Bağcı seçilirse 3. dönemde neler yapmayı planlıyor?

‘Çorum’u büyükşehir olmaya hazırlayacağız’

Paylaşın:

 

GÜLESİN AĞBAL DEMİRER

Bana emanet edilen bir soru ile başlamak istiyorum. Neden 3. dönem de adaysınız?

Bu soruyu ciddiyetle önemsediğimi düşünerek cevap vermek isterim. İlk döneminde insan nereye baktığını, hangi konuyu önceliklendireceğini çok iyi belirleyemiyor. Ki ben bürokrasiden gelen birisi olarak, kurumlarda hiçbir acemilik çekmedim. İş nasıl çözümlenir acemiliğini yaşamadım ama gene de kendi ilinizin sorunlarına vakıf olmanız, çözümünü üretmeniz, yerel işbirliklerini yakalamanız oldukça zor. Bu iki dönem sonunda olgunluğa ulaşmış oluyorsunuz. 3. dönemde hem insanları tanımış oluyorsunuz, hem gerçek sorunları potansiyelleri, çözüm yollarını yakalamış oluyorsunuz, daha kolay sonuç alıcı hareket ediyorsunuz. Birinci kısım bu. Önemli olan ikinci kısmı; parlamentoda Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmenin verdiği, böyle bir işe vesile olmanın verdiği bir haz var. Bu idealizmle, dava ruhuyla alakalı. Biz hep mitinglerimizde şunu söyleriz; başörtüsüyle ilgili bir noktaya geldiysek bu bile bizim varlığımızın sebebini kendimize anlatmamız açısından yeterlidir diyoruz. Kişisel olarak yeterlidir. Dün alkışlarla Meclisten çıkarılan bir milletvekili aradan işte bir zaman geçtikten sonra alkışlarla parlamentoya davet ediliyorsa bu önemli bir süreçtir. Bu sürecin yakalanmış olması da siyasetin bir başarısıdır. Sadece parlamentonun değil AK Parti’nin bu ülkeye getirdiği siyasetin aslında kabuller zincirini yakaladığının göstergesidir. ‘Hayatıma dokunma, endişeli modern, kaygı’ gibi şeyleri pompalayanlar var. Aslında toplumda böyle bir kaygı söz konusu değil. Kimsenin yaşamına karışılmıyor. ‘yaşamıma karışma’ diyenler de başkalarının yaşamına, yaşam hakkına, kıyafetine, düşüncesine, tarzına da karışmamalı. Toplum bu olgunluğa ulaştığı anda sorun Mecliste  çözüldü, kamuda çözüldü, üniversitede çözüldü. Bunu sağlayan da siyasetin dirayetiyle halkın desteğini arkasına alan parlamentodur. Bu sürecin içinde var olmuş olmak bile bir milletvekili olarak yeterlidir. O açıdan daha yapılacak çok şey var diyerek biz 3. döneme aday olduk. Bütün mazlumların gözünün kulağının Türkiye’de olduğu, Türkiye tökezlerse herkesin çullanacağı dönemlerden geçiyoruz. Türkiye’nin tökezlememesi, mazlumlara el uzatmak için ve en önemlisi Türkiye’nin temel problemlerini, vesayetleri ortadan kaldırmak için hâlâ daha yapılacak çok iş var. Yetersiz bir Anayasa söz konusu. 80 küsur kez değişikliğe uğramış yamalı bohça gibi Anayasamız var. Yeni bir Anayasa, yeni bir sistem inşası için biz de varız diyoruz.

Son dönemece girildiği için liste eleştirilerini sormayacağım, ancak, hiç eleştiri almıyor musunuz? Önceki dönemlerle kıyaslarsak, bu dönem vatandaşın sizi ve partinizi kabulünde bir fark var mı?

Eleştiri alıyoruz. Almadığımızı söylemek doğru olmaz. Ben siyasete girdiğimden bugüne temelde iki eleştiri alıyorum: Birincisi Osmancık’a çok ilgi gösterdiğim, ikincisi de işte insanların karşılaştıkları sorunlara karşı duyarsız olduğumuz. Nedir bunlar; tayin taleplerini sonuçlandırmamak, iş bulmamak gibi. Birincisi ben Osmancık doğumluyum. Bir bölgede doğmuş olmanın faturası yüklenmeye çalışılıyor. Herkes merkezde doğamaz. İlksen Hanım’ı da Sungurlulu kabul etmiyorlar, merkezden kabul etmiyorlar. Velev ki Ankara’da oturan Çorumlunun kızı olmuş olsaydı siyaseti Çorum merkezde doğan ya da büyük bir ilçede doğan kişi yapacak diye bir şey yok. Siyasette adaylar değerlendirilir, dar bölge sistemi olsa adaylar ön seçimle belirlenir. Olması gereken, Türkiye’nin gitmesi gereken nokta da odur. Buna inanıyorum. Ama parası olanın, şehirde yaşayan 50 yıllık esnafın, gücü olanın, güçlü olanın siyaset yaptığı dönemleri de unutmayalım.

Bu biraz taşra zihniyeti ile ilgili bir şey sanırım.

Güçlü bir aile, itibarlı bir isim siyasette başarılı olacak diye de bir çıkarsama yapmak doğru değil. Evim Osmancık’ta. Ben gidip Osmancık’ta yatıyorsam Osmancık’ta daha fazla vakit geçirmiş oluyorum. Osmancık’a yılların ihmali var. Bu ihmali gidermek için çabalarımız var. Eleştiri olarak genellikle Osmancık üzerinden yapılıyor. Diğer ilçelerin milletvekili adayları olmadığı için bu biraz daha fazla abartılıyor. Diğer konu da gittik işimizi  halletmedi deniliyor. Bu benim için değil, bütün milletvekilleri için geçerli.

Havaalanımızın, demiryolumuzun olmaması, bunlar da eleştiri konusu.

Ben şahsi eleştirileri aktardım. Genel olarak siyasete eleştiri konusunda söylerseniz Çorum’da kuşkusuz bir havaalanı beklentisi var. Çorum’un havaalanı var ve yatırım planında yok dedikleri işin, kamuda bir karşılığı yoktur. Yani devletin kayıtlarında kamu yatırımları anlamında Çorum’da bir havaalanı envanterde söz konusu değildir. Çorum’daki bir havaalanı Çorum köy hizmetlerine gönderilen, aktarılan bir ödenekle hazine arazisi üzerinde yapılan bir çalışmadan ibarettir. Bunun bir fizibilitesi söz konusu değil. Devlet hava meydanlarından, demir yollarından geçen bir takım projeler söz konusu değil. Her ile bir havaalanı, bu AK Parti siyasetidir. Cahit Bağcı havaalanı konusunda eğer başarısız görülmek isteniyorsa takdir vatandaşın. Ama biz hükûmetin politikalarıyla da uyumlu davranmak zorundayız. Kütahya, Afyon, Uşak üç il bir havaalanını kullanıyorsa, bölge havaalanı söz konusuysa, Ordu-Giresun birlikte havaalanı kullanıyorsa bunu kabullenmek zorundayız.

Şöyle bir gerçeklik payı da yok mu? Bu tür eleştiriler yapılırken Yozgat gibi komşu illere bakıp Çorum’un siyaseten çok güçlü olmadığı çıkarımı yapılıyor. Mevcut havaalanını da en çok Çorumlular kullanıyor. Hak olarak düşünüldüğünde Çorum bunu hak etmiyor mu?

Tekrar söyleyim, hükûmetin politikası şudur; 100 km. pergel çapı etrafında havaalanı olmayan il kalmayacak deniliyor. Çorum’un pergel çapı 60 km’dir. Yozgat’ın havaalanına uzaklığı 140 km. civarındadır. Bu şekilde değerlendiriliyor. ‘Yozgat’ın Cemil Çiçek’i var, Bekir Bozdağ’ı var, güçlü milletvekilleri var’ şeklinde bir değerlendirmenin sonucu değildir. Ama AK Parti siyasetini eleştirmek için bir argüman olarak kullanılıyor. Yozgat Çorum’la kıyaslanabilecek bir il değil. Çorum’a haksızlık olur.

Zaten çıkış noktamız bu. Karşılaştırma yapıldığında öyle düşünülüyor.

Yani doğru-yanlış biz siyasette kendi önceliklerimizi ortaya koyduk. Önceliğimiz demiryoludur dedik. Hatta şunu da söyledim; Çorum siyaseti havaalanı türküsü söyleyecektir mahiyetinde belirttik. Demiryolu için ilk harcı döktüğümüz gün havaalanını dillendireceğiz. İnşaallah bize nasip olur, olmazsa bizden sonraki arkadaşlar havaalanını isterler. Ama işin de rasyonalitesini kaçırmamak lazım. Bir işadamımız, ‘havaalanını niye yapmıyorsunuz’ dedi. Ben de kendisine  ‘biz havaalanını yapalım, sen işletir misin’ dedim. ‘Ben enayi miyim, zarar edecek bir işe niye gireyim. Günde bir ya da iki uçak inecek diye oranın işletmesini nasıl yapayım’ dedi. Bir işletme maliyeti var. Günde bir-iki uçak inen yeri çevirmek kolay değil. Ama gün gelir, Çorum’un yolcu potansiyeli artar, o zaman bir havaalanı konuşulmaya başlanır. Ticaret ve Sanayi Odası, 2002’de ‘Önceliğimiz Merzifon Havaalanı’nın sivil trafiğe açılması ve demiryolu’ demiş. Havaalanını en çok kullanan iş dünyasının önceliği demiryoludur. Bu meseleyi siyasete bir eleştiri olarak yöneltiyorlarsa takdir milletimizindir. Havaalanı dışında, 13 yıl sonunda demiryolunu bu noktaya getirmiş olmamız başarı. Takdir milletimizin tabiki.

Seçilirseniz Çorum için planlarınız neler?

Aslında kişisel bir plan konuşmak bizim hep kaçındığımız bir  şey. Birlikte bir şey yapabilmeyi konuşmak istiyoruz. Bu uyumu yakalayabilirsek sonuç alıyoruz. Benim dillendirdiğim bir kaç şey var: Birincisi Çimento Fabrikası’nın şehirden taşınmasını sağlayacak adımlar atmak. Bu konuda devletin ne kadar özendirici şeyi varsa tedbirleri devreye sokmak. Uygun bir yere, kaynağa yakın bir yere hukuk çerçevesinde taşımak. Bir diğeri kampüsleri tamamlamak. En azından güney kampüsünde kuzeyde olduğu gibi yapılaşmayı sağlamak. 20 binlerin üzerinde bir üniversiteye kavuşmak. Yabancı öğrenciyi getirecek destek ve teşvikleri üniversitemize kanalize etmek. Ama en önemlisi de Çorum’da raylı sistemin konuşulmasının gerektiğini düşünüyorum. Kuzey kampüsle yani Çimento Kavşağıyla Organize Sanayi’ye kadar uzanan bir raylı sistemin alt yapısını, çalışmasını, kent imar planı içindeki yerini de konuşmamız lazım. Çorum büyüyen bir il konumunda. Demiryoluyla hızlı bir sıçrama yaşayacaktır. Üniversite ile yaşayacaktır. İşsizliği az olan bir iliz. Bu sene en az 1000’e yakın istihdam olacaktır. Bu trend artarak devam edecek. 400 bin nüfuslu bir Çorum’u planlamamız lazım. Bu benim değil belediye başkanının görevi. Ama belediye başkanına destek anlamında bize düşen katkıyı sağlamaktır. Raylı sistemin planını yaparız, günü gelince de finansmanını konuşuruz. Proje olmadan başlayamazsınız. 2023 hedefleri çerçevesinde 400 binlik bir il oluruz belki. O zaman da bu trafiği, bu yoğunluğu toplu taşımayı en rahat şekilde raylı sistemle çözeriz diye düşünüyorum. Yeni dönemde tek başımıza iktidarı yakalayacağız inşaallah. 500 bin nüfuslu büyükşehir modelini de devreye sokacak gibiyiz. O zaman zaten Çorum Belediyesi’nin eli daha da güçlenmiş olacak. Bütün kaynaklar belediyeye gelecek. Belediye 530 bin kişi adına kaynak kullanmış olacak. Borçlanmasını ona göre yapacak. Üçüncü husus da Çorum merkez, Sungurlu ve Osmancık’ta 3 organize sanayi bölgesi kuruluyor. Orta Anadolu Kalkınma Programımız var. Çorum, Amasya, Çankırı, Kırıkkale, Yozgat, Kırşehir, Nevşehir koridoruna yönelik özel bir kalkınma programı ve kalkınma idaresinin kurulması ve merkezinin Çorum olması hedeflerimiz arasında. Çorum’un adını  sanayide iyice anılır konuma getirmek, bir sonraki hamle Çorum’un savunma sanayiinden pay almasını sağlamak. Benim en büyük mücadelem Çorum’a savunma sanayi alanında bir yatırımı kazandırabilmektir. Bu dönemde bunun çabası içinde olacağım.

Bugüne kadar Çorum için güçlü bir sinerji oluşturulamadı. Bu konuda bir şey yapacak mısınız?

Çorum iş dünyası diyor ki, bütün siyasi partilere eşit mesafedeyiz. Şimdi aslında bu söylem itibariyle kendi hoşlarına giden bir şey olmakla birlikte bir tavrı da ifade ediyor aslında. İktidarda kim varsa, bu iktidar partisiyle iş dünyası, sivil toplum, yerel idareler, merkezi hükûmet birlikte hareket ederek il için bir şeyler ortaya koymak zorundalar. Biz eşit mesafedeyiz dediğiniz anda ne haliniz varsa görün gibi bir şey de algılanır. O açıdan dediğinize katılıyorum, Çorum’un ne içerde ne de dışarda güçlü bir lobisi yok. Lobiciliği herkes kendisi için bir sıçrama tahtası olarak görüyorsa bu da yanlış. Ben hem Ankara’daki hem İstanbul’daki Çorum lobiciliğini daha emekleme safhasında görüyorum. Kuşkusuz, onlara katkı vermek istiyoruz ama bu tür organizasyonların, lobicilik faaliyeti içinde olan insanların sayısı az, olması gerekenler de dışarda.

Siz elinizi taşın altına koyacak mısınız?

İsim vermek istemiyorum ama benim meşhur bir işadamımıza gel bu işin içinde ol dememin ötesinde bir yaptırımım yok. Elimi taşın altına değil, gövdemi taşın altına koyarım ama üstüme düşenin ne olduğunu bana birinin tarif etmesi lazım. Ben yasama faaliyetinden sorumlu bir milletvekiliyim. Yasaya göre bir milletvekilinin sorumluluğu parlamentoda yasama faaliyetinde bulunmak. Ama herşey bizden bekleniyor. Geçen yöresel ürünler pazarını dolaşıyoruz. Kapalı yerlere herkes sığmamış. Yolun diğer taraflarına da sergi sermişler. ‘Bu meseleyi niye çözmüyorsunuz’ diyor bir teyze. Bu mesele hakikaten benim meselem midir? Yoğurt pazarında kimin nereye tezgâh kuracağıyla da ben sorumlu tutuluyorum, köyde tıkanan kanalizasyondan da ben sorumlu tutuluyorum. Kamu kaynakları var. Tarım ilçe müdürünü aramadan gece bizi arayan muhtara diyorum ki, ‘tarım ilçe müdürünü aradın mı’, ‘ben bu saatte onu nasıl arayım’ diyor. Herşeyi milletvekilinden bekleyen bir anlayış var. Bir şey demiyoruz ama bu da haksızlık yani.

Biz o kadar beklemiyoruz da, Çorum’u derleyip toparlamada sizin etkiniz diğer gruplardan daha fazla olacaktır mutlaka.

Çorum’da hakikaten şöyle bir sorun var; çözelim denilen meselede biz kaçmayız. Ama bu işi yapabilmeniz için bütün tarafların roller konusunda birbirlerinin görev ve rollerine hakim ve saygı duyuyor olması lazım. Herkes kendi işini yapsın anlayışı oluşuyorsa o zaman siz parlamentoda yapılan faaliyet çerçevesinde bir şeyler yapmaya çalışırsınız. Yoksa herkes kendi kabuğuna sıkışır. Bundan biz de rahatsızız. Çorum bu sinerjiyi yaratamıyorsa bundan siyaseti sorumlu tutmamak lazım. En çok çabalayan da benimdir. Bunun havasını atıyor da değiliz. TSO’ya en çok giden benim, sık sık sivil toplum kuruluşlarını ziyaret ederim. Ama bir taraftan parlamento, bir taraftan yurt dışı, bir taraftan parti görevim, bir taraftan da Çorum sorumluluğum var. Yapabileceğimiz ölçüde yapıyorum. Umarım başarıyorumdur. Eksiklerimiz de vardır kuşkusuz. Ama kolay bir şey değil. Zaman zaman herkes kendi işini yapsın anlayışı ortaya çıkıyor.

 

 

 

 

Diğer Haberler