Mustafa Yumurtacı, bundan tam 60 yıl evvel başladığı seyahatinde Türkiye'de ayak basmadık yer bırakmayıp, kendi alanında kırılması zor, hatta imkansız bir rekora imza atmış.

80’lik seyyah dede 60 yıldır geziyor

Paylaşın:

 

Mustafa Yumurtacı, bundan tam 60 yıl evvel başladığı seyahatinde Türkiye'de ayak basmadık yer bırakmayıp, kendi alanında kırılması zor, hatta imkansız bir rekora imza atmış.

 

Elbette Türkiye'nin dört bir yanını dolaşan pek çok insan vardır, ancak Mustafa dedenin tarzında seyahat eden bir örneğin daha var olacağına ihtimal vermek çok zor.

 

Osmanlıca yazılmış el yazması kitaplardan edindiği ne kadar bilgi ve yer varsa, sadece okumakla yetinmeyip, büyük bir aşkla yollara düşerek, bizatihi dünya gözüyle görmek istemiş ve bu arzusuna asla engel tanımamış.

 

Yolculuğa çıkışından tutun da, dönüşüne kadar kendi kurallarını işleten bu bilge adam, kılık kıyafetine bakıldığında, sıradan bir insan gibi dursa da, bir kaç dakikalık sohbette, ondaki vizyonu, bilgi birikimini, ahlakı ve edebi farketmemek mümkün değil.

 

İlkokulu bile okumamış bir insanın, bu kadar bilgiye nasıl sahip olduğuna şaşırıyor insan. Ancak, kendisini bilgiyle donatmanın yolunu Osmanlıca'yı tam tekmil öğrenerek, okuyup yazarak bulmuş.

 

Bırakın izin almayı, haber bile vermiyor

 

Hanımı halen hayatta olan (Allah her ikisine de uzun ömürler versin) Mustafa dedeye, ninenin kendisine kızıp kızmadığını, izin verip vermediğini soruyoruz. Aldığımız cevap bir kez daha şaşırtıyor bizi. "Ben yıllardır bırakın izin istemeyi, yola çıkacağım zaman haber bile vermedim. Aklıma bir yere gitmeyi koyduğumda, sabah ezanı ile birlikte ceketimi alıp evden çıkarım. Yolculuk ne kadar sürer Allah bilir. Yolculuğum bitince ölmediysek eğer zaten dönüp evimize geliyoruz." diyor.

Hanımı habersiz gitmesine alışmış, O'nun seyahat aşkına boyun bükmüş ama zaman zaman da, "Neden beni de götürmüyorsun?" diye sormadan da edememiş.

 

Mustafa dede, bu sonunun cevabını bizimle paylaşırken, "Tamam ben de gelsin isterim ama benim gittiğim yerlere yılan bile gitmez. O'nun gücü kuvveti yetip te bana ayak uyduramaz." sözleriyle kendince nineyi götürmeme sebebini anlatıyor.

 

Seyahatleri çarşı pazar görmek için, kendini oyalamak için olmamış hiç bir zaman. Hep mübarek mekanları, tarihi mekanları görmek niyetiyle çıkmış yola.

 

'Türkiye'de 16 Peygamber var'

 

Elindeki kaynaklarda, Türkiye'de 16 Peygamber'in kabrinin bulunduğunu okuyup, tek tek dolaşmış bahsi geçen yerleri. Hepsini de bizatihi doğrulayıp, 16 Peygamber'i kabrinde ziyaret emmenin huzuruna ulaşmış.

 

'60 yılda bir gece bile otelde kalmadım'

 

Bir insan 60 yıl boyunca gezer de, yolculuk süresince nerelerde konaklar? İnsan merak ediyor gerçekten. Ayrıca Mustafa dede, sadece il merkezlerinde değil, yollu izi olmayan köylere bile gitmiş. "60 yıldır bir gece bile otelde kalmadım" diyen Mustafa dede, "Ya Allah Bismillah" deyip çıktığı yolculuğunda, bir kez bile dışarda gecelemek zorunda kalmamış. Her seferinde, kendi deyimiyle Allah bir kapı açmış kendisine.

 

Her gittiği yerde, mutlaka birileri Mustafa dedeyi evinde misafir etmiş. Hatta öyle ki, hiç tanımadığı bu insanlar, kimi zaman ısrarla bir kaç gün bırakmayıp, kalması için ısrarcı olmuş.

 

Hakkari'nin 60 kilometre uzağında bir köyde, alim bir zatın yattığını öğrendiğinde, gönlü oraya da gitmeyi istemiş. Git git bitmeyen yolculuğunu, rastgele otostopla gerçekleştiren modern seyyah Mustafa dede, Hakkari'den sonraki kısmı, benzinlikte araba beklerken rastladığı kamyoncu ile tamamlamış. Saman satan kamyoncu ile iki gün köy köy gezerek, saman satarak yolculuğuna devam etmiş.

 

'Aklına alıp ta gitmediği yer yok'

 

Ziyaret etmeye niyet ettiği tekke, türbe, kabir ya da tarihi mekanlar her neredeyse, gözünü karartıp çıkmış yola. Merakımızı celbetti ve sorduk, yolda hiç başına kötü bir hadise gelmiş mi? Hırlısı var, hırsızı var diye. Hatırlayıp ta anlatacağı hiç bir kötü olay yaşamamış. Zorluklar yaşamış elbette yolculuklarında, ama o zaten her şeyi göze alıp yola çıkan bir seyyah.

 

'Ne aç kaldım, ne açıkta kaldım'

 

Yola çıkmazdan evvel, yanına yetesi kadar para almış her seferinde. Tevekkel edip yola çıksa da, tebdiri de elden bırakmamış. Paranın fazlasını, kuşağına sarıp beline bağladıktan sonra, az bir miktarını da cebine almış her seferinde. "Dünya hali, düşürürüm, çaldırırım, ne olur ne olmaz" diyerek anlatıyor bu küçük tedbirini.

 

'Cebimdeki eti yemeye fırsat bulamadım'

 

Ziyaret ettiği yerlerde, yolda, benzinlikte, otostop yaparken sayısız insanla karşılaşmış. Bu tatlı ihtiyarı görüp te onun derya deniz bilgiye sahip bir insan olduğunu her kim farkettiyse, "Gerek yok" dese bile yolda bırakmayıp, güzergahını değiştirerek kendisini gideceği köylere kadar götürüp getirmişler. Bir seferinde, Van'ın bir köyünden dönerken bindiği bir minibüs, aslında onun güzergahı olmayan bir yöne türbe ziyaretine gideceğini söylese de, "Olsun ben de giderim oraya, ziyaret etmiş olurum." demiş. Türbede adak kurbanı kesen aile, ısrarla yemek için kalmasını istese de, Mustafa dede izin istemiş. Bayanlardan bir tanesi ısrarla, "Bari şu eti al da yolda yersin" diyerek, bir poşete sarıvermiş.

 

Poşeti cebine koyan Mustafa dede, ora senin bura benim deyip, güzergahında ne kadar gideceği yer varsa turlamış. Ancak bu arada rastladığı insanlar tarafından hürmetle misafir edilip, kendisine ısrarla yemekler ikram edilmiş. Tam üçüncü günde, yolda bir minibüse el kaldırıp, Erzurum istikametine doğru yol almak istemiş. Minibüste yolcular, bir koku olduğunu belirterek, kucağında çocuk bulunan bir bayana, "Abla herhalde çocuk çiş yaptı, çok kötü bir koku var, çocuğun altını bir kontrol et" demiş. Minibüs durmuş, kadın inip çocuğun altını kontrol etmiş ve temiz olduğun söylemiş. Bu arada kısmen havalandırılan minibüs tekrar yola çıkıp, bir vakit gittikten sonra, aynı söylenmeler yine başlamış. Bu kez tek tek yolculara kokunun nerden geldiğini sormaya başlamışlar. En son Mustafa dedeye, "Dede sende kokacak bir şey var mı?" dediklerinde, Mustafa dede 3 gün evvel cebine koyduğu eti hatırlamış ve "Evet cebimde et var" demiş.

 

"Be kardeşim ben eti unuttum gittim. Canları sağolsun, insanlar karnmın acıkmasına izin vermedi ki, cebimdeki eti yiyeyim. Meğer bizim et kokmuş cebimde. Utandım fakat yapacak bir şey yok. Eti cebimden çıkardım ama kokmuş ki ne kokmuş. Minibüs durdu, hepimiz indik, eti attılar. Araba havalandı da yolumuza devam ettik." diye bu tatlı anısını bizimle paylaşan Mustafa dede, kitaplara konu olacak hayat hikayesi ve tarzıyla Boğacık Köyü'nde mütevazi yaşamnı sürdürmeye devam ediyor.

 

Artık eskisi kadar yolculuk yapma gücünü kendinde bulamadığnı söylese de, diri ve sağlıklı haliyle Maşallah dedirtiyor. Allah sana uzun ömürler ve sağlıklar versin Mustafa dede.

 

‘Şu yazıyı okuyan geldi, Osmanlı’dan koku geldi’

Askerden geldikten sonra kendisini tüm Türkiye'yi dolaşmaya adayan 80 yaşındaki Mustafa Yumurtacı, 60 yıllık hatıratının bazı bölümlerini paylaştığı sohbetimizde, çok hoşumuza giden bir anısını paylaştı.

 

Bodrum civarında bulunan bazı alim kimselerin mezarlarını ziyaret etmek niyetiyle yola koyulduğu bir gün, ziyaret ettiği türbenin üzerinde bulunan Osmanlıca kitabeyi okumaya başlar.

 

Çevreden bazı kimselerin dikkati Mustafa dede üzerine yoğunlaşır. İlk başta, kendi merakını gidermek için kitabeye bakan, hatta okuyamadığı halde okur ve anlar gibi yapan bir ihtiyar görürler.

 

Çünkü bu vakte kadar o kitabeyi bi-hakkın okuyabileni görmemişler.

 

Geriden meraklı hatta şüpheli gözlerle süzdükleri yaşlı adamın, okur ve anlar edası karşısında, Mustafa dedeye yaklaşıp, neden o kadar dikkatli baktığını sorarlar. Mustafa dede ise okuduğunu, bazı silik yerleri görmekte zorlandığı için daha da dikkatle bakmaya çalıştığını söyler.

 

Küçük bir imtihandan geçirilen Mustafa dede, orada yazılan yazıyı baştan sona tercüme edip, ardından kendi bilgi hazinesindekilerle birleştirip, orada yatan zat ve hikayesi hakkında çevresindekileri aydınlatır.

 

Şüphelerinin haksız olduğunu gören oradakilerden birisi, hafif mahcup bir eda ile Mustafa dededen helallik ister ve çevresine seslenerek, "Şu yazıyı okuyan geldi, Osmanlı'dan koku geldi" der.

 

Yaşına, görünümüne, aleladeliğine bakarak bir şeye benzetmedikleri yaşlı adamın, ne kadar deniz derya bir ilme ve mütevaziliğe sahip olduğunu öğrendiklerinde ise, Mustafa dedeyi bir daha bırakmazlar. Bodrum'da tam 15 gün misafir ettikleri Mustafa dedeyi, büyük minnet ve hürmetlerle yolcu ederler.

 

İnsanların kendisiyle ilgili bakış açısı ve düşünceleriyle pek ilgilenmeyen Mustafa dede, Allah'ın kendi içine verdiği ateşi söndürmek, dünya gözüyle ne kadar Peygamber ve evliya varsa ziyaret edip, Allah'ın rızasını kazanmayı hedeflemiş.

 

Sohbetimiz sırasında, Osmanlıca'yı nasıl öğrendiğini sorduğumuzda, rahmet okuyarak ismini ağzına aldığı hocalarından hürmetle bahsediyor. İlkokulu bile okuma fırsatı olmayan 80'lik Mustafa dede, 1945 yılında köyü Boğacık'ta imamlık yapan Yumuşak Hoca lakaplı hocadan almış ilk derslerini.

 

O'nun içindeki okuma azmi, öğrendikleriyle kifayet etmemesine neden olunca, bu isteğini doyurmak ve daha çok öğrenmek için, uzunca bir süre de Molla Hacı Bekir'den daha üst düzeyde medrese eğitimi almış.

 

Yaşlanmış bir ele kalem bu kadar mı yakışır? dedirtecek kadar güzel kalem tutup, izlemeye doyulmayacak güzellikte Osmanlıca yazıyor.

 

Osmanlıca'yı çok seri yazıp, okuyabilen Mustafa dede, ne yazık ki, hiç bir hatırasını kaleme almamış. Kendisi de bu eksikliğin farkında ancak iş işten geçmiş ona göre. "Keşke yazsaydım tüm gördüklerimi, tüm yaşadıklarımı, fakat yapmadık" sözleriyle pişmanlığını itiraf ediyor.

 

Gerçekten eğer yazmış olsaydı, bugün kıymet biçilemez bir seyahatnameyi de vücuda getirmiş ve geleceğe miras olarak bırakmış olacaktı.

 

Türkçe okuma ve yazmayı da öğrenmiş, ancak Osmanlıca kadar seri okuyup yazamadığı için, okumayı da, yazmayı da Osmanlıca olarak tercih etmiş bu zamana kadar ve öyle de devam ettiriyor.

 

Modern seyyah tanımlamasının yanısıra, ayaklı kütüphane sıfatı da geçerli Mustafa dede için.

 

Dini bilgilerin birlikte, tam bir tarih ve coğrafya deryası.

 

Tüm okuduklarını, taptaze olarak zihninde barındırıyor, anlattıkları dinlenir, merak uyandırır ve besler türünden.

 

Günümüzde az bulunur, hatta bulunamaz bir insan örneğinin belki de son temsilcisi ile karşılaştık, değerini aklımızın yettiği kadar bilmeye ve hürmetimizi üst seviyede tutmaya gayret ettiğimiz Mustafa dedenin yaşı, bilgisi ve mütevaziliği başta olmak üzere, sözündeki edebi, tavrındaki ağırlığı karşısında ezilmemek ne mümkün

 

 

Halil İbrahim Aşgın’a sonsuz teşekkürler

Meslek hayatım boyunca, sayısını unuttuğum hayat hikayesine şahit oldum ve yazıp siz değerli okurlarımızla paylaşmaya gayret gösterdim Hepsi birbirinden değerli ve ilginç hikayeleri olan insanlardı. Ancak açık söyleyeyim ki, Mustafa dede gibi bir hikayeye sahip olanını görmedim.

 

Beni Mustafa dedeyle buluşturan ve tanıştıran değerli kardeşim Halil İbrahim Aşgın'a gönül dolusu teşekkür ediyorum.

 

Hem mesleki açıdan böylesi kıymetli bir hayat hikayesine şahit olmak, hem de insani açıdan şahsiyeti, duruşu, ahlakı, ilmi ve güler yüzü ile tanımaktan onur duyduğum bir insanla beni tanıştırıp buluşturduğu için teşekkür ediyorum.

 

Language Center Dil Merkezi Kurucu Müdürü ve aynı zamanda Ensar Vakfı Çorum Şube Başkanı olan kıymetli kardeşim Halil İbrahim Aşgın da, Mustafa dede gibi insanların değer ve kıymetini bilen yapısıyla, sohbetimize anlam kattı.

 

Aşgın, benimle tanıştırdığı Mustafa dedeyi, tüm Çorumlular'ın da tanımaya hakkı bulunduğunu, Mustafa dede gibi değerlerin, özellikle yeni kuşaklara örnek olacak kişilik ve karakterinin mutlaka bilinmesi gerektiğine inandığını belirterek, ömrümce tanışmaktan gurur duyacağım Mustafa dedeyle bizi bir araya getirdi. Tekrar tekrar teşekkürler sevgili kardeşim.

 

Diğer Haberler