'un isteği ne şöhret, ne para, ne de makam. O sadece kendisine verilen yeteneği eserlerinde ortaya koyduğunu düşünüyor. Tek beklentisi ise, eserlerinin bir müzede toplanması ve meşhur Selimiye Cami maketinin Dünya Kültür Mirası listesinde yer alması.

 

Hocam bu nadide  eserlere nasıl bir atölyede hayat verdiniz ?

 

Bu çalışmaları bugüne kadar yazın evimizin bodrum katında sadece gün ışığında, elektriği olmayan ısıtma sistemi olmayan ve sıvasız bir mekanda yaptım. Kışları da evimizin sobalı odasında yani ailemle birlikte onlar televizyon izlerken ev işleri yaparken ben de saatlerce yer minderi üzerinde hazırladığım seyyar bir tezgâhım var idi orada çalıştım. Yani televizyon sesi ile çekiç sesi birbirine karıştı ve yıllarca da ailem bu çekiç sesleri ile beslendi ve hiçbir zaman da şikayetçi olmadılar. Bu sabrın sonunda da bu eserler meydana geldi. Ama bu arada kışın da atölyede çalıştığım günler oldu. Isıtma sistemim tamamen yapaydı. Çalışacağım mekanda ayağımı basacağım yerde geniş bir kurşun levham vardı.  Önce bu kurşun levhayı pürmüzle ısıtıyordum, kullanacağım aletleri de yine pürmüzle tek tek ısıtıyordum, böylece eser üzerinde çalışmaya başlıyordum. Ama bu ısı en fazla 1 saat sürüyordu ve bu 1 saatlik süre sonucunda tekrar ısıtma işlemini yapıyor ve çalışmalarıma devam ediyordum. Günün aydınlığı sürdüğü müddetçe bu şekilde çalışmalarımı devam ettiriyordum. Yıllarca da kış boyu bu çalışmalarımı aynen bu şekilde devam ettirdim.

 

Bu şartlar içinde Dünyada eşi benzeri olmayan bir eser meydana getirdiniz. 5 - 6 yıllık çalışma süresi içerisinde ölçekli Selimiye Camisi maketinin bu hale gelmesindeki süreci bize özetler misiniz?

 

Yapmış olduğum çalışmalar içerisinde en uzun soluklu zanaatın sanata dönüştüğü ve hizmetimin en onurlu belgesidir Selimiye Camisi maketi, tabii ki başka bir örneği yok. Bugüne kadar çeşitli malzemelerden cami maketleri yapılmıştı ancak pirinç malzemeden döğme tekniği ile yapılanını görmedim artı kesin olarak diye biliriz ki dünyada bir eşi ve benzeri bulunmamaktadır. Bu eser tabii ki tesadüfi olmadı, bu eser abimle olan bir söyleşi sırasında meydana geldi. Zaten uzun süredir böyle bir çalışma yapmayı arzu ediyordum. Ağabeyim bir gün bana sordu. Kardeşim yeni bir çalışma yapmayı düşünüyor musun diye? Ben de inşallah dedim. Ben bugüne kadar Anadolu kültürünün değişik motifleri üzerinde çalışıyordum. Yaptığım çalışmalar içerisinde de bir cami sülieti olsun istiyordum. Ağabeyimin sorusu üzerine İnşallah kapı büyüklüğünde bir cami kabartması yapacağım dedim. Ağabeyimin ifadesi aynen şöyle oldu. "Kabartmayı herkes yapar.  Yaparsan bir maket yap" dedi. Ama abi ben bugüne kadar kartondan dahi maket yapmadım maket zor dedim. Yine ağabeyimin ifadesi kesin ve net olarak şöyleydi: "Kolayı herkes yapar önemli olan zoru başarmaktır." Bu söz bizim konuşmamızın mihenk taşıydı ve beynimde bir soru işareti olarak kaldı. O günden sonra kafamda öyle bir eser yapmam lazım ki bugüne kadar örneği olmayan bir eser olsun kendimi yılların içerisinde vermiş olduğu bir tecrübe görerek madem ki Mimar Sinan ustalık eserim olarak Selimiye Camisini işaret etmiş o halde ben de Selimiye Camisini yapmalıyım dedim.  Malzeme olarakta her şeyin zorunu tercih ederim bakırdan yapsaydım daha kolay yapabilirdim. Pirinç, bakıra göre işlenmesi daha zor bir malzemedir. Kaynağı da zordur. Ben yine zoru tercih ettim. İşte 6 yıllık bir süre içerisinde defalarca gitmek suretiyle ve İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Tarihi Profesörü Doğan Kuban Hocamın da projeler hakkında desteğini almak suretiyle başladık. Eserin üzerine çıkmanız mümkün değil o eseri de yapmak üzere onun öncülerine ulaşmanız gerekmektedir. Sağ olsun  hocam benim bu çalışmalarımı çok destekledi ve bana eserin kesirleriyle alakalı eserin projelerini verdi. Onun üzerine altı yıl içerisinde 7 kez her gittiğimde de 10 gün 15 gün kalmak suretiyle çeşitli açılardan caminin yüzlerce fotoğraflarını çekerek ve cami üzerinde de yine çok çeşitli çizimler yaparak, 3 kez de  üniversitede mimarlık öğrenimi gören oğlumla ve bütün bu çalışmalar sonucunda Edirne Selimiye Camisinin Dünyada bir eşi ve benzeri olmayan bir maketini meydana getirdim.

 

Hocam Selimiye Camisinin Maketinin Sadece Kubbesinde 500.000 - 600.000 çekiç darbesi olduğunu biliyoruz. Aynı zamanda ilk kubbeyi beğenmeyip yerine yeniden yenisini yaptığınız bizlerce bilinmektedir. Bu uzun süre içerisinde rehavete kapılıp da olmazsa veya yapamazsam diye bir çekimserliğe düştünüz mü?

 

Asla düşmedim. Hiçbir zaman ben bunu başaramayacağım diye böyle bir karamsarlığa kesinlikle kapılmadım. Tam aksine bozduğum taktirde siz sadece kubbeden bahsettiniz evet kubbeyi ikinci defa yaptım ama minareleri 4 defa bozdum 5. İncisinde tam arzu ettiğim şeyi yaptım. Yılmak yok en güzelini yapmak hedefimde bu vardı. Her seferinde Yüce  Rabbim bana öyle bir sevgisini verdi ki her bozduğumda daha güzelini yaptım. Mimar Sinan'ın bir belgeselini izlemiştim, o belgesel birincilik almıştı. Bu belgeselden almış olduğum feyzle  bütün arzum Rabbimin bana lütfetmiş olduğu o ilhamı en güzel şekilde ortaya koymaktı. Tek iddiam buydu, bundan para kazanacağım, bundan şöhret olacağım asla böyle bir şey düşünmedim. Mademki bu sevgi bana verildi o halde en güzelini ortaya koymalıyım ki Cenabı Allah'ın insanoğluna ne güzel yetenekler vermiş olduğunu ortaya koymuş olayım düşüncesiyle hareket ettim ve ilk kubbeye de Ramazan ayında bir Cuma günü dualarla başladım.  Sonu da öyle başladığı gibi hayırlı geldi.

 

Hocam Selimiye Camisi Maketi 1/100 Ölçeğinde bir eser olduğundan ve aslıyla birebir uyumlu olması dolayısıyla bu eser zor hayata geçen bir eser, matematiksel hesaplar yapılması da gerekli, özellikle minarelerdeki dilimler belli hesaplamalar gerektirmektedir, bunu nasıl başardınız?

 

Minarelerin çevresinde 16 adet dilim vardır, o dilimlerin 4 cm. çapında bir silindir düşünün o silindirin etrafını 16 eşit parçaya böleceksiniz öyle bir kalıp hazırlayacaksınız ki yarım milimetre bakınız bir milimetre demiyorum yarım milimetre diyorum artısı veya etkisi mutlak suretle 2 dilimi ya boşa çıkartacak ya da fazla olacaktır, o sebeple öyle bir ölçü kullanacaksınız ki orada bir iğne uçu kadar hassas bir ölçümü gerektiriyor. İşte ona göre o dönemdeki bazı basit, yalın ama çok işlevsel küçük aparatlar yaptım. Onlarla minarelerin çevresini eşit bir şekilde böldüm, işlemesini de o yalın işlevsel yapmış olduğum küçük aparatlarla yaptım. O küçük aparatlar ki onları da saklıyorum  çünki o aparatlarda Selimiye Camisi Maketi gibi çok önemli.

 

Hocam şöyle de diyebilir miyiz;  eserler ortaya koyarken yeni icatlar da hayata geçiriliyor.

 

Evet, tabi ki bu tasarım bilincimizi de artırıyor ve artırmak zorunda yoksa bu sizi başarısızlığa sürüklüyor.

 

Selimiye Camisi Maketinin ölçekli olması ve aslına birebir uygun olması eserin değerini daha çok artırıyor herhalde.

 

Bu çok önemli zaten. Tabi görsellikte çok önemli. Mesela eserde zemin kattaki perspektif görünüşler aynen işlenmiştir. Yani bu geride kalıyor burada şu işlemi yapmayım diye bir şey söz konusu değildir. Girişte zemin kısmında bütün ayrıntılar, pencere ayrıntıları, sütunlar, sütunlar üzerindeki işlemeler tamamen gerçeğine uygundur.

 

Hocam hem almış olduğunuz eğitim, hem de icra etmiş olduğunuz öğretmenlik mesleğinizin branşının metal işleri olduğunu göz önüne alırsak bu sayede mi sizdeki bu sanat ruhu ortaya çıktı, yoksa daha önceden tespitler vardı da o nedenle mi metal işleme alanını seçtiniz?

 

İlkokuldayken güzel sanatlara karşı büyük bir sevgim ve ilgim vardı. Mesela o dönemlerde kara kalem resimler çizerdim, otururken boş durmaz kara kalem resimler yapardım, çevremdekiler de çizimlerimi beğenirlerdi, bir de sesim de güzeldi benim, sesime de güvenirdim. Hatta sınıfta biraz yankı da yapardı mikrofon gibi olurdu. Sınıfta kimse olmadığı zaman önümde bir kitap, kitaptaki o sözcüklere bir makam uydurmak suretiyle onu ritimle bir sese çevirirdim ve hoşuma da giderdi, hatta sanat okulunu bitirdiğimde üniversite sınavlarına ilk sene girmedim, ses sanatçısı olmayı arzu ediyordum. Sonradan o sevgim bir şekilde kayboldu ama bu gün iyi bir dinleyiciyimdir. Resim yapmak, şiir yazmak, resmi sadece kara kalemle değil, yağlı boya ve sulu boya çalışmalarım da bulunmaktadır. Metal üzerine eğitim görünce sanat hayatımdaki çalışmalarımı metal işleme üzerine  yoğunlaştırdım. Bu çalışmalar bir alt yapıdan sonra oluştu ve bilinçli, bilimsel  bir şekilde oluştu.

 

Eserlerinizi nerelerde sergileme imkanı buldunuz?

 

Bu güne kadar 43 adet sergide yer aldım, bunların pek çoğu kişisel sergi idi, karma sergilere de katıldım.  6 kez de yurtdışında sergilere katıldım. İlk yurtdışı çıkışım 1991 yılında Paris'te şeref konuğu olarak davet edilmiştim. 1996 yılında Fransa Lyon'da Uluslararası bir yarışmaya davet ettiler 5 ülkeden 41 sanatçının katıldığı bir yarışmaydı, ben 8 eserle katıldım. 120 eser içerisinde, Türkiye adına katılmam dolayısıyla, Türkiye orada hem halk oylamasında, hem de jüri üyeleri tarafından birincilik ödülüyle ödüllendirilmiş, 2 adet birincilik ödülü ile ödüllendirildi. 1998 yılında Almanya Köln'de, Köln Başkonsolosluğumuz tarafından Cumhuriyetimizin 75'inci yıldönümü kutlamalarına, Üniversitede öğretim üyesi olan oğlum ile katıldım. Oğlum geleneksel Anadolu konak kültürlerini içeren suluboya resim çalışmalarını sergiledi, ben de metal çalışmalarımı sergiledim. 2013 yılında İrlanda'nın başkenti Dublin'de davet edildim, bu yıl 2015 içerisinde de Brüksel'de Türkiye'yi temsilen karma bir sergide ülkemi temsil edeceğim.

 

Hocam sizi tanıdığımız kadarıyla geleneklerimize, göreneklerimize çok önem veren, bunu birebir yaşayan, yaşatmaya çalışan, karşısındaki insanlara da bu gelenek ve göreneklerimizi aktarmayı görev edinen bir yapınız var. Gelenek ve göreneklerimize göstermiş olduğunuz bu hassasiyet dolayısıyla yurt dışında sergiler dolayısıyla bulunduğunuz ortamlarda  vukua gelen unutamadığınız bir anınız var mı?

 

Tabi anılarım çok, pek çok anılarımız var ve bu anılar bizi mesut ve bahtiyar ediyor. Mesela 1991 yılında Paris'te bu sergi sonrası tanıştığım bir sanatçı bana aynen şunu söyledi: Monsieur Tuluk, Dünya'nın en zengin kültürüne sahipsiniz  ancak onu kapalı bir kutunun içerisine hapsetmişsiniz ve farkında değilsiniz. Bakınız bir Avrupalı olarak bizim dünyada örneği çok az olan bir kültürümüzden söz ederken onu yeterince tanımadığımız hatta pek çoğunun da yok olduğunu fark etmiş benimle onu paylaştı çok doğru. Bakınız bir şiir okuyacağım, bu şiir bizleri nereye götürüyor :

Edirne'm, Kastamonu'm, Safranbolu'm,

Bir başka güzeldir benim Anadolu'm,

Kerpiç örgülü, kireçli sıvası, iskedos yapılar,

Taş kaldırımlı, zünkar sokaklar,

Payandalı balkonlar, havuzlu odalar,

İşlemeli tavanlar, tahta yüklükler,

Ama yastıklar, dantel örgüler,

Ev hamamları, gelin odaları,

Haremlik, selamlık, daha nice nice özelliği, anılarıyla yaşıyor. Şimdi o güzelliğiyle,

Sokak çeşmelerinin güldür güldür akan su sesini işitir gibiyim,

Hisseder gibiyim avuçlarımda ki serinliğini,

Ya loş ışıklı köşe başı lambalarını,

Unutur muyum  hiç çevresinde oynadığımız oyunları,

Bazen köşe kapmaca, bazen göz bağlamaca,

Mevsimler bile bir başka güzeldi o yılların,

Cumbalı odanın penceresinden seyrettiğim lapa lapa yağan karın, doyamazdım güzelliğine, bahçede ki manzaranın,

Hala hatırlıyorum ocak başı sohbetlerini,

Mangal ateşinde köpüren kahveyi, ayaklı fincanla höpürdetir gibiyim,

Unutur muyum bağdaş kurup oturduğumuz yer sofrasını,

Kat kat bölüştüğümüz tandır ekmeğini,

Dürüm ettiğim yumurtalı, yeşil soğanı,

Kaşıklar gibiyim tarhanayı, fasulyeyi,

Kapı ardındaki ibriğiyle, peşkırı, hizmet eden oyalı yazmalı kınalı elleri,

Geleneği göreneği, konuk severliği, o bir tarihti rüya oldu,

Ne olur uyandırmayın, Biraz daha yaşayayım.

 

Hocam bir esere başlarken seçiminizi neye göre yapıyorsunuz?

Bizim çalışmalarımız tıpkı bir bestekarın yüzlerce şiir arasından kendi ruhunu, kendi duygularını terennüm edeceği bir şiirin seçimine benzer. Her eseri yapacaksınız diye bir kural yok, yapmak istediğiniz eser önce sizin ruhunuzda bir şeyler hissettirmeli, heyecan vermeli, seçimi böyle yapıyoruz. Onu şöyle bir hayal ediyorum, duygu ve düşüncemde bir hareket oluşturuyorsa hemen ilk fırsatta hayata geçirmeye çalışıyorum. Hemen bir esere birden başlamam, birkaç esere  birden başlarım, birinden yorulursam, hem zaman kazanıyorum, diğerini çalışırken yorgunluğum da gitmiş oluyor.

 

Büyük üstad Mimar Sinan Selimiye Camisi benim ustalık eserim diyor, sizde yapmış olduğunuz Selimiye Camisi Maketini ustalık eserim olarak addediyor musunuz, yoksa daha ilimize, ülkemize kazandıracağınız eserler hayal ediyor musunuz?

 

Mevcut haliyle ne yaşım, ne de zaten o yok olan çalışma ortamım müsait değil. Çalışma mekanım 9 defa hırsızlar tarafından belirli zaman dilimleri içerisinde tarumar edildi. O kasvetli mekan dahi bana çok görüldü. Orası bile tarumar edildi. Bundan sonra o heyecanım kat kat artarak devam ediyor ancak yaşadığım ortam buna müsaade etmiyor.

 

Hocam bugüne kadar sadece kendi çabalarınızla, emeklerinizle, imkansızlıklarla  buralara kadar geldiniz ve bu eserlere hayat verdiniz. Şu yapılsaydı işim daha kolay olurdu, destek olsaydı bugünkü  eser sayınızın kat kat üzerinde eser vücuda getirirdim diyor musunuz?

 

Tabi ki. 1988 yılında ben Selimiye Camisinin maketini bitirdiğim zaman hayalim zaten Devletin buna destek vermesi idi, eğer o zaman destek verilse idi Mimar Sinan'ın diğer eserlerinden de yapma şansım olabilirdi. Fakat hep yalnız kaldım, hep kendi imkanımla, bir öğretmenin çocuklarına ayırabileceği maaşımdan artırmak suretiyle. Nasıl olsa sigaram yok dedim, kahve hayatım yok dedim, onları bu noktada değerlendirmeye çalıştım. Yani gecesiyle, gündüzüyle, aldığım maaşla, çoluk çocuğumun rızkıyla bu eserleri böyle meydana getirdim.

 

Resim ve metal sanatı üzerine eserleriniz olduğu gibi, aynı zamanda da yazılı eserleriniz var. Biraz da bunlardan  bahsedebilir miyiz ?

 

1994 yılında Türkiye'deki Endüstri Meslek Liseleri Metal İşleri Bölümü için "Meslek Resim" kitabı hazırlamıştım. 2008 yılında "Türk Süsleme Sanatları İçerisinde Metal Sanatları" isimli bir kitap hazırladım. Bu kitabım Milli Eğitim Bakanlığı Bilim ve Kültür Yayınlarından çıktı. Şimdi de basılma noktasında 13 yıldır üzerinde çalıştığım benim sanat öykümü anlattığım, kent kültürü ile ilgili, inanıyorum pek çok insanın kendisinden mutlaka bir şeyler bulabileceği "Taşrada Sanatçı Olmak" isimli 649 sahifelik baskıya hazır bir kitabım var. Bu arada makalelerimiz devam ediyor. Kültürümüzle alakalı, okullarda konferanslara davet ediliyoruz, sanat eğitimi almış öğrencilerimizin ve üniversite öğrencilerimizin sanatla ilgili tez çalışmalarında danışmanlık ve onları bilgilendirme tezlerine daha detaylı bilgiler aktarılması konusunda hizmetlerimiz devam ediyor. Yani  görsel ve yazılı çalışmalarımız devam ediyor.

 

Hocam sizin maddiyata önem vermediğinizi biliyoruz, bu çerçevede bu eserleri yaparken en büyük hayalinizi bize anlatır mısınız?

 

En büyük arzum eserlerimin nesiller boyu aktarılması için bir müze oluşturulması, onunla birlikte Dünya Kültür Mirası listesinde de bir başka örneği olmadığı için Selimiye Camisi maketinin de Çorum'un dolayısıyla Türkiye'nin adıyla yer almasını sabırsızlıkla bekliyorum.

 

 'Çorum Ticaret Borsası Dergisinde yayımlanmıştır'

 

 

 

Diğer Haberler