Çorum'da yeni yeni alışkanlıklar zuhur ediyor Saat Kulesi çevresinde.

Huzurun aynası oldular

Paylaşın:

Çorum'da yeni yeni alışkanlıklar zuhur ediyor Saat Kulesi çevresinde. Yıllar öncesinin alışılmadık görüntülerini, gönüllerimize tatlı bir huzur katan yönüyle izler olduk.

 

Televizyon ekranlarından İstanbul'da güvercinlerin insanlara olan alışkanlığına imrenerek bakarken, aynı sahneler Çorum'da yaşanır hale geldi.

 

Yoğun geçen kış nedeniyle, güvercinler biraz mecburi kalmış gibi görünse de, kendilerine bir garez yapılmayacağını algılamış gibiler.

 

Kalpten kalbe kurulan gizli bir köprü ile kuşlar ve insanlar ortak bir mukavele yapmış gibi gözüküyor.

 

Ortaya çıkan bu izlenesi görüntünün en büyük tiryakisi ise, bir kez bile olsa, yolu güvercinlerle kesişen çocuklar oldu.

 

Minicik avuçlarına doldurup serptikleri buğday taneleri arasına sevgilerini katan çocuklar, büyük bir heyecanla bu muhabbete kucak açıyor.

 

Çevre esnaf ta bu fırsatı olumlu anlamda değerlendirip, büyük şehirlerde var olan yem satma işini üstlenmiş durumda.

 

Alan memnun, satan memnun, izleyen mutlu, kuşların duygusunu da tarife bile gerek yok.

 

Doğa ile iletişimden uzak kalan bugünün çocukları için, doğal hayata bir pencere açılmış sanki burada. Beton yığınlarının arasından açılan bir pencere olsa da, yine de kabul görüyor çocukların tertemiz yüreğinde.

 

Çatılarda hazır bekleyen kuşlar, havuz başına yaklaşan insanları tanır ve zihnini okur gibi hareket ediyor. Eğer havuz başına yaklaşan bir çocuksa, daha yem serpilmeden hareket başlayıveriyor.

 

Bereket dolu bir avuç yem serpildiğinde asıl curcuna kopuyor aniden. Günün nasibini kapmak ve rızıklanmak için süzülen güvercinler can katıyor buz gibi duran betonların üzerine.

 

Gerek kuşlar, gerekse Çorumlular için yeni sayılan bu görüntü içerisinde zaman zaman olumsuzluklar da yaşanmıyor değil.

 

Gözleri felfecir okuyan bazı afacanların kuş kapma hareketleri, tüm insicamı bozuyor bir anda.

 

Hemen çevreden yetişen 'şşşttt' uyarıları, çatılan kaşlarla birleşip, küçük bir azara dönüşüyor.

 

Üçer beşer inen kuşların acelece yem toplayışları ve birbirleri arasındaki yarışları, sevgisini buğday taneciklerine iliştiren çocukların izlemeye doyamadığı bir zamana dönüşüyor.

 

Büyüklerin farkettikleri, ancak tam anlamıyla ise asla çözemeyecekleri bu duygu yoğunluğu, kim bilir hangi huzur pınarlarının çeşmelerini açıyor tertemiz gönüllerde.

 

Kuşların her kanat çırpışı ile adeta yüreklerini sevgiye doğru dört nala koşturan çocuklar,   güvercinlerin kanatlarına binmiş özgürlük süvarileri gibi gökyüzüne yükseliveriyor.

 

Ayaklarını yerden kesemeseler de, boncuk gözlü güvercinlerle uçuruyorlar yüreklerini.

 

Kimisi çatıdaki güvercinde, kimisi iki tur atıp tekrar dönen güvercinin kanatları arasında geziniyor, hayal dünyasının uçsuz bucaksız sınırları arasında.

 

Çocuklar her bir avuçta yaşadıkları bu lezzeti depolayıp ayrıldıklarında, bir sonraki buluşmanın sözünü veriyorlar o tertemiz kalplerinde.

 

Küçükler bu huzur havuzuna dalıp çıkarken, büyükler de nasipleniyor elbette.

 

Kimisi evladının sevincinden kendine yansıyanla huzuru bulurken, kimisi de göz ucuyla nasipleniyor bu sevgi fırtınasından.

 

Ortada harmanlanan muhabbet, şüphe yok ki kalplerin bütünleşmesiyle akıyor gönüllere.

 

Gönlünü temiz tutan, görenin gözüyle görüp, işitenin kulağıyla işitmek isteyen herkese malum oluyor buradaki duygu seli.

 

Temeli sevgi, ötesi paylaşmak, berisi ise birlikte yaşamak niyetinin tezahür ettiği bu sahne, insanın hasret kaldığı güven, kardeşlik ve huzur ortamına ne kadar da benziyor.

 

Belki de, bir kuşun kanat çırpışına, bir çocuğun gülümsemesine yüklediğimiz anlam bu yüzdendir.

 

Şehre sefa getiren bu muhabbet alışverişinin, tüm canlılar arasında yayılması tabi ki herkesin arzusudur.

 

Bunun aksini iddia etmek, aklı ipotek ettirmek anlamına gelir.

 

Bir kuş ve çocuk arasında kurulan bu köprünün, büyük büyük insanlar arasında kurulması imkansız mıdır? sorusu akla geliyor bir yandan da.

 

Tabi ki insanlar birbirlerine yem atıp, huzura kavuşacak değil. Fakat bir gülümseme, bir tatlı söz, samimi bir selam, içten bir dokunuş nasıl da eritiverir kalplerin üzerine sıvanan buzları.

 

Parasız, pulsuz, setsiz-sermayesiz bir yatırım yapılabilir mi? diye ekonomistlere sorsak, sanırım zorlanırlar cevap vermekte. Ekonominin ruhuna aykırı, böyle bir yatırım mümkün değil diyebilirler.

 

Ancak bu yatırım eğer huzura, barışa, kardeşliğe, daha güvenli bir yaşam alanına hizmet ediyorsa, parasal bir sermayeye asla ihtiyaç yok.

 

Tek ihtiyacımız olan, Allah'ın bizlere doğuştan hediye ettiği, fıtratımızda var olan sevgiyi ortaya çıkarmak ve paylaşmak.

 

Tıpkı küçücük çocuğun güvercinlere duyduğu sevgi gibi, ona verdiği değer gibi birbirimizi sevip, değer vermek yeterlidir.

 

Bugün huzurlu bir şehirde yaşıyorsak eğer, sevgide cimrilik etmeyen insanlarımızın sayısının çokluğu sayesindedir.

 

Gönül herkesin aynı cömertlikte olmasını istiyor elbette. Yolda yürüyen yayanın küfürsüz konuşmasını, ağız dolusu rastgele yere tüküren izansızların sayısının yok olmasını diliyor.

 

Bir başkasına sorumluluk hatırlatmaktan çok, kendi sorumluluğumuzu hatırlayıp, hayata geçirmenin erdemine bürünmek gerekiyor.

 

Kendimize yapılmasını istemediğimiz her türlü kötü davranışın, bir başkasına da yapılmaması gerektiği doğrusuna yürekten inanıp, adımlarımızı atmak en doğrusu olsa gerek.

 

Huzur bozan yerine, huzur veren olmanın gönlümüze yükleyeceği derin değerlerin farkında olarak adım attığımızda, bu adımın en büyük faydasının yine kendimize olacağını bilmeliyiz.

 

Şu üç günlük dünya diye adını koyduğumuz hayatta, kimilerinin üç günlük ömrü bile göremediğini varsayarsak, sevginin, kardeşliğin ve huzurun değerini daha iyi tartabiliriz gibi geliyor bana.

 

Gönüllerimizi kinle, nefretle, menfaat duygularıyla, yalanla, sahtecilikle, bozgunculukla hapsetmeyip, çocukların kuşların kanadına boncuk gibi iliştirdiği kalpleri kadar özgür bırakabilirsek, mutluluk denizinde kulaç atıyoruz demektir. Dertten-kederden ölen vardır da, mutluluktan ölen yoktur merak etmeyin.

 

Hafta sonunu iple çekerek, havuz başında kuşlarla buluşmanın hasretini içinde büyüten çocukları örnek alalım bu kez de. Yola onların izinden yürüyerek çıkalım bu seferlik. Midemizin açlığını önemsediğimiz kadar, gönlümüzde hasrete dönüşmüş huzur açlığına kulak verelim.

 

Gönlümüz kurumuş çöle dönmeden, damla damla sevgi dökelim huzur ağacının köklerine.

 

Hep eskilerde andığımız huzurun da, mutluluğun da bir adım ötemizde bizi beklediğini, elimizi uzatır uzatmaz tutuvereceğimizi hatırlayalım. Varsa eğer üç günlük ömrümüz, onu da kinle nefretle harabetmeyip, huzur duamızı kavli duadan fiili duaya dönüştürelim.

 

Bir kuş kadar narin olan huzurun tesisi için herkesin üzerine düşeni, para pul istemeksizin yerine getirme kabiliyetine sahip olması, huzur bozanın bile kendisi için huzur talep ettiği bir dünyada bulunmaz bir fırsat.

 

Uçmadan, ürküp kaçıvermeden, bu can bu tende iken, hep birlikte el verelim huzurun gönlümüze yuva yapması için.

Diğer Haberler